Devşirme Nedir, Türkiye Nasıl Devşirme Oldu?
ya da uzaklaştırılmış topluluk ve de bireylerin, yabancısı oldukları dil, din ve bu dini icat eden etnik topluluğa benzeyerek yaşamaktır. Bu devşirme anlayış Türkiye’de şu şekilde gerçekleşti.
ya da uzaklaştırılmış topluluk ve de bireylerin, yabancısı oldukları dil, din ve bu dini icat eden etnik topluluğa benzeyerek yaşamaktır. Bu devşirme anlayış Türkiye’de şu şekilde gerçekleşti.
Lütfen sonuna kadar okunmasını rica ediyorum. İnsan denen canlı; düşünce ve zekâ yeteneğini kullanmaya başladığı günden bu zamana kadar, gücü eline geçirenler diğer halklara sürekli saldırarak bazılarını yok ederken bazılarını da sömürgeleştirmiştir. Değişmeyen bu insanlık ve dünya tarihi, 1900 yıllarda da acımasız şekilde devam ederken, toplumların eğitim ve kültüründe meydana gelen gelişmeler sayesinde, ulus devletleşmelerden tutalım, özerk ya da federal gibi siyasal idari yapılarla, çoğu halklar kısmi şekilde de olsa birtakım özgürlükler elde etmişlerdi.
Devlet, toplum ve birey olarak bu bataklıktan nasıl kurtuluruz demek yerine, hiçbir şey yokmuş gibi yozlaşmayı sürdürmek, toplum olarak insani duygu, düşünce, namus ve ahlâk tamamen ölmüş demektir. Bu da kurtarıcının başka toplumlar tarafından gerçekleşmesi anlamına geliyor. Daha açık ifadeyle, “Hırsızın her konuşmasında doğruluktan bahsetmesi. Tecavüzcünün en çok namustan bahsetmesi. Ve mahalle yanarken orospunun ayna karşısında saçını taramasındaki ahlâksızlığın ta kendisidir’’. Kimse incinip gocunmasın, Türkiye devleti ve toplumunun geldiği noktayı çok güzel tanımlıyor bu örnekler.
etmek görünenden daha karmaşık bir durumdur. Bunun temelindeki birinci karmaşıklık ve içinden çıkılması zor olanı, söz konusu devlet yönetimleri ve toplum, kendi değerleri üzerinden değil, yabancısı oldukları değerler ve metafizik söylencelerle kimlik, kişilik kazanmalarıdır.
halk adına sahip olunan tüm değerlerin özeleştirisini verip, farklı her kültürün aynı ölçülerde hakkı olduğuna inanmakla işe başlanmalıdır. Devamında ahlâki, bilgi, bilinç, eğitim ve anayasal düzenin gerçekleşmesi sağlanır. Bu samimiyeti göstermeyen hiçbir siyasi düşünce, birey kesinlikle dürüst değildir. Bin yıldan daha fazla her türlü çatışma, ahlâksızlık Türkiye gibi ülkelerde yaşanırken, benim inancım, düşüncem, kültürüm; tek doğru, en kutsal benimkisi demek ahlaksızlığın dibe vurumudur.
Bu yüzden genel olarak insanlar haksızlık ve hatalarını kolayca kabul etmeyen yüksek bir egoizme sahiptir. Tutuculuk ve ötekileştirici hastalıklı bu durum, eğitim ve genel kültürü yeterli olmayan birey ve toplumlarda daha derin şekilde görülür. Düalist karaktere sahip insanın ahlâklı, dürüst özelliğinin etkin, belirleyici olmasının tek yöntemi doğru, gerçek, bilimsel, yeterli, özgürlükçü eğitim ve kültüre sahip olmasına bağlıdır.
insan için en büyük değer ahlâklı olmaktır. Ahlâkı öyle ya da böyle zedelenmiş insanın tüm değerleri sahtedir. İstisnalar hariç insanların sahte değerlerle yaşadığını, en ufak maddi manevi çıkar söz konusu olduğunda, anında her türlü değeri ayaklar altına alan yaşamlarından biliyoruz. Bu da insanın sahte ve üçyüzlü olduğunu ifade ediyor. İnsanları bu sahte değerlere sahip kılan en büyük etkense devlet yönetimleridir.
Hak, adalet, doğa insanı olmadığımız farklı düşünüp farklı yaşadığımız tüm hareketlerimizden, şüphe götürmeyecek kadar nettir. Bunun yanında din, inanç ve siyasi ideolojilere bilinçsiz, bilgisiz bağlanmamız, temiz olan yanlarımızı da yok edip bitirdi. İnsan olmak; yemek, içmek, üremek ve süperegoist duygularla düşünerek yaşamak değildir. İşte bu insan yapısı hak, adalet ve doğanın insanı değil, her tarafından yalan, hile dökülen dini ve siyasi ideolojilerin malzemesi demektir. Halbuki insan şu gerçeği bilmek durumundadır.
İnsanda ve toplumlardaki karakter sapması yalnızca 21. Yy da gerçekleşen bir durum değildir. İlkel komünal, köleci, kapitalist, sosyalist ve modern her çağda, sürekli büyük karakter sapmaları gerçekleşmiştir. Günümüzdeki karakter sapmasının eskilere göre, en büyük farkı hem insan topluluklarının nüfus olarak aşırı derecede çoğalması hem de teknik, iletişim, ulaşım araçlarının astronomik düzeyde gelişmiş olmasıdır. Bu da günümüz dünyasında yaşanan tüm olayları, herkesin duyması ve görmesi sonucunda, sanki öncesine göre daha büyük karakter sapması olduğu kanaatini oluşturmaktadır.
Gerçek devrim; devrimlerin anası olan karakterde başlar. Bu da insan bilincinde yer alan düşünce, duygu, kültür, inanç ve ideolojileri sorgulayıp yer ve zamana göre değiştirmekle mümkündür. Dünya toplumlarının yaşamını krallar, imparatorlar, devlet başkanı ve siyasi liderlerin çoğu, her şeyi kendi inanç, duygu, düşünce, ideolojilerine hizmet edecek şekilde düzenlediklerinden, insanların düşünme, sorgulama yetenekleri ya sınırlı kalmıştır ya da tamamen akıldışı bir işleve sahiptir. Bu yüzden her türlü çatışma ve hileler hiçbir zaman bitmedi.