Öyküleri Vardı Babamın
Babamın hayatında acılar
Acılarında tatlı öyküleri vardı
Ve acımasız bir hayatla sınandı yüreği
Sınırda kaçakçı
Tarlada ırgat
İnşaatta amele
Fabrikada işçiydi babam…/Murat Özgöl
Babamın hayatında acılar
Acılarında tatlı öyküleri vardı
Ve acımasız bir hayatla sınandı yüreği
Sınırda kaçakçı
Tarlada ırgat
İnşaatta amele
Fabrikada işçiydi babam…/Murat Özgöl
Sinekler yapışıyor vücuduma terden. Büyük marketlerin pahalı şampuanlarını hatırlamak bir yana sabunun bile kokusunu unutacağım bu gidişle. İçinde bulunduğum bu durum moralimi bozuyor, amacımı düşünmeme engel oluyor nedense. Geceden kalma halimle, sırtımda çantam, saçlarım dağılmış ve günlerin tozu birikmiş gözlüklerimin camında. Etrafıma tozlu bir pencereden bakıyorum bir kaç gündür. Dinlenmeye ihtiyacım var ve bol köpüklü sıcak bir banyoya da Sora sora gideceğim mıntıkaya daha epeyce bir yolum var.
Heyecandan kapının açık olduğunu unutmuşum ve elimdeki rengârenk boncuklu anahtarlığa takılmış anahtarı deliğine sokmaya çalışıyorum. Odamın kapısı açılıyor, nefes nefese odaya atıyorum kendimi. Çantamı bir kenara bırakıp direk balkona koşuyorum. Etrafı müzeyyenli demirlerle bariye edilmiş bu mezar hacmindeki balkonda bir dünya genişliği huzur buluyorum. Huzurlanıyorum. Bütün şehir ve şehrin bitimindeki sarımtırak tarlalar, tarlaların da ötesindeki çölü bile görebilmek düşündürüyor insanı. Sessizce düşünüyorum.
Anayasa’nın 42. maddesinin son fıkrasının birinci cümlesi, “Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez” diyor.
Elimi suya soktum. Hayır, bu kıpkırmızı bir kandı. Elim kana bulanıp kıpkırmızı oldu... Nasıl yapsam acaba derken, önüme üç tane bembeyaz yaban kazı düştü. Birisi henüz ölmemişti ve son bir çırpınışla suya doğru sürünüyordu...
Yüreğim sancılandı, ruhum karalar bağla
Oğul dedim hiç ses yok, gözyaşlarım hep çağla
Vicdansızlar ne anlar? Karakaşlım vurulmuş
Hasan Ferit’im yerde, ağla gözlerim ağla
Gülsüyü kan deryası, kurban olsun anası
El vurmayın yavruma, çok derindir yarası
Yiğidim kaldır başını, sarılayım boynuna
Haber salın zindana duysun gelsin babası
Ben oğlumu alayım, çünkü ben bir anneyim
Tabuttun üstüne de, eşarbımı sereyim
Giden benim canımdır, onur, şeref bilendir
Faili de devlettir, katilini göreyim
'' İyi bir adam mıdır? Kimlerdendir? Soylu mu, soysuz mu? Ne var ne yok araştırırlar. Eğer iyi bir insan değilseniz ve çevrenizde kötü bir üne sahipseniz, hiç şansınız yoktur, evlenemezsiniz. Biriyle tanışmak ise ancak eş dost, konu komşu vasıtasıyla olur.
Benim kötü bir ünüm yoktu doğrusu. Her şeyden önce bir öğretmenim. Maaşım da iyi. Komşularla ilişkilerim iyi sayılırdı. Selam alır selam verir, hâl ve hatırlarını sorarım. Kısacası kendi halinde bir adamım. Sessizce evime girer yine sessizce çıkar okuluma giderim.
Yine de sorunları bitmiyordu. Karısının hasta ruhlu olduğuna karar verdi sonunda. Kadın sürekli depresyondaydı. En ufak bir tartışmada bile kızar hale gelmişti. Bir keresinde arabayla yolda giderlerken, kapıyı açmış kendini arabadan atmaya bile kalkışmıştı.
Geçenlerde uyurken birden kendi boğazını sıkmaya kalktı. Bu durumda yapılacak iki şey vardır: Ya boşanacaksınız ya da ömür boyu böyle kadınları çekeceksiniz. Kadın boşanma lafına bile dayanamıyor, adamın başına bela kesiliyordu. Zavallıydı aslında ancak kendisinin de dengeleri bozulmuştu. Böyle evlilik olmazdı.
Dersim, Maraş derken, sıra Çorum Katliamı’na gelmiş. Gitmiş mağdurlarla görüşmüş, onların anlattıklarını ve yaşadıklarını öyküleştirmiş. İyi de yapmış yazarımız.
Fikret Güneş’in “Kırkların Direnişi” adlı kitabı Ozan Yayıncılık’tan çıkmış. Öyküleri tanıkların anlatımlarından oluşuyor. Tanıkların söylediklerini edebi bir dille kaleme almış. Her bir öykü insanı derin hüzünlere sürüklüyor. İsterseniz biraz da Çorum’dan söz edelim.
Ercan Cengiz' in ACI İLE DOLU ELLERİM - DECONA PIRRIYÎ DESTÊ MI, adlı şiir kitabı yakında okuruyla buluşacak...
KISA KISA
kayadan beslenen meşe
kendi dalını kendi budar
***
katır inadı tutmasın
çileden çıkarır insanı
***
akıllı eşeği severim
***
katırın yükünü, yükleme eşeğe
altında kalır, ezilir
***
fidan kesmek yerine
kalas yontsaydın ya
***
yürek ağrısını bilmeyen
demesin ki acı çektim