
İlk hayal kırıklığı…
Gürültüyle gelmez. Bir kapıyı çarpıp çıkmaz yaşamdan. Ne gökyüzü kararır ansızın… Ne rüzgâr yön değiştirir… Ne de kuşlar susar.
Her şey olduğu gibidir dışarıda.
Ağaçlar yine yeşildir. Bulutlar yine ağır ağır yürür göğün sonsuzluğunda. Akşam yine usulca iner sokaklara. İnsanlar yine birbirine gülümser.
Ama içeride…
Kimsenin görmediği bir deniz değişmiştir artık. İnsan bunu hemen anlamaz. Çünkü ilk kırılış kemiği değil, inancı çatlatır. Sessizce. Derinden. Suya düşen bir yaprağın çıkardığı ince ses kadar hafif. Ama yıllarca yankılanacak kadar derin…
İçimizde batan ilk gemi hangisiydi?
İlk vazgeçişimiz mi?
İlk aldanışımız mı?
İlk yarım bırakılışımız mı?
Yoksa ilk kez "beni de incitebilirler" dediğimiz o sessiz gün mü?
Anımsamak güç. Çünkü bazı acılar belleğe tarih bırakmaz. Yalnızca iz bırakır. İnsan o izi yıllar sonra, bambaşka bir gülüşün içinde fark eder. Bir yabancının sesinde. Bir çocuğun bakışında. Eski bir sokağın kokusunda. Ya da yağmurdan sonra toprağa sinen o tanıdık sessizlikte…
İşte o zaman anlar.
İçinde hala batmamış sandığı gemilerin çoktan denizin dibine çöktüğünü.
İnsan ilk kez incindiğinde yalnızca üzülmez.
Dünyaya bakışı da değişir. O güne dek açık duran bütün pencereler biraz daha dar görünmeye başlar. Her geleni dost sanan yüreği, kapının eşiğinde bekler artık. Sorular çoğalır. Sessizlik uzar. Bekleyiş ağırlaşır.
Ve güven…
Çocukluğun avuçlarında su gibi duran o berrak duygu… Yavaş yavaş kuşkuya dönüşür. Artık hiçbir su eskisi kadar duru değildir.
Bakarsın.
Ama eskisi gibi göremezsin.
Dinlersin.
Ama eskisi gibi inanamazsın.
Seversin.
Ama eskisi gibi korkusuz olamazsın.
Çünkü ilk batan gemi yalnızca bir düş değildir. İnsanın dünyaya açılan en saf kapısıdır. O kapı kapandığında. İçeriye önce sessizlik girer. Sonra temkin. Sonra uzaklık…
Ve en son…
Yalnızlık. O yalnızlık ki…
Kalabalıkların ortasında bile omzuna usulca oturur. Bir sofrada. Bir otobüs durağında. Bir deniz kıyısında. İçinden hiç kalkmadan seninle yürür. Kimse görmez onu. Çünkü görünmeyen yükler taşır insan en çok. Omuzunda değil. Yüreğinde.
İlk hayal kırıklığından sonra değişir insanın iç iklimi.
Artık yağmur yalnızca yağmur değildir. Bir şeyi anımsatır. Rüzgar yalnızca esmez. Eksilen bir sesi taşır kulağına. Akşam yalnızca kararmaz. İçinde eski bir bekleyişi uyandırır. Deniz yalnızca dalgalanmaz. Batırdığın gemileri getirir gözlerinin önüne.
İnsan doğaya bakmayı da başka türlü öğrenir sonra.
Çünkü dışarıdaki her mevsim içerideki bir duygunun gölgesine dönüşür. Sonbahar. Yitirdiklerinin rengidir. Kış. Suskunluğunun. İlkbahar. Yeniden inanmak istediğin günlerin.
Yaz ise…
Çocukluğunun artık geri gelmeyeceğini usulca fısıldayan sıcak bir özlemdir.
Ben bazen gece sessizliğinde kendi içime kulak veriyorum.
Orada hala su sesi duyuyorum.
Kıyıya usulca vuran küçük dalgalar… Sanki yıllar önce bıraktığım kağıt gemiler, hala birbirlerini arıyor denizin dibinde.
Birinin üzerinde çocukluğum yazıyor. Birinde ilk sevincim. Bir başkasında ilk güvenim.
En dipte duran geminin üzerinde ise… Hiç kimseye söylemediğim düşlerim. Hepsi sessiz. Hepsi birbirine yaslanmış. Hepsi aynı suyun içinde…
Ve ben…
Yıllardır onların kıyısında bekleyen yaşlı bir çocuk gibi bakıyorum içimdeki denize. Anlıyorum sonunda.
İnsan ilk hayal kırıklığında yalnızca bir düş yitirmiyor.
Bir bakışını. Bir sesini. Bir dokunuşunu. Bir yanını bırakıyor o suya. Sonra yaşam boyunca eksilen o parçayı arıyor. Başka yüzlerde… Başka kentlerde. Başka sevgilerde. Oysa hiçbirinde bulamıyor.
Çünkü bazı parçalar geri dönmek için değil.
İnsanı büyütmek için gidiyor. İşte o zaman değişiyor denizin anlamı. Artık gemileri yüzdürmek için bakmıyor insan suya. Kendi yansımasını görebilmek için eğiliyor.
Ve görüyor…
En derin denizlerin dışarıda değil. İçinde olduğunu. En büyük batışların da. Hiç kimsenin görmediği yerde yaşandığını.
Belki de bu yüzden.
Her insanın yüreğinde kimsenin bilmediği sessiz bir liman vardır.
Ve o limanda…
Yıllardır dönmesini beklediği. Bir daha hiç gelmeyecek ilk kâğıt gemisi.
Usulca uyumaktadır.
DEVAM EDECEK…
Kalem Dostu Güzel İnsanlar…
İyi Akşamlar…
Dilerim bu akşam, yüreğinizdeki sessiz limana huzur uğrasın. Batan gemilerin hüznü değil, yeniden denize açılacak umutların cesareti eşlik etsin gecenize. Gönlünüzden umut, yüreğinizden sevgi hiç eksilmesin…
Sevgi ve Saygılarımla…
Ayhan ÇAKMAK






