RAKKA'DA AŞK...
Naim KÜÇÜKKAYA
H-TİPİ KAPALI HAPİSHANE GAZİANTEP
RAKKA'DA AŞK
Naim KÜÇÜKKAYA
H-TİPİ KAPALI HAPİSHANE GAZİANTEP
RAKKA'DA AŞK
<<Toprağın koynunda bile yan yana olmak bizim için yüksek bir değerdir>>
Neden diye sormayacağım, çünkü ruhum hapishanelere sığmıyor. Ruhumu hiç bir yere sığdıramıyorum. Bu hakikat ortadayken bile toprağın koynuna sığacağıma sanmıyorum. Toprak dar gelir. Sığamam toprağın koynuna.
Toprak ağır.
Duvarlar soğuk.
Sular kurşun kadar ağır.
Özlemler ise büyük.
AFFET
İçim şu an bomboş!
Yazmalı mıyım ya da hiç yazmamalı mıyım? Duvarların, kapıların boşluğunda gidip gelen çığlıklar anaforunda suskunlaşıyor günlerimiz.
Biz
Siz
Onlar
Susuyorlar!
Eski zamanlarda kitaplara gelmemesi için ilk sayfalarına "Ya Hâfız, Ya Kebikeç" yazılırmış. Kebikeç, kitapların koruyucu meleği anlamına geliyormuş. Kitap hırsızlarından korumaktan ziyade sayfaları kemirecek güve ve böceklere karşı duracak tılsımlı bir sözmüş Kebikeç. Batıl insanç olsa da yazılı eserlere gösterilmiş imtina açısından anlam ifade eder.
Kıraç tepedeki mezar taşlarına asılı örüklü saçlar ağıtlarını yele bırakıyordu. Yüzü kuru nehir yataklı kadın, toprağı yeni yığılmış mezarın taşını bir bebek gibi kucaklayıp ulumakta.
Zaman önüne kattığı her şeyi sürükleyen sel akışında. Toprağın holü içine işleyince doğruluyor. Genzini temizliyor. Kuşağından çıkardığı hançerle her iki beliğini diplerden kesiyor. İtinayla mezar taşına asıyor .
Adil Okay Sanatçılara, şair ve yazarlara yönelik baskı, teslim alma, yıldırma politikaları ne ülkemizde ne de dünyada yeni. Ancak zindana atılan, 4 ayı aşkın bir süredir açlık grevinde olan Grup Yorum üyeleri gibi, bu “kirli siyasete” direnen, “Başka bir dünya – Başka bir siyaset mümkün” diyen sanatçılar –sayıları az da olsa- her dönem ayakta kalmış ve ses çıkarmışlardır. Michael Foucault’nun değerlendirmesiyle “Dürüstlüğün kanıtı, hakikât anlatıcılığıdır. Bu anlatım günümüzde ses, söz, yazı, yontu, fırça, nota, sinema ve tiyatro ile de yapılmaktadır.
SAGELENGE
Yüzyıllara dayanan sözlü geleneğin halen canlı ve başat yaşandığı Kurdîli coğrafyada ses (deng) erbaplarınca dile getirilmiş stranlar (şarkı) da hayatın farklı yönlerine değinen ezgilerden mürekkeptir.
Cezaevlerinde kalan 22 tutuklu ve hükümlünün karikatürlerinden oluşan “Duvarları Delen Çizgiler” adlı karikatür kitabı şu ana kadar 4 cezaevi idaresi tarafından “sakıncalı” bulunarak tutuklulara verilmesi yasaklandı. Barış İnan, Cenan Genç, Hüseyin Yıldırım, Mehmet Enes Tunç, Mehmet Boğatekin, Melih Gürler, Ömer Özdurak, Serdar Sürücü, Aynur Epli, Menaf Osman, Özlem Özdemir, Zehra Doğan ve birçok politik tutuklu, “Duvarları Delen Çizgiler” adlı karikatür kitabıyla bir araya gelmişdi.
Biz çocukların, evimize geldiğinde kaçacak delik aradığı, sokakta karşılaştığımızda ise yüzümüzde muzip bir gülümsemeyle yolumuzu değiştirdiğimiz, mahallemizin iğne işlerini yapan, Selanik göçmeni bir Zeynep teyzemiz vardı.
6. sınıfa başladığım yıl, Zeynep teyzenin en büyük oğlu Mehmet abi yanımızdaki binaya taşındı ve bodrum katına da bir aliminyum doğrama ve panjur atölyesi açtı.
BASINA VE KAMUOYUNA
Anayasanın 64. maddesine göre, devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı destekler. Anayasada böyle yazar ama konu “muhalif sanatçı” olunca yasalar rafa kalkar. Sanat ve sanatçı desteklenmez, kösteklenir. İşte bu basın açıklamasına konu olan da muhalif sanatçıların, mevcut yasalar hiçe sayılarak, yasal satılan ama hapishanelerde yasaklanan kitaplardır.