KÖR TİMSAH
Kör dişleriyle beni ufalıyarak, ancak o küçük karın çukuruna atabilirdi.
Kör dişleriyle beni ufalıyarak, ancak o küçük karın çukuruna atabilirdi.
Sabah erkenden kalktı, yatağını toplamadan, doğruca mutfağa geçti. Kendisine sallama çay yaptı. Hoşuna gitmedi; tadı tuzu yoktu çayın. PC’yi açtı, internete girdi, sayfaları dolaştı, içindeki sıkıntı dağılmadı yine de. MSN’ sine baktı, kimsecikler yoktu... Gazetelere göz attı, içi karardı okuduğu haberlerden...
Der Tee gefiel ihm nicht... der Tee hatte ihm nicht geschmeckt... Er stellte seinen PC an, surfte im Internet, surfte in verschiedenen Webseiten, trotzdem verging die Langeweile, die er in seinem Innersten verspürte, nicht. Er loggte sich in das MSN ein, niemand war dort anzutreffen... Er warf einen Blick in die Zeitungen, die Nachrichten; die er las, machten ihn schwermütig... Er zog sich etwas an und rannte nach draussen, auf die Strasse, ein Enge Gefühl war ihm überkommen. Er ging aufs Geratewohl in eine Richtung.
Biz kâh çarık giydik
Kâh yalın ayak gezdik
Şu düzende
Çok kez çıplak
Çok kez yırtık pırtık, yamalı dolaştık
Çok kez de ekmeğe, soğana hasret kaldık
Açlığımız için
Çok kez dağ, bayır dolaştık
Yenilecek bitki aradık
Bulamadık
Buzdan da fazla soğuk barınağımızı
Isıtmak için
Çalı, çırpı topladık
Ocak yakmaya
Biraz kav, bir nebze kükürt, az ateş bulamadık
Evimizin sırtını dayadığı Gola Ostoro Dağı’nın eteklerini eğile büküle dolanıp giden eski bir kağnı yolu vardı. Öğle miydi, sabah mıydı hatırlamıyorum o yola girdim. Tanrı’yı bulmaya, onunla konuşmaya gidiyordum. Masal ustası yataktaydı, dili tutulmuştu, çok sevdiği tütün tabakası, piposu boynu büküktü. Büyüdüğümüz o evde sanki her şey gözden ibaretti. Birkaç ay içinde olmuştu, yüzü erimiş, gözleri kocaman olmuştu. Sırtında taşlar taşıyarak evler yapmıştı, etrafında sıra sıra kavak, erik ve dut ağaçları dikmişti.
“Oturma Eylemleriyle” dayanışmaya davetle başlayayım.
Demokrasi mücadelesinde bazen bir çığlık, bazen sessiz bir duruş, ya da bir oturma eylemi, Plaza De Mayo Anneleri ile Cumartesi Annelerinin Oturma Eylemlerinde olduğu gibi çığ misali büyüyerek tüm ülkeye, hatta başka ülke ve kıtalara da ulaşabiliyor.
Öyle bakmayın
Dış görünüşüme
Dipsiz gecelerde
Çok kere yüreğim yandı
Bağrımda
Yılların kanayan yarası var
Her soluk alış verişimde
Şu yıkılası düzene ahım var
Ne gecem gece
Ne de gündüzüm gündüz
Yalnız bana bir nebze umut kaldı
Onu da harcamak niyetinde değilim
Kim bilir
Zaman gelir
Belki bana bir şafağın gelişini müjdeler
Kendi ağında boğulan
Örümcek
Sıkışınca zehrini
Bedenine kusan
Akrep olmanı
Ya da yaşlanınca
Temel içgüdüyle sürüden ayrılıp
Ölüme koşan! Duygusal bir fil olmanı istemem
Ne olur, istinat duvarı gibi ol! Diren her türden bataklığa
Güneşi sağayım o ellerine
Ballar dökeyim diline
Hayranım şafak gibi yüzüne
Başımı koy o narin dizlerine
Sırf çiçekler sereyim yollarına
Ömrümü vereyim yarınlarına
Zeytin gözlü ceylan bakışlı dilber
Ne olur beni al o kollarına
Mavi göklere ismini yazayım
Arzularsan Kafdağı’nı yıkayım
Hem de tebessümüne çok muhtacım
Güzelliğini içime kazayım
Bana bahar bana yaz ol güzelim
Gel gidelim yaylaları gezelim
Bize ne güz ne de karakış olsun
Gerdanlığına inciler dizelim
Kafam, delinmiş mekân kırıntılarının, küçük kaygıların tasallutundan kurtuldu bir anda. Kalktım, ormana vurdum kendimi tek başına.