Yeni Bir Şey Söylemek- Nagihan Korkutata ile Söyleşi

Erman Şahin kullanıcısının resmi
Ben, “bu direniş annemden yadigâr” diyorum. Annemin müthiş bir hafızası var. Kendi dilindeki (Zazaca) masal, destan, efsaneleri, sözlü geleneğini belleğinde taşıyarak bugünlere kadar sürüklemiş. Belki de onun bu toplayıcılığından miras.

Bazı yolculuklar yeni bir şeyler söylemenin inadı ve direncidir. Anlamlı serüvenler böyle başlar. Bugün edebiyat çevresinde var olmaya çalışan ve yeni bir şeyler söyleyen dergilerden "Küçürek Öykü" dergisinin serüvencilerinden Nagihan Korkutata ile bu yolculuğu konuşacağız.

E.Ş. İnsanların ilgisi azaldıkça birçok şey küçük bir azınlığın elinde yaşamaya çalışıyor. Sende kitaplara ve dergilere olan ilginin azaldığı bu dönemde edebiyat adına yeni bir şeyler söylemenin direnci var. Bu direnci ve ısrarı bize nasıl anlatırsın?

N.K. Bu dürtü, Hasan Öztürk ve Ömer Kaya’nın yönlendirmeleriyle ortaya çıktı. Basılı olan her şeye zaafım var. Eski gazete, dergi, fanzin, kitap ekleri, el ilanları, antolojiler hatta Radyo Amatör Mecmualarını bile şehirlerarası yolculukla eve taşımam ve bir yığın hurda almış olmakla suçlanmamla birlikte başlayan bu eşeleme işi, zaman içinde çağın ruhunu kaçırmama endişesiyle birlikte ete kemiğe büründü ve yolum “Yük Edebiyat”, “Küçürek Öykü” dergileriyle kesişti. Ben, “bu direniş annemden yadigâr” diyorum. Annemin müthiş bir hafızası var. Kendi dilindeki (Zazaca) masal, destan, efsaneleri, sözlü geleneğini belleğinde taşıyarak bugünlere kadar sürüklemiş. Belki de onun bu toplayıcılığından miras. Ben gerçekten de bir çöp toplayıcısı gibi dergi topluyorum. Hatta dergicim, çöpten gelen dergileri bana tartarak satıyor. Ev, başta bir kokuyor ki… işte o koku, kitabın dahi karşılamaya yetmediği başka bir hafızanın kaydını oluşturuyor. Kültürel hafızayı arşivleme işi bana çok büyülü geliyor.

E. Ş. Her alan kendi içinde statükoyu ve tekelleşmeyi beraberinde getirir. Edebiyat çevresinde bu tekelleşme karşısında edebiyatı bu anlayıştan kurtarmak için neler yapılabilir?
 
N.K. Sermayenin kültürle ilgilenmesi, yayıncılık için önemli bir kriz. Eğer küçük ölçekli bir yayınevindeyseniz, ürettiğiniz her şey onların gözünde kötü oluyor. Çünkü bu durum, medyanın gücünü arkasına alan büyük yayınevlerine, istediğini istediği gibi parlatma, istediğini de yok sayma hakkı tanıyor. Bu da “örtülü bir şiddeti” işaret ediyor. Birini yemin etmişçesine en derinlerinden gelen mahalleci dürtüyle yok sayma işi. Kulağa pek akıllıca gelmiyor. Küçük ölçekli yayınevleri ise, kitabı çıkardıklarıyla kalıyor, birkaç ses çıksa da sayfasını kültür endüstrisinin panosuna çeviren bir (okur demiyorum) influencer tarafından hasbelkader duyurulmuyorsa, o yayınevi önemli bir iş yapmış sayılmıyor. Bildiğiniz üzere para karşılığında anlaşıp kitabı tanıtan yazar, gazeteci, okurlar var. Havuza hep aynı sesler doluyor. Hemen hemen hepsi birer “edebiyat polisi.” İsmet Arslan’ın dediği gibi, “Neyin şiir, neyin roman olup olmadığına, neyin satılıp satılmayacağına onlar karar veriyor.” Hep aynı kalabalık, hep aynı gürültü, hep aynı ses.
Lobiler, kendi kulüp ve atölyelerinde yer almayanlara karşı her zaman sert ve acımasızdır. Öyle ki, biz daha eseri görmeden “yazarın -yani aktörün- eserlerle ilgili yorumlarını okumaya başladık. Romanı nerede yazdı, kaç günde yazdı, romanın geçtiği sokaklar neresi, romanı yazarken neler hissetti, çok mu ağladı, çok mu güldü, kaç tane kola içti...” Şimdi bunlardan bize ne? Çok mu ağladın, çok mu bitkin düştün, imzadan imzaya mı koştun…derken etrafa edebiyat dünyasının asıl sorunlarına sessiz kalan bir lobi fuarı açılıyor.
Peki ne yapılabilir? Hiçbir şey yapılamaz. Geriletici ve yozlaştırıcı etkileri aynen devam eder. Artık gazete ve dergiler, az ünlü yazarların sosyal medya linçlerinin açıklamalı panolarına dönüştü. Sanat yapıtı diye bir şey kalmadı. Kimin iyi olup olmadığına ancak ve ancak lobiler ve reklamcılar karar verebilir. Eğer edebiyat diye bir şeyden bahsedeceksek, her zaman lobicilikten de bahsetmeye devam edeceğiz. Üzgünüm, Anadolu’daki edebiyatçılar, uzun bir süre daha, İstanbul’u “Bizans” olarak görmeye devam edeceksiniz.

E. Ş. Farklı edebi türlerde eser ortaya koyan birçok yeni yazar ve şair adayı var. Dergi aracılığıyla birçok yeni yazarın ve şairin heyecanını paylaşmak sana ve beraber yol yürüdüğün arkadaşlarına neler hissettiriyor?
 
N.K. Bu derginin esas serüvencisi Hakan Kaya’dır. “Küçürek Öykü”, hem genç hem deneyimli yazarlara sayfalarını açan bir soluk alma yeri. Popüler dergilerle yarışan bir yayıncılık çizgisi yok. İnsanlar, belirli çevrelerde, çıkarları için bir araya gelerek dayanışma içinde lobi faaliyetlerine giriyor. Küçürek Öykü ise, aynı görüşten insanların bir araya gelmesiyle oluşmuyor. Yalnızca metinlerden konuşuluyor. Dergi, Hakan Kaya’nın dergicilik motivasyonuyla başladı. Benim, kapısını aşındırmamla Serkan Murat Kırıkcı ikna oldu. Ebru Güneyan, halihazırda küçürek öykü yazarı. Küçürek Öykü, edebiyatımızın usta isimlerinden Ferit Edgü’nün “Yazmak” Eylemi”ne selam gönderen “No:1” ile yayın hayatına başladı. Yeni bir edebi buluşma noktası arayan tüm öykü severleri bekliyor.

E. Ş. Biraz da yeni yolculuğunuz; "Küçürek Öykü" dergisi üzerine konuşalım istiyorum. Bize biraz derginizden bahseder misin?

N.K. Dergi, birbirinden hiçbir çıkar gözetmeyen, içindeki dergicilik cinini çekip çıkarmak isteyen, dergicilik geçmişi olan bir avuç insanın olduğu kolektif bir yapı. Öykü dünyasına taze bir soluk getirmeyi hedefliyor. Çağımızın önemli iki problemi, hız ve yüzeysellik. Birincisine çare yok ama belki ikincisine karşı “okyanustaki bir kabarcık...” Giderek daha da ön plana çıkmaya başlayan bu tür, az odaklanan, az okuyan, dikkati çalınan yeni tür insana karşı küçük dozlarda ama etkili bir edebiyat yüklemesi… Usta isimlerin açtığı yolda yürüme eylemi… Küçürek Öykü, modern hayatın hızının neden olduğu bir ihtiyaçla yazılıyor ve okur tarafından da tercih ediliyor. İki, üç aylık periyotlarla okuruna ulaşmayı hedefliyor. Dergi, biçim ve içerik açısından sınırları zorlayan metinlere yeni bir kapı aralarken yalnızca öykü yorumlamakla kalmıyor, öykünün geleceğini; yeni tür insanı ve onun okuma alışkanlıklarını da sorguluyor.

E. Ş. Sevgili Nagihan, dergilere eser göndermek isteyen ama dergilerin grupçu veya sadece kendi dünyalarına hitap eden eserleri seçmelerinden dolayı kendini geri çekenlere neler söylemek istersin?
 
N.K. Sermayenin saldırısına irili ufaklı çomaklar sokabilirler. “Has edebiyatın ‘ranta’ ihtiyacı yok.” Arada köpürmek iyidir. Yetenekleri ömür boyu sorgulanacak. Doğru ve iyi edebiyatları kendi yolunu bulacak mı, muamma. Doğrusu bu dinozorların arasında bunu söylemek de pek güç. O halde edebiyat tarihi ve edebiyat eleştirisinin güvenlikli kollarına bıraksınlar kendilerini.

E.Ş. Bugün birçok edebiyatçının kullandığı sözcükler; çok insancıl, paylaşımcı ve dayanışmacı olurken, sergiledikleri davranışlar söylediklerinden çok farklı. Kibir, ego, tekçi zihniyet gibi edebiyatın ruhuna yakışmayan şeylerin üreten insanlarda olması ve bunlardan sıyrılmak için hiçbir şey yapmamaları en çok edebiyata zarar vermektedir. Bu noktada bu tür insanlara karşı gerçek anlamda edebiyat için bir şeyler yapmaya çalışanların tutumu nasıl olmalıdır?

N.K. “Bizden canım o” kolaycılığına karşı olduğum için nereden olmasıyla, kim olduğuyla hiç mi hiç ilgilenmiyorum. Ben “metin” merkezli bir yaklaşım izliyorum. Edebi eser, toplumsal bir belge olduğu kadar, “estetik” bir yapıdır. Birinden birini ıskalamayı istemem. Toplumsal olmayanı “faydasız” bulmam. Ne tamamen biçimciyim ne de onun izleğine körü körüne kanacak kadar yüzeysel. Yazarın dünya görüşü ve ideolojisi metne radikal bir kişisel bakış taşıyorsa onu sıkı sıkıya sahiplenirim. Hakan R. Temiz’in şiirlerinde bu radikal tavrı görebiliyorum. Bireysel ve toplumsal travmaları sorgularken, gerçek anlamda edebiyat için çalıştığını okura sezdirmekte zorlanmıyor.
Teşekkür ederim…
 

Kategori: 

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...