Türkiye ve Avrupa Ülkelerinde Anadil Eğitimi
Anayasa’nın 42. maddesinin son fıkrasının birinci cümlesi, “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” diyor.
Anayasa’nın 42. maddesinin son fıkrasının birinci cümlesi, “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” diyor.
Elimi suya soktum. Hayır, bu kıpkırmızı bir kandı. Elim kana bulanıp kıpkırmızı oldu... Nasıl yapsam acaba derken, önüme üç tane bembeyaz yaban kazı düştü. Birisi henüz ölmemişti ve son bir çırpınışla suya doğru sürünüyordu...
Yüreğim sancılandı, ruhum karalar bağla
Oğul dedim hiç ses yok, gözyaşlarım hep çağla
Vicdansızlar ne anlar? Karakaşlım vurulmuş
Hasan Ferit’im yerde, ağla gözlerim ağla
Gülsüyü kan deryası, kurban olsun anası
El vurmayın yavruma, çok derindir yarası
Yiğidim kaldır başını, sarılayım boynuna
Haber salın zindana duysun gelsin babası
Ben oğlumu alayım, çünkü ben bir anneyim
Tabuttun üstüne de, eşarbımı sereyim
Giden benim canımdır, onur, şeref bilendir
Faili de devlettir, katilini göreyim
'' İyi bir adam mıdır? Kimlerdendir? Soylu mu, soysuz mu? Ne var ne yok araştırırlar. Eğer iyi bir insan değilseniz ve çevrenizde kötü bir üne sahipseniz, hiç şansınız yoktur, evlenemezsiniz. Biriyle tanışmak ise ancak eş dost, konu komşu vasıtasıyla olur.
Benim kötü bir ünüm yoktu doğrusu. Her şeyden önce bir öğretmenim. Maaşım da iyi. Komşularla ilişkilerim iyi sayılırdı. Selam alır selam verir, hâl ve hatırlarını sorarım. Kısacası kendi halinde bir adamım. Sessizce evime girer yine sessizce çıkar okuluma giderim.
Yine de sorunları bitmiyordu. Karısının hasta ruhlu olduğuna karar verdi sonunda. Kadın sürekli depresyondaydı. En ufak bir tartışmada bile kızar hale gelmişti. Bir keresinde arabayla yolda giderlerken, kapıyı açmış kendini arabadan atmaya bile kalkışmıştı.
Geçenlerde uyurken birden kendi boğazını sıkmaya kalktı. Bu durumda yapılacak iki şey vardır: Ya boşanacaksınız ya da ömür boyu böyle kadınları çekeceksiniz. Kadın boşanma lafına bile dayanamıyor, adamın başına bela kesiliyordu. Zavallıydı aslında ancak kendisinin de dengeleri bozulmuştu. Böyle evlilik olmazdı.
Dersim, Maraş derken, sıra Çorum Katliamı’na gelmiş. Gitmiş mağdurlarla görüşmüş, onların anlattıklarını ve yaşadıklarını öyküleştirmiş. İyi de yapmış yazarımız.
Fikret Güneş’in “Kırkların Direnişi” adlı kitabı Ozan Yayıncılık’tan çıkmış. Öyküleri tanıkların anlatımlarından oluşuyor. Tanıkların söylediklerini edebi bir dille kaleme almış. Her bir öykü insanı derin hüzünlere sürüklüyor. İsterseniz biraz da Çorum’dan söz edelim.
Ercan Cengiz' in ACI İLE DOLU ELLERİM - DECONA PIRRIYÎ DESTÊ MI, adlı şiir kitabı yakında okuruyla buluşacak...
KISA KISA
kayadan beslenen meşe
kendi dalını kendi budar
***
katır inadı tutmasın
çileden çıkarır insanı
***
akıllı eşeği severim
***
katırın yükünü, yükleme eşeğe
altında kalır, ezilir
***
fidan kesmek yerine
kalas yontsaydın ya
***
yürek ağrısını bilmeyen
demesin ki acı çektim
Adın Deniz olsun senin
Gülpembesi yanakların
Haksızlığa dayanamıyorum abi... Ağzımız, şöyle kendimizi savunacak lakırdı yapma yetisinden uzak, lal! Doğru dürüst mektep medrese görmemişiz ki! Ne olacak? Ekmeğimizi yabani hayvanlar gibi hırlayarak, birbirimizle didişerek, vurarak, kırarak pençelerimizle almışız ve ekmeği kaptığımız gibi kaçmışız. Peşimizde bizi kovalayan bir ordu... Bağırtılar, çağırtılar, siren sesleri, tehditler, alarmlar, kuşatmalar, sille tokatlar, küfürler! Sanki ne yapmışız? Yaptığımız, bir kenarcığa üç-beş şey dizip namusumuzla satmaya çalışmışız! Hepsi bu!
Ceylan Önkol ve Uğur Kaymaz’ın anısına...
Her şey çocuklar için' sözünü ne kadar çok duyuyoruz. Bir yüzleşme belki bir dokunuş geçmişe... İşittiğimiz her güzel söz tarihsel bir uzantının halkalarını boynumuza atar gibi bazen anlamlı kılıyor usumuzda şekillendirmek istediklerimizi... Çocuk, parçası olduğumuz yaşamın en güzel halkası... Hep hatırlamak istediğimiz o masum güç... Acıtır ivme ivme geri kalanları... Kanatır uyuyan yaralarımızı... Sonrası yok mu sanırsın?