Gofret ve Çikolata
Gömleğinin altına gizlemeye çalışıyordu, birilerinin görmesini istemiyordu çünkü. Kızına ve karısına çaktırmadan evden çıkması gerekiyordu. Yine de kızını öpmeden edemedi. “Az sonra gelirim” diyerek kapıdan çıktı.
Gömleğinin altına gizlemeye çalışıyordu, birilerinin görmesini istemiyordu çünkü. Kızına ve karısına çaktırmadan evden çıkması gerekiyordu. Yine de kızını öpmeden edemedi. “Az sonra gelirim” diyerek kapıdan çıktı.
Yine o sihirli sözcüklerini ona fısıldayacak mıydı, bilemiyordu. İki hafta olmuştu onu görmeyeli. Kaşla göz arasında Auda’ya göz kırptı. Anladı onun tekrardan döneceğini.
Tatlı bir sonbahar serinliği var havada.
Yemek vakti değil henüz. İkindi ezanı biraz önce okundu. Yemek için gelmiyorum zaten buraya. Bu dingin atmosferde okumayı, yazmayı seviyorum. Mekân sahibi arkadaşım. Garsonlarla da ahbap oldum.
Önümde bilgisayarım, bir kadeh şarap ve yanında bir tabak kuru üzüm var. Yazmaya çalışıyorum. Tek sorunum masamın üzerine düşen, kokusuna doyamadığım iğdeler. Elime alıp kokluyorum. Doyamıyorum. Kıyıyorum birkaç tanesine, parmaklarımın arasında eziyorum. Sırf bu koku yüzünden, azalan koku duyusunu tamamen kaybetmekten korkuyorum.
Birbirlerinin pervanesi olmuşlardı. Etrafında döndükleri aşk ateşi yakıcı değildi. Tam tersine, taze kan pompalanıyordu yüreklerine.
Görüşemeden edemiyorlardı. Yeni bir kapı aralanmıştı önlerinde. O kapı onları alıp rengârenk dünyalara götürecekti. Hissediyorlardı tüm bunları; mutlu olacaktılar. Kasabalarına sık sık gelmeye başlamış ve gittikçe de birbirlerini deli gibi sevmişlerdi. Sonunda ailelerin onayını alarak evlenmiştiler. Kağnının tekeri bir taşa denk gelmişti. Şaklama sesiyle kendine geldi. Ded Leon’a baktı.
Can acıtıcı olaylar üstü örtülür, inkârla beraber hasıraltı edilmek istenir. İstenir de ama çözüm değildir. Yayılarak, büyüyerek vahim bir hale gelir.
Apê Avdar derlerdi ona. Apê Avdar ismi kişiliğiyle, yaşamıyla bütünleşmişti. Öyle ki evlatları bile baba demezdi. Herkesin Apê Avdar'ıydı o. Köye bir misafir geldiğinde onun evinde ağırlanır, düğün parası bulamayan gençlere elini uzatırdı. Kimi zamanda kavgalıların arasında bir köprü olurdu. Aslında öyle zengin parası olan biri değildi. Ama gerekli olan cesur, şefkatli bir yürek zenginliğiydi.
Bir süre etrafı seyretti. Sokaklar yağışlı kış günlerine nazaran daha hareketliydi. Karşı binada oturanlar çoktan piknik sepetini hazırlamış arabalarının arkasına yerleştiriyorlardı bile. Genç anneler küçük çocukluyla parkta koşuşturuyorlardı. “Böyle bir günde evde durulmaz, işlerin canı cehenneme” diye mırıldandı, kendi kendine.
O günün, cemrenin toprağa düştüğü gün olduğunu hatırladı birden. “Hoş geldin İlkbahar bugün seni kutlamalıyım.” diye mırıldandı tekrar. Hızla salona daldı. Gazete okuyan Asım Bey’in tepesine dikildi: