50 Mahpusla 50 Fotoğrafçı Antakya'da Buluşuyor
ÖZGÜRLÜĞÜN SESİ
50 MAHPUS İLE 50 FOTOĞRAFÇININ ÖZGÜRLÜK BETİMLEMESİ
ÖZGÜRLÜĞÜN SESİ
50 MAHPUS İLE 50 FOTOĞRAFÇININ ÖZGÜRLÜK BETİMLEMESİ
Tapınma Kelimesi: Etimolojik kökeniyle Moğolcadan gelir. Ve Moğolların Mani inancındaki bağlılıkta ifade ettikleri gibi, “Tab veya Tap - ın - mak şeklinde kullanılır.
Arapçadaki Tapınma Kelimesi: Yaebud’dur.
“TABİATIN ÇIĞLIĞI” KARMA FOTOĞRAF SERGİSİ HAKKINDA
Ekosistemin dünyada ve ülkemizde insan eliyle bozulması, devletin ve siyasi iktidarların kâr daha çok kâr için doğayı yağmalayan özel şirketlere göz yumması sonucu hem bizim hem doğadaki diğer canlıların yaşam alanları daraldı. Özellikle son çeyrek yüzyılda dünyada ve ülkemizde yöneticiler, ekolojik ve sosyal talana karşı timsah gözyaşları döküp sözde çözüm aramadılar. Küresel tükeniş doğal bir süreç olarak gösterildi. “Çevre suçu” işleyen şirketler değil, onları teşhir eden çevreciler yargılandı.
FİRARİ YAZILAR – İÇERİDEKİ YAZARLARLA SÖYLEŞİLER
insanlığınızı unutturacak.”[1]
Geleceğ(imiz)i biçimlendiren günlerin karmaşasıyla yüzleşiyoruz.
Bu durumu yani “Türbülanstan sert düşüş trendine devletin siyasal hâl(ler)i”ni anlamak/ anlatmak bir anlamda yapan(lar)ı kavramak, ne yapıldığına veya neden yapıldığına dair bilgiye sahip olmakla mümkündür; “Bir şeyi gerçekten bilmek onu anmakla olur,” diyen Sokrates’in vurgusundaki üzere…
yeni kötü şeylerden
başlamak gerekir.”[2]
Prolog
Shakespeare, Hamlet’e “Bu Danimarka devletinde çürümüş bir şeyler var” diye söyletir. Acaba Danimarka devletinde tek mi çürüme var? İktidar ve devletçi yapılanmaların olduğu her yerde çürüme yok mu? Özellikle projektörümüzü günümüze tutarak olay ve olguları değerlendirdiğimizde açığa çıkacak hakikat, ‘Yeni Dünya Düzeni’ denen neoliberal sistemin yol açtığı çürümenin nüfuz etmedik alan bırakmamasıdır. Sonbahar yaprakları gibi dökülen sözcüklerin altında saklı kalan Dünyanın büyüsü bitirilmek istenmektedir. Ne yazık, doğa, toplum ve birey tahrip edilip çürütülmeyle karşı karşıyadır.
YILDIZLARA ŞİİR
Alıp başımı gitme imkânım olmasa da
Kapılıyorum deli rüzgârlara
Bir avuç toprağa hasetken
Susuz çatlayan yok olan toprak, kuruyan başaklar
düşüyor aklıma…
Oturup şiir yazıyorum
yıldızlardan birine
sonsuzluğa dair,
Ve
Ölüm doğum döngüsünde
alıp verirken soluğumu anlıyorum,
boşunaymış devinim
uykular duldasında
dün bitti yarın meçhul
her şey sanrıdan ibaret
An’ında içinde öğütülmek mevcutmuş…
…
Engin BULUT
2 No’lu T Tipi Hapishane A-Tek-3
Nihayet beklediğimiz gün gelip çatmıştı. Ben, Heci, Elbeyi, Kenan, Davut… İşçievleri’nden aşağıya doğru güle eğlene yürümeye başladık. Yolda bizi görüp de aramıza katılanlar olmuştu.
İşçievleri yol bitiminde sağa dönüp Menderes Caddesi üzerinde yürümeye başladık. Benzinliğin oradan yolun karşısına geçtik, oradan da parka. Kaydırak tüm muhteşemliğiyle karşımızda duruyordu. O kadar devasa bir kaydıraktı ki, gördüğümüze inanamadık. Upuzun bir merdiveni vardı, yüksekliği ise en az on metreydi. Korkuyor, merdivenlere çıkmaya çekiniyorduk.
Karanlıkta filizlenen fikirler işte oradadır ve alevlerini harlandırır durur. Onları ancak şimdi parlak bir ışık altında, belirsiz ve aldatıcı bir karanlığın yanındayken açıkça görebilirsiniz.
Uzun bir zamandır birbirlerine kenetlenmiş olan özgürlük, eşitlik, adalet fikirleri işte şimdi dünyaya geldiler.
Fikirler birbirini tutuşturur, alevlerini yükseltir, sarsılır, mücadeleyle döllenir, yürek açılır, hayat zenginleşir.” –Eva Geber’in aktarımıyla, Louise Michel’in ‘Yeni Çağ’ adlı eserinden-
Firar ettiler kendi çağlarından. Gericiliğin kırbaçlarından.