ÖYKÜLER

Otobüs

Ali Vafi kullanıcısının resmi

  Ben bu sıkıntılı durumu bildiğim için bir gün önceden hastaneye giden otobüs hattını öğrendim, durağı buldum. Hatta duraktaki tabelayı kontrol ettim ve otobüsün geliş saatini yazdım.
Randevu sabahı bir saat önceden durağa gelip otobüsü beklemeye başladım. Arada tabeladaki geliş saatlerini kontrol ediyordum. Heyecandan oturmuyor, ayakta dikelmiş bir halde bekliyordum.
Zaman çok ağır geçiyordu. Geçen her dakikası benim yüreğimdeki bir tohum gibi merakımı da büyütüyordu. Bu korkuyla karışık merakım o kadar büyüdü ki, dayanamadım taksi tutup hastaneye gittim sonunda.

Tepe

Mustafa Güçlü kullanıcısının resmi

Yerin altı para dolu. Bir anlatabilsem. Rüyalarıma giriyor her gece, Meşhur Dede’den sola kıvrılınca ince bir patikadan yol alıp ulaştığım yığma tepe.
Ah bilseniz neler saklı o tepenin altında. Her gece bir nur bulutu yağar buraya. Uzaylılar bile dolanıp duruyor etrafında. Alıp götürecekler aklı sıra onca hazineyi.
Yedirir miyim, vallahi billahi kimselere göz açtırmam.
Havalar soğuk olmadığı günlerde elimde tek kırma tüfekle nöbet tutuyorum yığma tepenin yamacında. Geceye kulağıma dayayıp otların arasındaki kuş, kurt, çakal cümle mahlukatın feryadını dinliyorum.

Murtaza'nın Karısı

Muzaffer Oruçoğlu kullanıcısının resmi

Sonra gün günü, ay ayı kovaladı, civcivler yumurtalardan çıktı. Murtaza’nın küçük kardeşi, yavaş giden trenin vagonundan kömür aşırırken düştü öldü. Gittik iki rayın arasından cesedi aldık getirdik. Kömür torbasını almadık, orda kaldı. Murtaza o günden sonra eşyalara kötü davrandı. Yemek yediği kaşığı attı. Su içtiği maşrapayı attı. “Sana rızk veren eşyalara hor davranma,” diyecektim, diyemedim. Malay tenceresini devirdikten dört ay sonra Murtaza öldü. Kimseye haber vermeden öksüre öksüre öldü. Gittim anama söyledim. “Yazık,” dedi. “Eli, kömürden toprağa hiç değmedi.

Tokat hapishanesinde yazılan bir öykü: "YAPRAK VE RÜZGARIN DANSI"

Görülmüştür kullanıcısının resmi

 
YAPRAK VE RÜZGARIN DANSI...
            “Ben bir yaprağım. Hangi ağacın yaprağı olduğum önemli değil. Bir bahar sabahı ait olduğum ağacın tomurcuğa durmasıyla yeşermeye başladım. Ağacım yağmurla beslenirken, ben damarlarından bana ulaşan hayatla yeşeririm. Dalımda açar, acele etmeden büyürüm. Büyüdükçe, kış boyunca kurumuş, çöle dönmüş ağacımda hayat yeniden başlar. Rengim hayatla özdeştir. Ağacı büyüleyici kılan ben ve kardeşlerim bir de gölgemizde büyüyen ağacımızın meyvesidir.”

Sayfalar

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...
ÖYKÜLER beslemesine abone olun.