Çocukluğa Yolculuk: Adlar Ağacı

Edebiyat Bahcesi kullanıcısının resmi
MEHMET DİNÇ YAZDI....

         
 
           İnsanın çocukluğunda geçen olayları kaleme dökmesi edebiyatın sunduğu en önemli imkânlardan biridir. Yazar geçmişte kalan olayları yazarken yaşananları olduğu gibi anlatmaya özen gösterir. Olmuş bitmiş, etkisi sönmüş bir yaşantının olduğu gibi geleceğe aktarılmasında beis görmez.  Belki de İnsan çocukluğuna karşı hiç olmadığı kadar dürüst davranır.
         Çocukluk anlatıları; saf duyguların, samimi ilişkilerin ve yaşamların gözler önüne serilmesine olanak tanır. Edebiyatın sunduğu bu olanak geçmişe duyulan özlemden kaynaklanır. İnsan çocukluğunu yazarken anımsadığı olaylar kadar yaşanan mekânlara karşı da özlem içerir. Denilebilir ki mekân insanın dünyasında eti, kemiği kadar önemli bir yere sahiptir. Kültürel ve sosyal kimlikliğinin şekillenmesinde önemli rol oynar.  
           Adlar Ağacı da tam da böyle bir kitap. Salih Erol, çocukluk anılarını anlatırken mekânı göz ardı etmiyor; olayları mekânın üzerine inşa ediyor. Böylece yazarın çocukluğunun geçtiği Sason birçok öyküde karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte denilebilir ki Erol’un öykülerinin duygusal gücü Sason’un sınırlarını aşıyor. Nerede yaşanıyor olursa olsun emekçilerin, yoksulların, proleterlerin, hak arayıcılarının ortak paydasında buluşuyor.
           Yazar, çocukluk anılarını anlatırken bazı yerlerde kültürel ritüelleri de gözler önüne seriyor. Bunların başında öykü şahıslarının doğa olayları karşısında verdikleri tepkiler geliyor. “Annem Ejderhaya Karşı” öyküsündeki Ay tutulması ritüeli insanların dünyayı korumak için gösterdikleri reaksiyonları anlatır.  Ay’ın yüzeyi kararmaya yüz tuttuğu esnada mahalle sakinleri boş tenekelere vururlar. Böylece ejderhaya benzettikleri karanlığın Ay’ı yutmasına engel olmaya çalışırlar.
          Tepki gösterenlerin başında anlatıcının annesi gelir. “Annemin vurduğu tenekelerden çıkan ses, sanki bir melodi gibiydi. Her darbe, içimdeki korkuyu biraz daha dağıtıyor, yerine bir güven hissi bırakıyordu” (s. 45). Kısa bir süre sonra karanlık püskürtülür. Ay’ın yüzeyi aydınlanır. Tehlike uzaklaştırılmış olur.  
               Adlar Ağacı ndaki birçok öyküde çocukluğa karşı büyük bir özlem yaşanır. Fakat anne özlemi bunların içinde en belirgin olanıdır. Bu nedenle anneden ve çocukluktan uzaklaşmak hayatın tatsız, tuzsuz yaşanmasına sebep olur. “Büyüdüm, altı yaşına bastım ve annemin eteğinden tutmayı bıraktım. Bu hayatımda istemeden aldığım en zor kararlardan biriydi (…) Onun eteğinden ayrıldığım o an, çocukluğumun en büyük pişmanlığıydı. Hala o eteğin ucundan tutuyor olsaydım belki de hayatım daha kolay olurdu” (s. 49). Anne, çocuğunun koruyucusu, sadık dostu, güvenilir yoldaşıdır.
             Anlatıcının çocukluğa yolculuğu, kitaba adını veren “Adlar Ağacı” adlı öyküyle devam eder. “Çocukluğum, dağların arasında saklı kalan, güzel ve şirin bir yerde geçti” (s. 51). “Adlar Ağacı” öyküsünün dikkat çeken bir başka yanı ise anlatıcının gözlem gücüdür. Doğa tasvirleri yaşanan yerlerin mekânsal canlılığını gözler önüne serer.   
        Öyküdeki mekân bir çınar ağacının gölgesidir. “Gölgesinde oturanda sıcak duygular uyandıran, mahzun ve hüzünlü bir görünüşe sahipti (…) Rüzgârda sallanan yaprakların hışırtısı, kadifemsi yumuşaklıkta kulakları esirleştiren melodi gibiydi. Bu hışırtıya eşlik eden dalların raksı ise insanın içini huzurla dolduruyordu” (s. 53). Adlar Ağacı çocukların dinlenme yeri olduğu kadar hayal kurdukları sosyal alandır. Çocuklar büyülü olduğuna inandıkları ağaca isimlerini yazarlar.
             İsim yazma eylemini başlatan kişi Nezir’dir. Adının ve sevdiği kızın adının baş harfini ağacın dalına kazır. “Ağaca tırmandı ve cebinden hiç eksik etmediği çakısıyla kalın bir dala “N ve S” yazdı” (s. 57). Nezir’i öteki çocuklar takip eder. Her gün ağacın gölgesine sığınırlar. Üzerine isimlerinin yazılı olduğu dalların büyülü bir dünyanın kapılarını aralamasını beklerler. Günün birinde çınar ağacının gölgesine bir adam gelir. Ağacın sahibi tarafından görevlendirildiğini ve ağacı keseceğini söyler. Çocuklar buna inanmak istemezler. Ağacın kesilmesine karşı çıkarlar. Bir süre sonra ağacın sahibi belirir. Adamın söyledikleri çocukların kalbine hançer gibi saplanır. “Kış için dağa gidip odun toplayamadığım için şu aşağıdaki çınar ağacını kesmeye karar verdim” (s.62). Böylece söylenecek bir söz, engellenecek bir durum kalmaz. Hızar, Adlar Ağacı’nı keser. Ağacın dalları ağlıyormuş gibi sesler çıkarır. Çocuklar umutlarını kaybederler. O günden sonra bir araya gelmeleri seyrekleşir. Başka yaşamlara doğru sürüklenirler.
          Kitaptaki “Babaannemin Sandığı” adlı öyküde anlatıcı çocukluğuna, babaannesinin masallar anlattığı zamana gider. Yazarın gözlem gücü bu öyküde de ön plana çıkar. Böylece babaannenin kıyafetleri bir yörenin kültürel yaşam biçimini gözler önüne serer. “Babaannem önce başındaki hotozu, ardından kat kat fistanını düzeltip ayağa kalkar, odanın öte köşesindeki sandığa doğru ufak adımlarla yürürdü” (s.68). Babaannenin geleneksel elbiseleri onun otoriter bir kişiliğe sahip olduğunu gösterir. Evin tek yetkili kişisidir. Kuruyemişlerin konulduğu ahşap sandığın anahtarı ondadır. Bu nedenle sandık çocuklar için keşfedilmeyi bekleyen mutluluk metaforuna dönüşür.
             Babaanne günün birinde sandığın kapağını ardına kadar açar. Sakladığı ceviz ve pestilleri çıkarır. Anlatıcı ve kardeşleri bunlardan doyasıya yerler. Eli ilk kez bu kadar cömert davranan babaannenin yüzünde mutluluk okunur. “Babaannem sırtını yastığa dayamış, oturduğu minderin üzerinden, yüzünde mutluluğunu belli eden hafif bir gülümsemeyle bize bakıyordu” (s.71). Babaannenin cömert davranmasının altındaki neden kısa süre sonra anlaşılır; babaanne sezgileri kuvvetli bir insandır. Ölüme yaklaştığını hissetmiştir.  
            Ev halkı yatağa girdikten kısa bir süre sonra babaanne ölür. Anlatıcının, ölüm denen durumun bu dünyadan eksilmek olduğunu öğrenmesi uzun sürer. Ona göre ölmek gözden kaybolmak, uzaklara gitmek gibi telafisi mümkün olan bir eylemdir. Bu nedenle bir süre babaannesinin eve neden gelmediğini sorgular. Araştırmaları ölüm gerçeğini kavramasını neden olur. “Öyleyse ölüm korkunç bir şeydi. Ejderha olsan, onun hakkından gelemezdin” (s. 77). Anlatıcı ahşap sandıkta bulunan kefenin ne işe yaradığını da kavramış olur.
            Ahşap sandık ise zamanın ruhuna yenik düşer. Parçalara ayrılarak sobayı tutuşturmak için kullanılır. Böylece babaanne hayatını kaybederken değer verdiği eşyaların sonu da gelmiş olur.
           “Ağırlaştırılmış Gece” adlı öyküde ise cezaevinde kalan bir mahkûmun yaşadıkları anlatılır. Tutsak tek başına kaldığı hücrede duyguları ile hesaplaşır. Yaşadığı bazı acı olayları anımsar. Duyguları umut ile umutsuzluk arasında gidip gelir. Eni sonu direniş ruhu galip gelir. Günün birinde hücreden kurtulacağı inancı ayakta kalmasına yardımcı olur.
          “Hülya” isimli öyküde ise geriye dönüş tekniği bir kez daha kullanılır. Mekân bir kez daha Sason’dur. Anlatıcı okula yeni başlar. Her gün okul ile ev arasındaki dört kilometrelik yolu yürür.  Üçüncü sınıfa başladığında okul onun için zevkle gittiği bir yaşam alanına dönüşür. Sınıf arkadaşı Hülya ile yakınlaşır. Birlikte güzel zamanlar geçirirler. Hülya’nın yardımseverliği, herkesin acısına ortak oluşu anlatıcının giderek ona bağlanmasına neden olur.  
           İlkokulun bitimine doğru Hülya’nın babası ölür. Ağabeyleri onu okula göndermezler. Hülya çok üzülse de bu durumu kabullenmek zorunda kalır “Benim için okul bitti, ortaokulu okumayacağım” (s. 115).
            Kısa zaman içinde babası yaşında bir adam ile evlendirilir. Hülya’nın bünyesi bu evliliği kaldıramaz. Çareyi intihar etmekte bulur. “İp, onun trajedisinin son yankısı, umutlarını, hayallerini ve çocukluluğunun sonsuza dek kilitleyen bir düğüm olup boynuna geçmişti” (s. 120).
           Adlar Ağacı’nın son öyküsü “Ceylan” da ise öykü geçmişe gitse de anlatıcının yetişkinlik dönemine ait bir olay anlatılır. Öykünün ben anlatıcısı öğretmen olarak bir köye atanır. Her gün köy minibüsünü bekleyen bir kadını fark eder. Adı Ceylan olan kadının akli dengesi yerinde değildir. Üstelik trajik bir hikâyesi vardır. Ceylan yirmi yıl önce çok güzel bir kadın iken Ferhat diye birine âşık olur. Kısa sürede nişanlanırlar. Ferhat politik kimliğe sahiptir. Günün birinde kaçırılır. Bir daha geri dönemez. Bu üzüntüye dayanamayan Ceylan akli dengesini yitirir. O günden sonra köye gelen tüm araçlarda Ferhat’ın dönmesini bekler.  
             Yazarın kaleme aldığı öyküler genelde çocukluk dönemlerinde geçer. Öykülerin temaları özlem, umut, yalnızlık, yabancılaşma ve dostluklar etrafında şekillenir. Öykü mekânlarına bakıldığında tematik özelliklerden bağımsız olmadıkları görülür. Yazarın çocukluğa özlemi bir bakıma çocukluğunun mekânlarına olan özlemine dönüşür. Böylece geçmişe yaptığı yolculukların bazıları acılar barındırsa da nefes aldığı, mutlu olduğu ve toplumun kirlerinden arındığı bir dünyaya açılır.
            Salih Erol’un çocukluk anıları, mekân bilinci ve yerel ritüelleri evrensel bir dille harmanlayan Adlar Ağacı, okuru geçmişin saf ama bir o kadar da dokunaklı dünyasına davet ediyor. Sason'un masum yaşantılarından trajik insan öykülerine uzanan bu eser anlatısını sade ve etkileyici bir ustalıkla gözler önüne seriyor. Yazar tüm bunları anlatırken açık ve anlaşılır bir dil kullanmaya özen gösteriyor. Böylece Adlar Ağacı’nın en az bir öyküsünde çocukluluğumuzdan kesitler bulmamızı sağlıyor.
 
Kaynakça
 
Erol, S. (2026). Adlar Ağacı. Dipnot Yayınları.
MEHMET DİNÇ

Kategori: 

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...