Toplumsal Cinsiyet ve Din: Antropolojik Bir Bakış[*]
din adamı göremezsiniz,
din adamları
ezen sınıfın asalağıdır.”[1]
din adamı göremezsiniz,
din adamları
ezen sınıfın asalağıdır.”[1]
İdris Sayılğan/ Mezopotamya Ajansı: Sedat Peker’in açıklamaları ile ortaya saçılan devlet-mafya-medya ilişkisini ve Türkiye için yarattığı sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Geçen gün sosyal medya hesabımda iki fotoğraf paylaştım. Biri 1968’den: polisle karşı karşıya gelen öğrenciler. Genellikle “Cesaret” hashtag’i ile paylaşılıyor. Fotoğrafta ön saflarda 68’in devrimci gençleri seçilebiliyor. Ellerinde coplarla dikilen polislere saldırmamak için kendilerini ve birbirlerini güç engelliyor görüntüsündeler.
Günümüzün devrimci gençleri fotoğraftaki eksikliği anında fark edeceklerdir. Göstericiler arasında hiç kadın yok…
Sizinle pek karşılaşmadık. Yüz yüze görüşmüşlüğümüz olmadı, belleğim beni yanıltmıyorsa…
Belleğimde size ilişkin en net anı, bundan birkaç yıl öncesine ait. Bir 1 Mayıs arifesi. Taksim yine yasaklı. Meydana ulaşabilmek, ya da en azından zorlayabilmek için bir önceki gece Beşiktaş’ta bir otelde kalmıştık. Siz de aynı oteldeymişsiniz; sabah Barbaros Bulvarı’nda etrafımızı saran polislerle itişip kakışırken göz göze gelmiş, selamlaşmıştık.
Elealı Zenon’un, “Yaşamın amacı doğa ile uzlaşı içinde yaşamaktır”; Fyodor Dostoyevski’nin, “Doğaya karşı işlenen bir suçun öcü, insan adaletinden daha zorlu olur,” uyarılarının es geçilmesiyledir ki, Hubert Reeves’in, “Doğa ile savaş hâlindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz,” diye betimlediği ufka eriştik…
Burası Thomas Stearns Eliot’un, “Bu, dünyanın bir patlamayla değil bir inlemeyle sona erişidir,” ifadesiyle müsemma ekolojik felaket eşiğidir…
Cehenneme hoş geldiniz!
* * * * *
Hayır, hiçbir şeyin abartıldığı yok!
AKP iktidarının akademinin içini boşalttığını belirten akademisyen Sibel Özbudun, “Ortada ne bilim kaldı ne de akademi. Bugün üniversiteler tek adamın dudakları arasından çıkacak hükümler ile yönetiliyor” dedi.
Abdullah Öngüllü ile yıllardır mektuplaşırız. Pek çok siyasal tutsakla yaptığımız gibi. Şimdilerde Afyon T Tipi’nde yatıyor. Yirmi yılı aşkın süredir. “Yıllardır düzenli bir şekilde yazmaya çalışıyorum,” diyordu 9 Ekim 2020 tarihli mektubunda: “Yazmak biraz da babamdan kalma bir miras, medrese öğrencisi bir köy imamıydı ve bütün zamanını kitaplar ile defterler arasında geçirdi. Arap alfabesiyle Kürtçe yazıyordu. Bir halk sözüdür, ‘Babası balıkçı olanın çocuğu en azından suyu sever,’ denir; doğruymuş. Her şeyden çok okumayı ve yazmayı sevdim.
faşizmin tekrar Nazi üniformasıyla geleceğini sanmasıdır.”[1]
yatak odası, çocuk odası ve mutfağa hapsedilmiş köledir.”[2]
Gazete Manifesto (GM): Kadın mücadelesinin kadın cinayetleri ve şiddet çerçevesine sıkıştırılması hakkında ne düşünüyorsunuz?
daha da düşündürücü olan bizim hâlen
düşünmüyor olmamızdır.”[2]