MAVİ KUŞ BERKİN'E
Uçurtması mavi
Misketleri mavi
Ekmeği mavi
Düşleri mavi
Aşk olsun sana çocuk
Ola ola mavi bir kuş mu oldun sen
Uçurtması mavi
Misketleri mavi
Ekmeği mavi
Düşleri mavi
Aşk olsun sana çocuk
Ola ola mavi bir kuş mu oldun sen
Tüm dertleri kederimden daha cüce kalan ey dünya, âlem
Zamanlı, zamansız içim kan ağlıyor her gece
Ruhumu okşayan
Yürek sesimsime kulak veren
Masum hayallerim, umutlarım
Her soluk alışımda yıkılıp, dökülüyor
Hep çaresizim içinden çıkılması güç olan
Labirente dönen dertlerimle, kâbus dolu tüm anlarımla
“Ya Rab bela-yi ask ile kil asna beni
Bir dem belayi askdan etme cûda beni”
(Fuzuli)
Sanırım bilgisayarımda bir arıza çıktı. Benim bu ödevi teslim etmem lazım yarına kadar yoksa sıfırcı hocadan çekeceğim var. Mecburen Internet Cafe’ye gitmem gerekiyor.
Maşallah! Burası da tıklım tıklım... Nereye geceyim? Nereye? Ha, şuraya geçsem iyi olur.
İnanılmaz asla, fakat şu koca kent amel defteri sayıldı
Dinmeyen çığlıklara düğümlenen İstanbul boğazında
Yılın ilk gecesinin ilk saatinde Ortaköy’de
Bir mahşer yaşandı! Hem de emsalsiz
Sanki bin mahşer gibi
Çaresiz bir korku
Çaresiz bir kaçış
Çaresiz masum insanlar
Hepsi kızıl kana bulandı, ey vah
Acı acıya yaslandı, barut kokan Reina’da
Yalvarmak, yakarmak
Haykırmak kâr etmemiş olacak ki
Yerde onlarca can yaralı, kırka yakın katledilen insan kaldı
Gökyüzü simsiyah gözyaşları döktü! Yeni yıla, hüzünlü dünyaya
tek şiirle,
bir başka şairin yüzlerce şiirini
yok eder.”[1]
Şiirimizin özgün şairlerinden Behçet Necatigil’in yüzüncü doğum günüydü 16 Nisan 2016…
Yalnızlığı yaşadı, yalnızlık duygusu taştı dizelerinden. Yalnızlığı öylesine benimsemişti ki, Selim İleri “kırık inceliklerin şairi” diye betimlerdi Onu…
“Ne paraya çevrilmez, biz onun peşindeyiz”...
“Zorluklar varsa arada,/ İnsansın!/ Engellere harcanmayan güçler ne güne/ Dayat ki, yaşadığını anlayasın!”...
İndi yatmaq vaxtı deyil,
Nə yatmısan? Oyan, gülüm!
Gözlərinin yaşını sil,
Öz rənginə boyan, gülüm!
Tanımadan sol-sağını,
Dost bildilər çox yağını.
Yaramızın qaysağını
Olacaqmı soyan, gülüm?!
Səslər gəlir qazamatdan:
“Vicdan üstün varidatdan!”
Yerdən, göydən, kainatdan,
Görən, varmı doyan, gülüm?!
Çöküb duman, sis günlərə,
Ucuzlaşan, mis günlərə.
Bizi bu cür pis günlərə,
De, kimlərdir qoyan, gülüm?!
Biz yine de kaçağa çıkacağız,
Koynumuzda bombardıman yarası.
Heybemiz de kaçak tütün, iki fanila,
Bir silgili kalem, biraz gaz yağı!..
Yarına dair güzel düşlerimiz,
Biraz umut,
Çokça umut...
Garip bir durum mu var, sanmıyorum. Her zamanki Ortadoğu işte, bir yerlerde patlayan canlı cansız bombalar, geride bıraktığı onlarca parçalanmış insan bedeni, darmadağın olmuş yoksul bir pazaryeri.
Ölü sayısı 68, yazıyla altmış sekiz.
Delala min, şadîya min bedewê
Ji rojan û rojekî were ba min
Dermanê hemû êşan û derdanî
Erê can were, bexte kî bide min
Delala min, qemera min bedewê
Hespê mirinê bezî hat derê min
Berf û baran dibare, min dûman e
Êş, keder û keser ket nav dilê min
Delala min meranê tim bedewê
Bêwlat im ji te dûrim, canê min
Bi rastî şev û roj li min heram e
Were bibe dermanê vê derdê min
Delala min berîvana bedewê
Ji ba ê reşe şeva qetran e li min
Bête ji kezeba min xwîn dikişe
Were bibe hes bibe hêvî yê min