Göç ya da Araf...
"Söz uçar yazı kalır." Alnınıza ırkçı etiketi yapışır silinmez.
"Söz uçar yazı kalır." Alnınıza ırkçı etiketi yapışır silinmez.
çünkü her şeyi açığa çıkarır.”[1]
Aldous Huxley’in belirttiği gibi, “Edebiyat insanın tutkusu, anlatılamayanı anlatmak, sözcüklere daha önce verilmemiş anlamlar yükleyerek konuşmaktır.”
Hem de bugünlerde, her zamankinden fazla…
“Nasıl” mı?
Aleviliğin Yolda Birlik sağlamasındaki engellerden en önde geleni, Alevilik inanç felsefesi olarak görevi ve işi olmadığı halde, pozitif bilimsel alanlara giren konuları kendi ilkesiymiş gibi savunmasıdır. Şayet Alevilik bilimsellikten dem vuracaksa, pozitif bilimlere gerek yok. Pozitif bilimler varken, inanç felsefesi olarak Aleviliğin doğacılığı gereğinden fazla yüceltmesi, çıkış yolu bulamayıp bir çeşit işgüzarlıktan başka bir anlam taşımıyor. Her inançsal düşünce öz yapısına dayanan konularda fikir belirtip, kendi tabanının o doğrultuda yaşamasını ister.
““Ana rahmine şarkta düşmüş çocuklar / Lastik ayakkabılarıyla / ‘Korkma sönmez bu şafaklarda’ / 126 Elif / Pamukta öğretmenim / 127 Berivan / Tütünde / 128 Uğur / ‘Meçhul öğrenci anıtında’ / Ya sen niye geldin 129 / Ben üzümcüydüm öğretmenim…”[i]
ŞENYAŞAR AİLESİNİN, İŞÇİLERİN VE ÇEVRECİLERİN ARADIĞI “ADALET” *
...
Sosyal paylaşım ağlarında iyi niyetli olduklarından kuşku duymadığım bazı arkadaşlar eksik, yanlış bilgilerin, propagandaların etkisi altında kalarak TEMA gibi vakıfları ya da Çevre katliamında suç ortağı olan Koç imparatorluğunu "yaptıkları bağış" nedeniyle alkışlıyorlar. Oysa o sirketlerin yaptığı bağışlar sizin, işçinin emekçinin parası. Bu sermaye grupları yaptıkları bağışları masraf gösterip ödemeleri gereken vergilerden düşüyorlar. Ve bu hile tamamen "yasal" kılıflı.
Çoğu makalede belirttiğim gibi insanın henüz insan olamadığını, insani nitelik taşıyanlarınsa tanrıcı, yalancı, dinci, ideolojik vb. siyasi yapılar tarafından önemsenmeyip ya pasifize ya da yok edilmişlerdir. Bu yüzdendir ki her sınıf, düşünce, ideoloji ve inancın ileri sürdüğü teoriler, insani yönde bir işe yapmayıp çökmüştür. Bundan sonra insanların nasıl bir sosyal ve siyasal yapıyla, yaşama devam edeceklerini öngörmek çok önemlidir. Ancak bu görünenden daha zor bir konu olup, doğruya yakın bir öngörü mümkün olabilir.
hayat var mı diye merak ederiz,
sanki bu gezegende
yaşamayı becerebilmişiz gibi.”[1]
Her alanda yalnızca egoist güdülerimizi tatmin için yarım düşünmeye devam ettiğimizden, bizler süper hayvanlarız. İnsan doğası gereği sahip olduğu sorgulama ve düşünme yeteneğini bilinçli, bilinçsiz eksik ya da yanlış kullandığı sürece, hayvandan daha tehlikeli bir varlıktır. Bunu Bilgi, Teknolojik Çağ’a ulaşan insanın doğayı, insani özellikleri öldürmeden başaramadığını hepimiz biliyoruz.
İltica temel bir haktır... Evrensel bir haktır...
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan hemen herkesin bir yakını Avrupa, ABD veya İskandinavya ülkelerinde ya mültecidir ya da göçmen işçi.
O ülkelerin ırkçıları, milliyetçileri, faşistleri yıllardır "mülteciler evlerine dönsünler...", "yabancı işçileri istemiyoruz.." diye slogan atıyorlar. Daha da ileri gidip göçmenleri, mültecileri katledenler de oluyor. Solingen'de yakılan "soydaş"larınızı ne çabuk unuttunuz diyeceğim geliyor, bizim ülkemizdeki gizli, açık ırkçı ve milliyetçilere.
bir tiyatro lazım.
Sinirlerimizi ve yüreğimizi
uyandıran tiyatro.”[1]
İnsan(lık)a ve hayat(larımız)a dair her şeyin târumâr edildiği tabloda, tiyatro(cu)nun gerekliliği üzerine yazmak da kolay değil elbet.