Yol Sohbetleri – Elif Gürbüz ile Söyleşi

Erman Şahin kullanıcısının resmi
Belki de ben özgürlüğü en çok “kendin olabilme cesareti” olarak görüyorum. Çünkü insan bazen toplum içinde değil, kendi hayatının içinde kayboluyor. Yazarken de aslında biraz buna karşı direnmeye çalışıyorum.

 
E.Ş. Yazar ya da şairin dilindeki veya eserlerindeki değişimi aynı zamanda içsel ve sosyal yaşamındaki değişimle ilişkilendirebilir miyiz? Bu noktada kendi yazım sürecindeki değişimden sohbet ederek söyleşimize başlayalım istiyorum?
E.G. Bence bir yazarın dili sadece masa başında değişmiyor. İnsan değiştikçe dili de değişiyor; yaşadığı şehirler, kırıldığı insanlar, geçirdiği yalnızlıklar, içine attığı öfkeler, hatta sustuğu dönemler bile yazının içine sızıyor. Çünkü yazı biraz da insanın kendine tuttuğu aynadır. İç dünyadaki dönüşüm, ister istemez kelimelerin ritmini, sertliğini, suskunluğunu değiştiriyor. Sosyal hayat da bunun dışında değil; insan hangi çağın, hangi sıkışmışlığın, hangi kalabalığın içindeyse dili de oradan besleniyor. Kendi yazım sürecime baktığımda bunu çok net görebiliyorum. İlk zamanlarda daha yoğun, daha taşkın ve kendini anlatma ihtiyacı duyan bir dilim vardı. Şimdi ise daha sade ama daha derin bir yere evrildiğini düşünüyorum. Eskiden duyguyu olduğu gibi dökmeye çalışıyordum, şimdi ise boşlukların da konuşmasına izin veriyorum. Belki biraz büyümekle, biraz hayal kırıklıklarıyla, biraz da hayatın insanı sessizleştiren tarafıyla ilgili bu.
Yaşadığım şeyler yazının tonunu değiştirdi. Aidiyetsizlik hissi, özgürlük arayışı, insanlarla kurulan kırılgan ilişkiler… Bunların hepsi dilime başka bir katman ekledi. Artık yazarken sadece anlatmak değil, hissettirmek de önemli geliyor bana. Çünkü bazen insanın söylemediği şeyler, söylediğinden daha ağır olabiliyor.
 
E.Ş. Şiir ile başladığın yolculuk deneme ile devam ediyor. Deneme türü ile ilgin nasıldı? Farklı türlerde yazmanın avantaj ve dezavantajları var mıdır varsa sence nelerdir?
E.G. Bu benim için ayrıca önemli bir deneyimdi aslında. “İroniyle Yaşamak: Gülerek Çürümek” adlı denememin Metin Turan tarafından övgüyle anılması ve TRT Radyosu’nda yankı bulması, yazının insandan çıkıp başka insanlara ulaşabildiğini hissettiren özel anlardan biriydi. Aynı şekilde Pamukkale Üniversitesi’nde deneme alanında derece almak da benim için sadece bir başarı değil, denemeyle kurduğum bağın daha görünür hale gelmesiydi.
Farklı türlerde yazmanın hem avantajı hem dezavantajı var bence. Avantajı şu: insanın dili tek bir yere sıkışmıyor. Şiir başka bir kapıyı açıyor, deneme başka bir düşünme biçimi kazandırıyor. Türler arasında dolaşmak yazarı besliyor; bakış açısını genişletiyor. Ama dezavantajı da şu olabilir: Her tür kendi disiplinini istiyor. Şiirin yoğunluğu ile denemenin açıklığı aynı yerden işlemiyor. Bazen bir türün dili diğerine sızabiliyor ve bu dengeyi kurmak zorlaşabiliyor. Yine de ben bunu bir dezavantajdan çok, yazının kendi içinde verdiği bir mücadele gibi görüyorum. Çünkü insan tek bir sese sahip değil; yazı da bazen bunu kabul etmek zorunda kalıyor.
E.Ş. Edebiyatın yanı sıra müzikle de ilgilisin. Müziğin var oluşundaki yeri nasıl tasvir edersin? Şarkı söylediğinde seni dinleyenlerle aynı melodide buluşmak nasıl bir duygu?
E.G. Müzik benim hayatımda hiçbir zaman sadece bir arka plan olmadı. Sanırım bu yaşıma kadar müzik dinlemeden geçirdiğim tek bir gün bile olmadı. Çünkü bazı duyguların kelimelerden önce bir sesi, bir ritmi oluyor. Yazıyla kurduğum bağ neyse, müzikle kurduğum bağ da ona çok yakın. Hatta bazen biri diğerinin eksik bıraktığı yeri tamamlıyor gibi hissediyorum.
Aynı zamanda jazz vokalle ilgilenmem ve zaman zaman arkadaşlarımla sahne almam da benim için çok kıymetli deneyimlerdi. Jazzın doğasında özgürlük, doğaçlama ve kırılganlık var. Belki bu yüzden kendimi ona yakın hissediyorum. Kusursuz olmaya çalışmayan ama his taşımaya çalışan bir tarafı var jazzın. Bu da bana insanı hatırlatıyor.
Şarkı söylediğimde dinleyen insanlarla aynı melodide buluşmak ise çok farklı bir duygu. Çünkü o an sadece şarkı söylemiyorsunuz; ortak bir hissin içinde kısa süreliğine aynı yerde duruyorsunuz. Bazen hiç tanımadığınız insanların gözlerinde aynı duygunun karşılığını görmek bile yeterli oluyor. Edebiyat nasıl insanın içindeki sessizliği görünür kılıyorsa, müzik de o sessizliğe bir ses veriyor bence.
E.Ş. Özgürlük kavramı gerek şiirlerinde gerek denemelerinde önemli yer tutmaktadır. Günümüzde özgürlük kavramı insanların arzularını, anlık hazlarını yaşama adına kullanılsa da gerçek olan insanın sözde de davranışta da içselleştirdiği özgürlük anlayışıdır. Özgürlüğün sendeki ve eserlerindeki yerini bu tanımlamaların dışından baktığında nasıl dile getirirsin?
E.G. Özgürlük benim için sadece istediğini yapmak ya da hiçbir sınır tanımamak gibi bir şey değil. Hatta günümüzde özgürlük kavramının çoğu zaman anlık hazlarla, tüketimle ya da “canım ne istiyorsa yaparım” düşüncesiyle karıştırıldığını düşünüyorum. Oysa insan bazen en büyük tutsaklığı kendi içinde yaşayabiliyor. Bu yüzden ben özgürlüğe biraz daha içsel bir yerden bakıyorum.
Benim için özgürlük, insanın kendi hakikatiyle yüzleşebilmesiyle ilgili. Toplumun, ailenin, ilişkilerin ya da hayatın dayattığı kimliklerin altında ezilmeden kendi sesini koruyabilmek… Belki de en zor özgürlük biçimi bu. Çünkü insan dışarıdaki duvarlardan önce kendi içindeki korkuları aşmak zorunda kalıyor.
Şiirlerimde ve denemelerimde özgürlüğün sık görünmesinin nedeni de bu sanırım. Yazı benim için biraz nefes alma alanı gibi. Aidiyetsizlik, yalnızlık, kaçış isteği ya da insanın kendini yeniden kurma çabası hep bu özgürlük arayışının parçaları. Ama bu arayış romantik bir kaçış değil; daha çok insanın kendi içindeki sıkışmışlığı fark etmesiyle ilgili.
Belki de ben özgürlüğü en çok “kendin olabilme cesareti” olarak görüyorum. Çünkü insan bazen toplum içinde değil, kendi hayatının içinde kayboluyor. Yazarken de aslında biraz buna karşı direnmeye çalışıyorum.
 
 

Kategori: 

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

MİRİNA DERWÊŞ/ Yılmaz ELAGÖZ
Derwêş , li ser nivînê xwe  razabû. Lihêfek kevn û bipîne li ser wî bû.  Linghên xwe   kişandibûn ber bi zikê xwe ve û destên...
Turist Tavuk mu Kaz mı? Erhan Tığlı
Kazıklarımız buradan oraya yol olur, yollarımızda trafik canavarı bol olur. Acılı kebaplarımızla karnını, acıklı şarkılarla kafasını şişiririz; halis...
Kaç Can Hakkı Olmalı İnsanın? Veli Erdem
                                         ...