
Cumhuriyetten bu güne kadar, Aleviler resmi (Anayasal) olarak kabul edilmiş bir topluluk değiller. Bu yüzden devşirme Türk devlet oluşumları, asırlardır toplumun bilinçaltına yerleştirdiği İslam din Arap ırkçılığından kaynaklı, Aleviler devlet ve toplum tarafından zındık topluluk olarak görülmektedirler. Bu algı, tüm devlet ve özel kurumlarda, temel kültür olarak yerleştirilmiştir. Resmi ve gayri resmi bu durum, İslam’a mesafeli duranlar için aşağılanarak yaşamaktır. Gel ki İslam’ı kabul edenlerin yaşantıları da Alevilerden farklı değil. Sünniler; yalnızca fiziki toplu katliama maruz değiller. Bireysel, kültürel ve psikolojik olarak bunlarda her türlü aşağılanmayı yaşıyor, ancak dinimiz gereği deyip kabulleniyorlar. Bu gerçeklere rağmen Alevilerin kendilerini Cumhuriyetin sahipleri görmeleriyse, katliamlarla ruhlarına yerleştirilen korku, dışlanma, aşağılanma ve devşirme psikolojisidir. Şayet bağımsız, samimi psikolog ve sosyal antropologlardan oluşan bir komisyon kurulup, Aleviler üzerinde inceleme yapsalar, Alevilerin bu travmadan kurtulmalarının mümkün olup olmayacağı o zaman ortaya çıkar. Sürekli aşağılanma ve katliam korkusuyla, katillerine aşık şekilde yaşayan bir toplumun, siyaset ve sosyal yapılarda etkilerinin olduğunu kimse kanıtlayamaz. Bu büyük bir psikolojik rahatsızlıktır.
Alevilerin %99.9’u bu gerçekliklerden habersiz her gün, her türlü aşağılanıp yasaklı oldukları halde, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) gibi oluşumlarda yer almaları, siyaset ve düşünce yoksunluğudur. Çünkü bugüne kadar Türkiye’de var olmuş sosyal demokrat partilerden tutalım, sol olduğunu ileri sürenlerin hiçbiri, Alevilerin durumlarıyla ilgili en ufak bilimsel ve anayasal çözüm getirmiş değiller. Diğer önemli bir konu; günlük olarak sosyal ve siyasal ilişkilerde, resmi ideolojiden uzak bazı birey ve grupların, devletin ırkçı dayatmasına rağmen Alevi birey ve ailelerle, insani ilişkiyi sürdürmelerinin toplumda yarattığı yanlış anlaşılmayla, Alevilerin devlet ve toplum tarafından olduğu gibi kabul edildiği yanılgısıdır. Bu durum söz konusu insanların hümanist yapı ve devletin her dediğinin doğru olmadığını düşünüp, kendiliğinden gelişen bir tavırdır. Ne yazık ki, Türkiye’de Alevi olan olmayan toplulukların çoğunluğu, devletin nasıl bir aşağılama politikası uyguladığının bilincinde olmadıklarından, Alevilerde kendilerini nimetten sayıyor. Tüm İslam devletlerinde, Alevilerin aşağılanıp katliama uğramalarının ana kaynağını anlamak için, insanlık kültürü ve Aleviliğin özet tarihçesine bakmak yeterlidir.
Öncelikle Aleviliği içinden çıkılmaz karmaşaya sokanların başında Aleviler gelirken, bu anormal tutumu iyi değerlendiren devletlerse, ikinci sırada yer alanlardır. Son yirmi yıla kadar Alevilikle ilgili, Alevilerin bilimsel bir araştırmalarının olmaması, Aleviliğin aşure çorbasına dönüşmesini sağlamıştır. Son yıllarda Alevilikle ilgili kitap yazıp düşünce bildirenlerin çoğu, yeterli eğim, akademik yetkinlik ve kültüre sahip olmadıklarından, sürekli duygusal hezeyanlarla Aleviliği allayıp pullamaları, Alevilikte mevcut olan yanlışların açığa çıkmasını engellemektedir. Alevilerde üç düşünce anlayışı mevcut.
1-Duygusal ve Kariyerist Aleviler: Her toplumda olduğu gibi Alevilerde bu anlayış, büyük çoğunluğu oluşturuyor. Aleviliğe sürekli methiyeler düzülerek dünyanın kurtuluşu Alevilikteymiş gibi ifadelerle, Aleviliğin itibarını iyice yok etmeleri. Sosyalizmin sorunlara alternatif olamadığı dünya gerçekliğinde, Alevilik neyi çözer ki? Aleviliği her derde deva görenlerin başında Dede, Pir ve sosyalist ideolojide başarısız olup kendini konuşturan Alevilerdir.
2-Devşirme Aleviler: Türkiye başta olmak üzere İran gibi devletlerin direkt, dolaylı yönlendirmesiyle Aleviliği, İslam’ın Sünnilik kadar gerici Ehlibeyte bağlayanlar başta gelenlerdir. Diğer bir anlayışsa, sözde bilimsel alternatifler sunan Kemalist devşirme Alevilerdir. Bu devşirme Aleviler, efendim Alevilik Anadolu kültürüdür diyerek, Hititleri ve Sümerleri Alevi gösteren kültür yoksunlarıdır.
3-Gerçek Araştırmacı Aleviler: Bu anlayışa sahip Alevi veya Alevi olmayan araştırmacılar, ne yazık ki toplumda %0,01 oranı dahi oluşturmuyor. Tüm zorluklara rağmen tarih ve kültürleri bilim kuralları çerçevesinde araştırıp ortaya çıkardıkları halde, Aleviler tarafından sevilmedikleri gibi üstelik Alevilerce mahalle baskısına maruz kalmaktadırlar. Neymiş? Aleviler hümanist, devrimci, demokrat, çağdaşmışlar. Bu asla doğru bir tespit değil. Alevilerin zaman zaman hümanist ve sol yapılarda yer almaları, aşağılanıp dışlandıkları içindir. Aleviler devlet gücüne, makam, mevki ve maddi imkânlara sahip olsunlar bakalım, ne kadar hümanist, solcu oldukları asıl o zaman anlaşılır. Şu anda her türlü yardım ve desteğe ihtiyaçları olduğundan kibarlaşıyorlar.
Türkiye’de kültür, düşünce ve tarihsel konularda derin dejenerasyon mantığın hakim olması neticesinde, gerçekleri bilenler kariyer ve korkudan yazmazken, yarım entelektüeller devletin boranzanlığına çanak tutacak şekilde yazıyorlar. Kültürlerin nasıl doğduğu, birbiri içerisinden çıkarak on binlerce yılda, hangi şekilleri aldığını görmeyen bilinçsiz çoğunluk, adeta Türkiye’de toplanmış gibi. Halbuki kitaplı kitapsız, peygamberli peygambersiz din, inanç, siyaset, ekonomi ve insanlık tarihi, genel hatlarıyla şu şekilde gerçekleşmiştir. Önemli bir ayrıntı; “İnsanlaşma tarihi ayrıdır, insanlık tarihi ise tamamen farklıdır”.
İnsan Tarihi; M.Ö.15 milyon yıllarında, insansı türe yakın ama henüz insanlaşmamış Hominidlerle başlamıştır. Daha sonra M.Ö.6 milyon yıllarda, Homo Hubilas, M.Ö.2 ile 1,5 milyon yıllarda Homo Erektus. M.Ö.1 milyon ile 250 bin yıllarında, Homo Sapiens’e ancak dönüşmüştür. Buna rağmen Homo Sapiens M.Ö.65 bin, Paleolitik Çağ’a kadar, sadece insansı özellikleri biraz daha gelişmiş varlıklar olmasına rağmen, insanlık kültürüne henüz sahip olamamıştı, çünkü konuşmayı bilmiyordu. Paleoltik Çağ’dan itibaren bu insansı türlerin gerek anatomik yapısında gerekse beyin yapısı, biraz daha gelişim sağlaması neticesinde, hayvani duygularla birlikte yavaş yavaş çevresini gözlemleyip, elleyerek ve koklayarak, küçük çaplı deneyimler edindiler. Bu duygu ve hislerle faydalandığı ya da korktuğu şeylere primitif bağlanmayı başlattı. Henüz doğru düzgün konuşamadığı gibi düşünemiyordu da. Küçük çaplı bazı bozuk ses ve hareketler dışında, her şey hayvani duygular aşamasındaydı.
Mevcut insan yapısı M.Ö.30 binli yıllara gelindiğinde ki bu dönem Mezolitik Çağ’dır. Doğanın kendisi başta olmak üzere, birçok alanda diyalektik değişimi yaşayan Homo Sapiens, çıkardığı bozuk seslerle artık yavaş yavaş konuşmaya başlayıp güneş, ateş, su, toprak, canlanma ve doğurganlık gibi Animist, Totemist inanış kültürünü başlattılar. Bu beraberinde doğadaki birçok maddelere inançsal ve duygusal bağlanma ve yüceltmeyi geliştirmiştir. İşte ilk insanlık dediğimiz kültür bu çağdan itibaren yavaş yavaş filizlenip, M.Ö.15 ile 12 binlerde Neolitik Çağ’da insanileşmeye başladı. Neolitik Çağ’da Hiyeroglif, resim yazıların dışında yazı dili de henüz gelişmemişti. Neolitikte tarım başta olmak üzere, bugün çoğunu modernleştirdiğimiz yemek, içmek, dostluk, arkadaşlık, imece, aşk, sevgi, aile vb. birçok şey, Anatanrıçalar sayesinde gerçekleşti. Bu insanlık kültürü içerisinden Kral Tanrıcılık ve Gök Tanrıcı kültürel inanışlarda şekillendi.
Neolitiğin sonuyla birlikte M.Ö.7 binlerden itibaren Çin, Hint, Sümer, Mısır, Asur vb. Kral Tanrıcı kültürler yaşanmış olup, M.Ö.1000 yıllarında ise Hz. İbrahim’in icat ettiği Tek ve Gök Tanrıcı dinsel inanç devreye girmiştir. Doğal olarak yazı başta olmak üzere insanın beyin yapısı, düşünce, deneyim, akıl vb. sosyal, kültürel aktivitelerin gelişmesiyle, dünya yaşamı daha da zenginleşti. Sümer, Asur, Hitit gibi birçok krallıklarda dahil,Tek Tanrıcı Dinler, insanlık tarihinde önemli izler bıraksalar da istedikleri toplulukları acımasızca katlettiler. Köleciliği yücelten ve aynı zamanda kralların en sevdiği kadın ve erkekleri diri diri onun mezarının yanına gömmen anlayış, asla olumluluk anlamında çağımız insanına şirin gösterilmemeli.
Buraya kadar genel hatlarıyla sıraladığım Polotesit ve Monoteist kültürlerle şekillenen insanlık tarihi, M.Ö.8. yüzyıldan itibaren Zerdüşt’ün Düalist felsefi temele dayanan yüksek Ahlâk ve hümanist kültürü; doğayı, insanlığı ve canlıları yücelten ilk etik felsefedir. Düalist Ahlâk kültürü, Med ve Perslerde hayat bulurken, Helen felsefecilere de büyük bir ışık kaynağı olmuştur. Batının modern bilimsel felsefesi Med, Pers ve Sasanilerin yüksek Ahlaki temele sahip Madeizm ve Helenlerin demokrasi kültürüyle şekillendi. Aleviler ise Mazdek kültürünün sahibi, birebir uygulayıcıları oldukları halde, çağın getirdiği değişimleri kavrayamamaları ve kendi otoritelerini yeniden inşa edememeleri yüzünden, diğer otoriteler tarafından aşağılanıp ötekileştirildiler. Tüm bunlara sebep olansa, Aleviler sahip oldukları inançlarının her çağa çözüm olduğu bağnazlığıdır. Bu anlayış günümüzde de ısrarla devam ettiriliyor. Aleviler; İslam ve diğer dinlerden her ne kadar etkilenmiş olsalar da, esas sahip oldukları insanlık ve doğacı kültürlerini hiçbir zaman terk etmemişlerdir. Sonuç olarak Alevilik tek tanrılı dinlere karşı önemli bir kültür alternatifi oluşturduğu için Müslüman devletler, Aleviliğe sürekli saldırıp katliam uyguladılar. Bu yüzden Aleviler sürekli yer altına çekilip Mazdek, Mani, Ezidilik, Babilik, kızılbaşlık ve Alevilik isimleriyle yeniden ortaya çıktılar.
Aleviler içerisinde istisnalar hariç, büyük çoğunluk duygusal, yanlış, eksik bilgi, kariyer ve çıkara dayanan Alevilik yaptıklarından, kendilerini kurtaramadılar. Kendini kurtaramayan bir düşüncenin, siyasetten tutalım yaşamın diğer alanlarında bir etkisi kesinlikle söz konusu olamaz. Bir grup veya topluluğun siyaset ya da yaşamın diğer alanlarında etkisinin varlığı, önce kendi öz kültürüne göre örgütlenip otorite oluşturmasıyla mümkündür. Dernekçlilik vb. yapılar, oyalanıp kendini aldatmaktır. Daha somut özetse; Alevilerin siyasette etkisi saman alevi gibidir. Anında tutuşurken, hızlıca sönüp yok oluyorlar. Aleviler tarihsel gerçekliklerini ve saman alevi niteliklerini tartışıp sorgulayacak medeni kültür ve cesarete sahip olmadıklarından, sürekli birilerinin arkasından yürümekteler. Devlette bunu çok iyi kullanıyor.
Cemal Zöngür
Kaynaklar:
Yuval Noah Hararı- Kemirgenlerden Sürüngenlere Sapiens.Kolektif Kitap Yay.
Ethem Xemgin- Aleviliğin Kökenindeki Mazda İnancı ve Zerdüşt Öğretisi. Berfin Yay.
Mehmet Bayrak- Alevilik ve Kürtler. Özge Yay.
Alaaddin Şenel- İlkel Toplumdan Uygar Topluma. Birey Toplum Yay.
Alaaddin Şenel-İnsanlık Tarihi. İmge Yayınları
Friedrich Nietsche – Böyle Buyurdu Zerdüşt. İskele Yayınları
Faik Bulut- Alisiz Alevilik. Doruk Yay.
Faik Bulut - İslam Komünleri. //
Faik Bulut- Ebu Müslim Horasani. Su Yay.
Musa Şanak- Mezopotamya’da Dinlerin Doğuşu. Aram Yay.
Ethem Xemgin- Alevilik ve İslam. Doz Yay.
Cemal Zöngür –Din ve Felsefe Açısından Kızılbaşlık. Ozan Yayıncılık






