
Kolları sıvayıp hazırlıklara başladık hemen. Gültepe Gördüren Sinema Salonu tarihe tanıklık edecekti. Ozan Emekçi dışındaki tüm aktiviteler Meh-Der Kültür Derneğimiz tarafından yapılacaktı. Tiyatro oyunu ve folklor gösterisi hazırdı. Sıra gecenin tanıtımına ve bilet satışına gelmişti. Biletleri kısa sürede tükettik. Ama kimse Ozan Emekçi’yi getireceğimize inanmıyordu, hatta aralarında buna ihtimal bile vermeyenler vardı. Kimileri de, ‘‘Partizandır bunlar! ‘Getiririz’ diyorlarsa mutlaka getirirler.‘‘
Mahallemizde tuhafiyeci Hüseyin Abi vardı; temiz bir insandı, çocukları dostumuzdu ama kendisi pek bize karşı sıcak değildi. Biletimizi, dergimizi almaz, bize destek vermezdi. Gittik yine de dükkânına. ‘‘Ozan Emekçi’yi tanımıyorum,‘‘ dedi. ‘‘Hem tanısam da bir şey fark etmeyecek benim açımdan,‘‘ diyerek bileti nazikçe geri çevirdi.
Akşamüzeri evimizin terasına çıkıp bir durum değerlendirmesi yaptık. Tuhafiyeci Hüseyin Abiye nasıl bir ceza, nasıl bir yaptırım uygulanacağı noktasında bir karara varamamıştık. Yanımıza annem ve birkaç ana daha geldi. ‘‘Kusura bakmayın çocuklar,‘‘ dedi, annem, ‘’sohbetinizi böldük.‘‘
‘‘Ne kusuru olacak ki Ana?‘‘ dedi arkadaşlardan biri. ‘‘Zaten biz de dağılıyorduk.‘‘
‘‘Bu seferki Dünya meseleniz nedir, peki?‘‘ diye sordu analardan biri.
Söyleyip söylememek arasında kararsız olan bir arkadaş dayanamadı ve patladı sonunda: ‘‘Ne olacak?‘‘ dedi. ‘‘Sorun Tuhafiyeci Hüseyin Abi!‘‘
‘‘Neden sorun olsun ki o?‘‘ diye sordu annem. ‘’Kırk yıldır tanırız; kimseye zararı yoktur onun. Çok da beyefendi biridir. Herkes ondan giyinir. Üstelik veresiye…‘‘
‘‘İyi de biletimizi ve dergimizi almıyor,‘’ dedi, bir arkadaş.
‘‘Sanki senin anan baban alıyor da…‘‘ dedi, Mürvet Ana.
‘‘Çocuklar beni iyi dinleyin,‘‘ diye girdi söze annem. ‘‘Bir insanın dostluğunu kazanamıyorsanız, düşmanlığını da kazanmayın.‘‘
Sessizce terası terk ettik…