Rutinin ağırlığı; Sıkılmak!
İlk kitabı “Bir Mültecinin Anıları”ndan sonra Dağın Öteki Yüzünde-IŞKIN adlı romanı yayımlandı yazarın. Arada sırada yazdığı, çeşitli sitelerde paylaştığı ANI/Öykü türü paylaşımları ilgi görünce, biraz da okuyucunun zorlamasıyla, yaşamın kendisini bir ateş parçası bir kıvılcım gibi yabancı diyarlara savurmasından esinlenerek yeni çalışmasını “Savrulan Çıngı” ismi ile taçlandırmış.
Öykülerinde verdiği mesajda “Köklerinden zorla kopartılan insanı tekrar kökleriyle buluşturmayı amaçladım,” diyor İsmail Güner.
Buna sebep olansa, felsefenden uzak duran birçok devlet yönetimi ve siyasi yapının, sürekli fetişizmin sadece psikolojik açıdan cinsel saplantı olduğunu öne çıkarmasıdır.
Halbuki sosyoloji biliminin mimarları olan Agusto Comte ve Caharles Brosses, fetişizmin; dini inançlara bağlanma şeklinden ortaya çıkıp, daha sonra cinsellikte dahil farklı duygu ve düşüncelerde nasıl saplantı haline dönüştürüldüğünü net bir şekilde ifade etmişlerdir.
bu şehri çiçekle mi yıkadın
çiçekçi kadın
pembe mi
gül mü
gülbeyaz mı senin adın
bir kadına ne kadar yakışır neşe
çiçekçi kadın
kendini de çiçekler gibi seriyor musun güneşe
menekşe
orkide mi
papatya
lale
nergiz mi
yasemin
nilüfer
çiçek mi
senin adın
çiçekler gibi gülüyor günler
sen günleri çiçeklerle mi boyadın
yoksa gözlerinden mi geçiyor günler
yorulunca yüreğini çiçeklere asardın
hangi hüznünü hangi çiçeğin yaprağına sakladın
Ve yerer hükümeti. Ya diğer kahramanlar, onlara ne diyeceğiz? Roman ve Film kahramanlarından yola çıkarak, şu kişi "gizli" bilmem neymiş denebilse ne olur?
sayısı hesap edilemez.”[1]
ya sen ya da bendir.
İkimiz birden değil.”[1]
Kapitalizm, parıltılı bir çöp yığını hâline getirdiği yerkürede; yaşa(tıl)dığımız “karmaşık” gerçekliği, “basitçe” ifade etmemizi, anlamamızı sağlayan bir felakettir.
Günümüzün en korkunç gerçekliğidir![2]
Komutan Yardımcısı Marcos, “Düşmanın birçok yüzü vardır, ama tek bir ismi var; kapitalizm,” uyarısına konu olan “İleri bir korsanlık sistemidir,” Thorstein Veblen’in saptamasındaki üzere!
I) KISA BİR ÇERÇEVE
İnsanların yaşamlarında hep çile dolu bir ömür ve sabırla geçen günlerde, özellikle bu yaşam küçük kasaba ve köylerde ise, bu şartları daha da zorlaştırır. Bu yaşanılan yerlerde yani; köy, kasaba, kırlarda geceleri ısınmak için ateşler yakılır. Bu ateşlerden sıçrayan küçük çıngılar vardır. Savrulur etrafa, gökten yıldızların kayması gibi saçılır etrafa. Bir an olsun bu savrulmaları seyrederken, hayallere dalarsın ve nice anılarını o savrulan çıngılarda yaşarsın.
Dünyanın geleceğini belirleyen devlet adamları ve bilim insanlarının bilinçaltında, sürekli hükmetmek ve en çoğuna sahip olmak gibi bilim dışı düşünceler var olduğu sürece, ileride çıkması muhtemel olan nükleer bir savaşın aktörlerinin, kim olduğunun bir önemi bulunmamaktadır. Bu noktada nükleer gücü olmayanların da, olanlar kadar suçlu olduğunu bilmek gerekir.
Yollar yorgun ben yorgun
Yorgunluğuma inanmasanız
Gülen güllere
Öten bülbüllere sorun
Ötme bülbül ötme, yeter öttün başımda
Ali Aydemir’imin hallerine ağlıyorum
Eğer inanmasanız bana
Kalem tutan ellere
Yazan dillere sorun
Kül oldum savruldum
Dağlara
Nehirlere
Denizlere
Yaprak oldum döküldüm bağlara
Yorgunluğuma inanmasanız esen rüzgârlara sorun
Fidan Akpolat
8 Mayıs 2009