Cimcik Makarna/ Melek Ertan
Karnımızı doyururken burnumuzu çekmeye başladık. Gözlerimize dolan görüntülerden anlam çıkarmak belki de aşkla birlikte aynı anda tenimizle buluştu. Terimizden kazıdık kokumuzu ve şişeler doldurduk.
Karnımızı doyururken burnumuzu çekmeye başladık. Gözlerimize dolan görüntülerden anlam çıkarmak belki de aşkla birlikte aynı anda tenimizle buluştu. Terimizden kazıdık kokumuzu ve şişeler doldurduk.
BİR İSHAK BUDAK HİKÂYESİ
Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Gecenin zift karanlığında ayın parıldayan ışığı gözlerime vuruyordu. Güneş yoktu artık, yeryüzündeki sıcacık ışığını çekmişti. On dakika boyunca belki de daha uzun bir süre ayın ışığını seyre daldım. Zihnim bana sesleniyordu. Bir şeyleri hatırlatıyordu sanki. Hatırlamadığımı fark ettim. Uykusuzluk çeke çeke bir hal oldum şu sıralar. Hele gecenin bir yarısı kalkmam yok mu?
Ömer: “Bırakın tartışmayı oğlum” dedi, “zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış. Hanginiz bugüne kadar doğru dürüst altılıyı tutturdunuz lan söylesenize?” diye de çıkıştı.
Şimdi ise yüreği ağır geliyordu kendine. Ruhunun her bir santimetrekaresinde yorgunluğu hissediyordu, ya da öyle sanıyordu. Aha şurası, felt felt atan yüreği artık kaldıramıyordu adı batasıca Londra’yı.
Ayakta duran kalabalığa seslendi:
“İlerler misiniz?”
Hemen onun arkasından duran ve bir eliyle annesinin bluzuna asılan küçük kız çocuğu ile araya sıkışan kadın iki koltuk ilerisinde küçük bir kız çocuğunun oturduğunu görünce öfkeyle yanında bulunan şişman kadına:
"Bayan bu çocuk sizin mi? Neden kucağınıza almıyorsunuz?" dedi sert bir ses tonuyla. Kadın aldığı tepkiden biraz utanarak, biraz şaşırmış bir halde etrafına bakınıp, çocuğu kucağına aldı.
Esmer ve güzel kadın, öfkesini alamamış, konuşmaya devam ediyordu;
Kemerli, lacivert paltom, lacivert kasketim ve yaşımla çelişen bıyıklarımla kime benziyordum desem? Rus steplerinde savaşan bir Kızılordu askerine mi, Mustafa Kemal'in karlı günlerdeki üniformalı haline mi?
Tek fark benimkilerin lacivert oluşuydu. Biraz Bolşeviklik biraz Kemalistlik biraz da kendim...
Sütçü İmam'ın o hizada el yapımı sağlam bir kundurayla Kıbrısmeydanı'na iniyordum. Yıl 86, aylardan Kasım; güneşin başının dertte olduğu soğuk bir gün. Yağmurun yerini güneş almış, şehir, kirinden pasından arınmış gibiydi.