Kitap Tanıtımı
Geçm(em)iş An(ı)lara Aşkla[*]
abdest almayan aşk
bizden değildir.”[1]
İçinde Marangoz’dan Şişko’ya; Küçük Doktor’dan Erbakan’a; Sami’den Ufaklık’a hepimizin ortak serüvenine mündemiç anılar(ın)dan söz ediyor Mehmet yoldaş…
Nasıl unuturum o serüveni? Ben hâlâ unutamayanlardan, unutmayanlardanım… Hâlbuki şair gibi, “Anı olacak bir şeyim yok,” diyebilmeyi ne kadar da çok isterdim! Fakat şu bir gerçek ki, ben de o serüvende “Her şeyin dünündeyim.”
Ejma'nın Rüyası
Akşamüzeri DİAKM yönetiminde olan Sezgin ile biraz erken çıktık yola. Okumalar 7’de başlayacaktı nasılsa.
Alevi Kültür Merkezi’ne vardığımızda kalabalıktı. Her bölümde ayrı bir faaliyet sürdürülüyordu. Dostlarla, canlarla selamlaşmanın ve hal hatır sormanın ardından, okumanın yapılacağı salona geçtik. Haydar Karataş, Mehmet Meral ve onun Gece Kelebeği romanında küçük çocuk karakteri, yani annesi çoktan yerlerini almışlardı bile. Birkaç yıl olmuştu, Haydar’la birbirimizi görmeyeli. Özlemle sarıldık; gözlerimiz ışıldıyordu.
Savrulan Çıngı/ İsmail Güner
İlk kitabı “Bir Mültecinin Anıları”ndan sonra Dağın Öteki Yüzünde-IŞKIN adlı romanı yayımlandı yazarın. Arada sırada yazdığı, çeşitli sitelerde paylaştığı ANI/Öykü türü paylaşımları ilgi görünce, biraz da okuyucunun zorlamasıyla, yaşamın kendisini bir ateş parçası bir kıvılcım gibi yabancı diyarlara savurmasından esinlenerek yeni çalışmasını “Savrulan Çıngı” ismi ile taçlandırmış.
Öykülerinde verdiği mesajda “Köklerinden zorla kopartılan insanı tekrar kökleriyle buluşturmayı amaçladım,” diyor İsmail Güner.
Savrulan Çıngı/ İsmail Güner
İnsanların yaşamlarında hep çile dolu bir ömür ve sabırla geçen günlerde, özellikle bu yaşam küçük kasaba ve köylerde ise, bu şartları daha da zorlaştırır. Bu yaşanılan yerlerde yani; köy, kasaba, kırlarda geceleri ısınmak için ateşler yakılır. Bu ateşlerden sıçrayan küçük çıngılar vardır. Savrulur etrafa, gökten yıldızların kayması gibi saçılır etrafa. Bir an olsun bu savrulmaları seyrederken, hayallere dalarsın ve nice anılarını o savrulan çıngılarda yaşarsın.
Büyük Selçuklular Türk müdür?/ Cemal Zöngür
Miladi 800 yıllarından sonra ortaya çıkan Selçuklu Devletinin oluşum şekline ve Selçuklu Hanedanlarının yaşam ve politikalarına baktığımızda, Selçuklu’nun Türk olmadığını ve Türklük diye bir dertlerinin de bulunmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü Selçukluların devletleşmek için dayandıkları temel düşünce yapısı, Arap İslam milliyetçiliğinden başka bir şey değildir. Bu çağda bölgenin en popüler sömürü ve talan siyaseti, ancak Arap İslam kültürüne sarılmakla mümkündü. Ve bölge toplumlarından İslamiyet’e dayanmayanların hiçbirisi egemenlik ve sömürü alanları elde edememişlerdir.






