Edebiyat Nedir?
Edebiyatın da bir yöntemi olduğundan o da bir bilimdir. Edebiyat bir bilimin yapması gereken:-anlama, -yorumlama, -değerlendirme, -benzerleriyle karşılaştırma, -yerleştirme basamaklarını yaptığı için bir bilimdir.
Edebiyatın da bir yöntemi olduğundan o da bir bilimdir. Edebiyat bir bilimin yapması gereken:-anlama, -yorumlama, -değerlendirme, -benzerleriyle karşılaştırma, -yerleştirme basamaklarını yaptığı için bir bilimdir.
Ben yandım
Avuçlarımın içindeymiş gibi
Bana yakın
Ama yıldızlar kadar uzak birini sevdim
Bu mudur aşk?
Hep imkânsızlıkları mı sever,
Ya da imkânsız zamanlarda mı aşk aşk olur
Göze alıp her şeyi peşinden gitsem diyorum
Rezil mi etsem kendimi âleme
Dillere düşsem mi bilemiyorum
Ya da bir kurşunluk ömrüm var
Vurup anlımın orta yerinden
Beni, bendeki seni bitirsem mi bilemiyorum
Bu mudur aşk?
Hep böyle olmazlar mı
Sever ya da olması imkânsız zamanlarda mı aşk aşk olur
Türkiye’de mizah dergileri yasakçılığı daha Osmanlı döneminde başlamıştır. Günümüzde bile mizahçıların mahkemeye verildiğini görüyor ve okuyoruz. Çünkü mizah, çirkin olanı güldürerek beynimize kazır. Şatafatlı gibi görünen yaşamların içine girerek, onların komikliğini bize gösterir. Kimi insanlar da yaşamında hiç yazmadan da kaliteli espriler yaparlar. Ve onlar da bir şekilde bizi düşündürürler. Necmettin Yalçınkaya‘nın annesi de insanı güldürürken de düşündüren biri. Ve Yalçınkaya da annesinin incilerini kaleme almıştır. Her bir hikâyesi binlerce inci değerindedir.
toplayıp bütün cesaretimi
bir sabah çıkıp gelmiştim kapına
ve sen dön dedin ya geriye
işte o gün kendimi
şehrin caddelerinde buldum
önce dolaştım uzun uzun
sonra gidip Kordonda durdum
bir sigara yaktım
derinden bu şehri denizi ve martıları
icime doldurdum
bıcak sırtıydı zaten
zavallı yüregim
sen bahanem oldun
ben de kendimi vurdum
Bu havaları sevmek için bir neden arıyorum kahretsin ki yok.
Aklıma sokak çocukları geliyor, bir de o köprü altında yaşayan yaşlı kadın. Nasıl dayanır ki bu soğuklara, özellikle geceleri.
Bir gerekçe bularak oturmuştum yanına. “Dizimi köşeye vurdum" dedim.
Çöpten bulduğu elmayı, yıllardır yıkamadığı her halinden belli elbisesine siliyordu uzun uzun.
Kimseyle konuşmayan bu yaşlı kadın birden döndü "Ağrıyor mu?" diye sordu.
Bu diyalog çok hoşuma gitmişti. "Evet, çok ağrıyor" dedim.
Ne Habil ol
Ne de Kabil
Bırak ilkelliği
Kibirlenip gururlanma...
Sakın cana kıyma yeter
“Yaşam büyük bir nimettir”
Bedenlerde can var oldukça
Tanrı muhtaç değil kana! Öyle sığınma kurbana
Öküz, inek
Koç, koyunu
Manda, dev
Tekeyi boğazlama
O canların günahları ne? Hele söyle
Etle karın doyurup ibadet yapılmaz
Kurtarıcı Mesih, Hz Nuh Nebi’de kurban yemediler
sokulsan çok şeyler paylaşacaktım
başımı omzuna öylece koyup
orada dakikalarca ağlayacaktım...
bir gece kendimi içkiye verip
suçunu aldığım şaraba atıp
saatlerce seninle sevişip
ruhumu aldatacaktım...
'' Türkiyeli bir sanatçı olarak, benim için öncelikli konuların başında ezilmişlik, insan hakları, ekonomik dengesizlik vb konular gelirdi. Bende sanatın evrensel bilinci geliştikten sonra, öncelikli sorunların başında temiz toplum, temiz çevre özlemi ve doğanın kirletilmesi sorunu gelirken; diğerleri İkinci, Üçüncü sırada kaldılar. Sanat felsefemin gelişerek oluşmasında bu doğruların payı büyüktür.
Bir rüzgârdır
Kasıp kavura
Gülleri dalından ayıran
Ocakları söndürüp
Külleri savuran
Her yeri diyarı cehenneme çeviren
Bir rüzgârdır
Lodoslama essen
Çevreyi yakan, yıkan
Henüz umutların
Tükenmediği anlar
Davranışları bozuk
Bir deyyusun hâli sınır ötesi
Sınır berisi, insanların içini karartı
Gecenin çıplaklığıyla buluştu ellerim
Yıldızlar dil çıkarıyor şiirime
Haylaz bir çocuk gibi…
Ay suskun siyahın içinde
Dokunurken hüznün kalbine
Ateş böcekleriyle sevişiyor dizeler…
Her yer yangın
Ateşe dokunanlar donuyor
Ve ömrünü ellerine almış
Kayıp masallar geçiyor
Gözlerinde dünyanın…
O kayıp masallar da
Fırtınalar koptu serçe yüreğinde
Ardın da yıkık kentler
İpler de aydınlık düşünceler
Ve sıcak düşler bıraktı…