İsrail ve Yaveri Müslümanların, İran İle Çatışmasının Tarihçesi

Cemal Zöngür kullanıcısının resmi
Bin beş yüz yıllık Yahudi, Hıristiyan, İslam düşmanlığının, gerçek nedenlerini

objektif şekilde anlamak ve anlatabilmek için, her şeyden önce tek tanrılı dinlerin icat ediliş tarihine bakmak gerekir. Bu dinlerin yaşadıkları tarihsel olaylar bağımsız, eksiksiz analiz edilmeden, kimin haklı kimin haksız olduğunun anlaşılması mümkün değil. İşin en garip yönü; Sünni Müslüman devletlerin büyük çoğunluğu, Yahudilere karşı tarihten gelen din düşmanlıklarına rağmen, İsrail ve Amerika’nın yanında yer almaları, İslam’ı ve Müslümanları sorgulatmaya yeten en önemli konudur. Ele alınan İsrail ve İran arasındaki kanlı savaşların temel nedeni, başta din olmak üzere toprak ve ekonomik çıkar egoizminden başka bir şey değildir. Bunu bilen batılı emperyalist devler, tarihten bugüne kadar bölgede hegemonya sağlamak için, mevcut düşmanlıkları kullanmak amacıyla, en fazla İsrail’in yanında yer alarak sürdürdüler.  
 
M.Ö.50’de Hıristiyanlık, M.S.610’da İslam dini icat edilmeden önce, Yahudilerin Avrupa'ya sürgününe kadar Araplar, Yahudiler, Asuri, Süryani, Keldani ve Nusayriler aynı din, aynı dil ve kültüre sahip kardeş toplumlardı. Yaklaşık tarih olarak M.Ö.1000 yıllarında Yahudilikle başlayan tek tanrıcı dini kültür ve anlayış, her geçen gün bölgede daha fazla hakimiyet sağlamak için, sözde İsraillilerin tanrı tarafından kutsanmış olan 12 Yahudi kabilesinin din, soy üstünlüğüne dayanan ırkçı düşünceyle, bölgeyi tamamen hakimiyet altına almak istemesiyle başladı. Tarihte ilk defa din ve soy üstünlüğüne dayanan “Irkçılık” böylece tek tanrılı dinlerin dünyaya en iğrenç armağanıdır. Bu sakat din, soy ırkçılığına dayanan kültür, başta kendi içlerinde birbirini yok ederken, daha sonra diğer halkları parçalayıp düşmanlaştırmakta hiçbir sakınca görmedi. Bölgedeki derin düşmanlıkların mimarı Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’dan başkası değildir. Yahudilik tüm engellere rağmen asırlarca egemenliğini sürdürürken, içerisinden Hristiyanlık çıktı. Bu da yetmedi İslamiyet üçüncü bir tek tanrıcı din olarak, Yahudilik ve Hıristiyanlığın içerisinden çıkmasına rağmen, Yahudilikten farklı bir kültüre sahip olmadığı halde, sanki bu dini toplumlar birbirlerinden tamamen ayrı, en ufak bir ortak özellikleri yokmuş gibi dünyaya tanıtılması, dünyadaki çoğu toplumların aptallaşmasının ana kaynaklarıdır.
 
Halbuki Tevrat, İncil ve Kuran’da yazılı hemen hemen tüm ayetlerin ana teması, Sümerler döneminde yaşanmış Gılgamış Destanında geçen hikâye ve olayların aynısıdır. Bu tek tanrılı dinlerin günümüzdeki tek farklılıkları, yalnızca ibadet şekillerinin değiştirilmiş olmasıdır. Başka bir farklılık kesinlikle söz konusu değil. Devamında İslamiyet Mezopotamya, Orta Doğu ve Afrika’nın bazı bölgesinde hakimiyet sağlamasıyla, İslam'ı kabul etmeyen hiçbir topluma bölgede huzur ve yaşam hakkı tanınmadı. Böylece Yahudilik ve Hıristiyanlık Anadolu, Yunanistan ve Avrupa’nın birçok ülkesine geçiş yapmaya başladılar. Hıristiyanlık, Yahudiliğe göre biraz daha yeni bir dini akım olması neticesinde, Avrupa’nın paganist inancıyla yaşayan topluluklara daha cazip gelmesi neticesinde, önemli bir taban bulmuş oldu.
 
Diğer taraftan İslam güçlenmesine rağmen kendi içerisinde, “Şİİ ve SÜNNİ” Mezheplere ayrılmasıyla hem içte hem de dışta, bölgeye asla umut ve güven kazandırmadı. M.S.670 yıllarından itibaren, Zerdüştlük inancından gelen Fars ve birlikte hareket eden halklar, o günün dini, siyasi ve ekonomik şartları gereği, Şii İslam’ı kabul etmesi bölgede daha derin zıtlık ve düşmanlaşmalara zemin oluşturdu. Yahudilikte olduğu gibi İslam’da tek kurtuluş yol olarak başta Yahudileri 50 yıl boyunca yaşadıkları topraklar üzerinde sürgün ve göçe tabi tut. Yahudiler artık bölgede barınamayacaklarını anlayınca, dünyanın birçok ülkesine dağılmak zorunda kaldılar. Sümer ve Asur İmparatorluklarının ticaret zekâsına sahip Yahudiler, dünyadaki ticareti her yerde canlandırıp geliştirirken, kendileri de ummadıkları gücü elde ettiler. Bu durum Avrupa’daki her türlü gelişmenin kilit noktasını oluşturdu.
 
Yahudiler; Amerika ve İngiltere başta olmak üzere, çoğu ülkelerde etki sahibi olmalarıyla birlikte daha önceleri Arap, Asuri ve Yahudilerle birlikte yaşamış oldukları ve adına kutsal topraklar dedikleri Kudüs, Lübnan, Suriye, (Kenan) Irak (Uruk) topraklarını kendi toprakları olarak ilan etmeleri, Yahudi, İslam düşmanlığını bir üst aşamaya çıkarmış oldular. Bunların yaşanacağını bilen bölgenin Müslüman ülke ve toplulukları, Yahudi sömürgecilerin yaptıklarına karşı güç birliği oluşturmak yerine, mezhepsel ve aşiretçilik adıyla birbirlerine her türlü katliamı, Allah’ın kutsal emri gördüler.  Ve Müslüman devletlerin hepsi, şartlara göre İsrail ve de Avrupa'daki Yahudi zenginlerle, hiçbir zaman siyasi, ticari ilişkilerini kesmezken, İran’a karşı her türlü düşmanlığı sürdürdüler. Esasında İran halkı Şii İslam’a bulaşmasıyla, diğer Müslümanlar gibi önce baltayı kendi ayağına vurmuş oldu. İslam’ı kabul ettiği günden bu yana İran gerçek anlamda doğru düzgün gelişme gösteremedi.
 
Müslümanların bu tutum ve davranışları yüzündendir ki, Yahudi sermayedarlar ve Amerika, Avrupa devletleri, bölgede istedikleri şekilde her türlü at oynatmayı sürdürdüler. Bölgedeki her türlü düşmanlık ve emperyal sömürünün son bulmasının tek kaynağı, her şeyden önce İslam devletleri birbirinden özür dileyip samimi, gerçek bir barış yapmaları gerekir. Bu da yetmez; derhal İslam'da reform ve Rönesansın başlatılması tek kurtuluştur. İslam’da reform ve rönesanslar başlatılmadığı sürece, İsrail her istediğini rahatlıkla yapmaya devam edecek. Müslümanlar ise sadece oturdukları yerde, ahkâm kesmekten başka bir icraatları olmayacak. Buna Türkiye'de dahil. Müslüman ve Yahudiler arasında Orta Çağ’dan bu zamana kadar, din ve toprak düşmanlığına dayanan ırkçılık, açık yüreklilikle ortaya konmadıkça ne İsrail haklı ne de Müslümanlar asla huzur bulamayacak.
Cemal Zöngür

Kategori: 

Yorumlar

Aydın Can  kullanıcısının resmi

Aydın Can (doğrulanmadı) tarafından tarihinde gönderildi

Bilimsel, ahlaksal, sınıfsal olmayan ilişkilerde çıkarlar önde gelir. Eline sağlık Hocam.

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...