“Kırık Mozaik”(imiz)in Parçası Süryaniler[*]
Bu niçinler niçin böyle yanıtsız?”[1]
Bu niçinler niçin böyle yanıtsız?”[1]
Mavi bakışlı, boğazın incisi tarihi şehir İstanbul
Sanırsam, kurulduğundan beri
Böyle bir gün görmedi
Gökten kar yağıyor
Lapa-lapa
Yel esiyor dört bir yandan
Beyoğlu’nda rahatsız edici
Uğultular dinmiyor, hiç dinmiyor
Yine kasketim yok, başım çıplak
Yağan karlar üşüşüyor saçlarıma, içim çok soğudu
İstiklal çok üşüyor, sokaklar titriyor, gün de bulanık
Ülkenin bu günlere geleceği yıllar öncesinden belliydi. Yaşadıklarımızın hiçbirisi birden bire ve kendiliğinden olmadı… Bu yaşadığımız süreç adım adım işlendi.. İktidarı ele geçirenler yıllar süren bir örgütlenme, planlama sonucu bugün devlet erkinin tüm mekanizmalarını ele geçirmiş durumdalar.
Narin bir gülümsemeydi, yanaklarından asılı kalan
Yarınlara umut bağlayan sıcak yürekleriyle
Gizli ya da alenen yaşadıkları sevdalarıyla
Kimi kendine “vatan bekçisi”
Kimi “özgürlük sevdalısı”
Diyen
Yaşam sevinciyle
Hayat tutunanlar
Doğacak güneşi
Bir daha görmeden
Birkaç kahpe kurşunla
Savruldular sağa-sola, etrafa
Vurgun yiyen denizciler misali
Can acısıyla yığılıp kaldılar, oldukları yerde feryatlarla
II. AYRIM: MARAŞ KATLİAMI
II.1) TARİHSEL ARKA PLAN
II.2) DEVLET BELGELERİ’NDEKİ MARAŞ GERÇEĞİ
II.3) VERİLER, TANIKLIKLAR, SORUMLULAR VE SORU(N)LAR
III. AYRIM: OSMANLILAR’DAN CUMHURİYET’E ALEVÎLER
III.1) OSMANLILAR’DA KIZILBAŞLAR
III.2) CUMHURİYET’TE ALEVÎLER
III.3) ORTACA, SİVAS (MADIMAK), ÇORUM, GAZİ, VD’LERİ…
Uçurtması mavi
Misketleri mavi
Ekmeği mavi
Düşleri mavi
Aşk olsun sana çocuk
Ola ola mavi bir kuş mu oldun sen
Tüm dertleri kederimden daha cüce kalan ey dünya, âlem
Zamanlı, zamansız içim kan ağlıyor her gece
Ruhumu okşayan
Yürek sesimsime kulak veren
Masum hayallerim, umutlarım
Her soluk alışımda yıkılıp, dökülüyor
Hep çaresizim içinden çıkılması güç olan
Labirente dönen dertlerimle, kâbus dolu tüm anlarımla
“Ya Rab bela-yi ask ile kil asna beni
Bir dem belayi askdan etme cûda beni”
(Fuzuli)
Sanırım bilgisayarımda bir arıza çıktı. Benim bu ödevi teslim etmem lazım yarına kadar yoksa sıfırcı hocadan çekeceğim var. Mecburen Internet Cafe’ye gitmem gerekiyor.
Maşallah! Burası da tıklım tıklım... Nereye geceyim? Nereye? Ha, şuraya geçsem iyi olur.
İnanılmaz asla, fakat şu koca kent amel defteri sayıldı
Dinmeyen çığlıklara düğümlenen İstanbul boğazında
Yılın ilk gecesinin ilk saatinde Ortaköy’de
Bir mahşer yaşandı! Hem de emsalsiz
Sanki bin mahşer gibi
Çaresiz bir korku
Çaresiz bir kaçış
Çaresiz masum insanlar
Hepsi kızıl kana bulandı, ey vah
Acı acıya yaslandı, barut kokan Reina’da
Yalvarmak, yakarmak
Haykırmak kâr etmemiş olacak ki
Yerde onlarca can yaralı, kırka yakın katledilen insan kaldı
Gökyüzü simsiyah gözyaşları döktü! Yeni yıla, hüzünlü dünyaya
tek şiirle,
bir başka şairin yüzlerce şiirini
yok eder.”[1]
Şiirimizin özgün şairlerinden Behçet Necatigil’in yüzüncü doğum günüydü 16 Nisan 2016…
Yalnızlığı yaşadı, yalnızlık duygusu taştı dizelerinden. Yalnızlığı öylesine benimsemişti ki, Selim İleri “kırık inceliklerin şairi” diye betimlerdi Onu…
“Ne paraya çevrilmez, biz onun peşindeyiz”...
“Zorluklar varsa arada,/ İnsansın!/ Engellere harcanmayan güçler ne güne/ Dayat ki, yaşadığını anlayasın!”...