
Takvimler yine Eylül’ü gösteriyor.
Ama benim içimde hâlâ 1 Temmuz var.
Tam tamına beş koca yıl geçti.
Beş yıl…
İnsan zaman geçtikçe alışır sanıyor.
Oysa bazı acılar alışılacak gibi değilmiş.
Bazı özlemler yıllarla değil, yokluğun ağırlığıyla ölçülüyormuş.
Seni kaybettiğim o Temmuz günü, sanki hayatımızın en güzel sayfası yarım kaldı.
Tam hayallerimizi birlikte yaşamaya başlamıştık.
Tam “bundan sonra daha çok gezeriz, daha çok güleriz, daha çok yaşarız” hayellerimizi gercekleştiririz dediğimiz günlerde…
Sen elimden kayıp gittin.
Geriye birlikte yaşadığımız güzel günler, fotoğraflar , evlatlarımız ve torunlarimiz ve bitmeyen bir de hasret kaldı.
Bir yaz daha bitti…
Anılar tek tek yenuden gözümden geçti.
Yine bir Temmuz’du;
aldı seni kara topraklar.
Hâlâ ilk günkü gibi
gözümde bütün anılar…
Bazen yanımdasın sanıyorum.
Sanki birazdan kapı açılacak,
sen gülümseyerek içeri gireceksin.
Sonra gerçek sessizce dokunuyor yüreğime:
Sen yoksun…
Ama nasıl olur da yoksun?
Her yerde sen varsın.
Bir şarkıda,
bir kokuda,
bir sokakta,
bir yaz akşamının serinliğinde,
birlikte çekilmiş eski bir fotoğrafın içinde…
Ve en çok da kalbimin içinde.
Ne olur kar taneleri,
düşmeyin üşüyecek…
Korkardı geceleri.
Şimdi kime sarılacak?
Ben hâlâ seni düşünüyorum Ayşegül.
Hâlâ seninle konuşuyorum içimden.
Hâlâ anlatacak çok şeyim var sana.
Beş koca yıl geçti…
Ama insan sevdiğini kaybedince,
takvim yaprakları kopuyor da
özlem eksilmiyor.
Sen benim hayatımdan gittin;
ama hayatımın içinden hiç gitmedin.
Çünkü bazı insanlar toprağa değil,
insanın yüreğine gömülür.
Ve insan, sevdiğini orada yaşatmaya devam eder .
Bir yaz daha bitti Ayşegül…
Ama benim sana olan sevgim bitmedi.
Hasretin bitmedi.
Anılarımız bitmedi.
Ben seni hâlâ
ilk günkü sevdamla özlüyorum.
Ve biliyorum ki…
Bu dünyada yarım kalan hayallerimiz,
kalbimde tamamlanmayı bekleyecek.
Seni hiç unutmayacağım.
Ruhun şad, mekânın cennet olsun.
Canım eşim Ayşegül…
Yol arkadaşın
Ali Cemal Türkmen






