Murat’ın Düşü, Lamborghiniler ve Dünyayı Değiştirebilmek…[1]
engellemesine izin veremeyiz.”[2]
engellemesine izin veremeyiz.”[2]
Ancak zamanı çoktan geçmiş din temelli kültür ve siyaseti bir türlü bırakmak istemeyen Türkiye ve Bölge siyasetçileri yüzünden, toplumun sürekli uçurumun kenarında yaşaması tam bir kültürsüzlük ve öngörüsüzlük örneğidir.
Kendisini geliştirmeyip 1500 yıllık kültürle hâlâ yaşayan devlet ve siyaset adamları, bu geriliği eğitim vb. araçlarla topluma empoze etmeleriyle, bölgesel sorunlarının büyümesinin en büyük sorumlularıdırlar.
mavi koyun,
umudumu yitirmedim.”[1]
Siz aldırmayın, şiir faslındaki pesimist hezeyenlara…
Şiir önemlidir, önemini asla kaybetmeyecektir; “Orhan Pamuk, bir demecinde, şiirin yaygınlığını yitirdiğini, zamanla itibar kaybedeceğini dile getirmiş ve bunun sadece Türkiye’ye değil bütün dünyaya özgü bir durum olduğunu söylemişti,”[2] diyen Yücel Kayıran’lara ve Orhan Pamuk’lara rağmen…
‘Dünya Şiir Günü Bildirisi’nin de altını çizdiği üzere: “Şiir doğruyu söyler…”
Kolay mı?
2) İNSAN(LIK) SORU(N)LARI
3) DEVLET VE DEMOKRASİ
4) BAĞINTILI MESELELER: DİN
5) VE KADIN…
6) ÖZEL MÜLKİYET, KAPİTALİZM, SERMAYE
7) EMEK VE İŞÇİ SINIFI
8) SINIF(LAR) MÜCADELESİNDE BAŞKALDIRI VE ŞİDDET
9) ÖNCÜ PARTİ VE MÜCADELE(Sİ)
10) PARTİLİ MÜCADELE SORU(N)LARI
11) DEVRİM VE MÜCADELE
Bir düşünce veya inancın niteliklerini belirleyen temel yapılar, kutsal kitaplar başta olmak üzere teorikleştirilmiş siyasal manifesto veya tüzüklerdir. Aynı zamanda bunların gerçek hayatta ne kadar uygulanıp uygulanmadığı, söz konusu ilke ve şartlara inanan toplumların yaşamlarına bakarak bir sonuca varabilir.
en sevdiğiniz şarkının
hep son melodilerini duyarsınız.”[1]
Tiyatronun temel direklerinden Müşfik Kenter, 65 yılını verdiği ve son ana kadar inmediği sahnelere ‘ve perde’ dedi. O, kimi zaman tam 25 yıl boyunca hayat verdiği, yüreklerimize işleyen ‘Bir Garip Orhan Veli’, kimi zaman ‘Vanya Dayı’, kimi zaman ‘Hamlet’ti... Meşhur uzaylı Alf’e ses verdi...
Ama bana sorulursa Müşfik Kenter, “Sahi nedir gençlerdeki bu lens merakı? Gözler de sahte olduktan sonra, insan neye bakıp inanmalı?” sorusundaki içtenlikti…
* * * * *
Anılar... Anılar ve yine Anılar... Onlar, yaralardan daha uzun yaşarlar! Bizim yoldaşlarımızla olan anılarımız belleğin en temiz, yüreğin en tırmanması, en ulaşılması güç zirvesine çıkarsız, namuslu, dürüst ve sevgiyle kazınır hiç çıkmayacasına. İZ belgeselinin çekimi için gittiğimizde, beni ve ekibimi işte böyle karşıladı Zeynep arkadaş. Evinde konuk ettiği sürece de bu duyguları en küçük hücrelerimize ve yüreğimize işledi.
hiçbir şey izah etmez!”[1]
Ekim Devrimi üzerine çok şey söylendi, söyleniyor ve söylenecek de…
Söylenenler arasında Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un, 1917 Bolşevik Devrimi lideri ve SSCB kurucusu “Lenin’e saygı duyduğu, fakat Lenin’in insanları öldürmeye gönderdiği, bu yüzden de eleştirdiği”[2] türünden ucuzluklar da var, kuşkusuz.
Bunlarla uğraşıp, onları hak ettiklerinden fazla ilgiyle “taltif” edecek değiliz.
Sinema…
1895 Aralık’ının son günleri... Her şey fotoğraf malzemesi üretimi yapan Lyon’lu Antoine Lumière’in, Boulevard des Italiens’teki Robert Houdin Tiyatrosu’nda yaptığı hokkabazlık ve gözbağcılık gösterileri ile büyük ilgi toplayan Georges Méliès’nin tiyatrodaki çalışma odasının kapısını vurmasıyla başlar.
Aynı şekilde devlet olmakta uluslaşmak için yeterli değildir. Çağdaş uluslaşmanın temel anlamı; iç içe ya da belirli sınırlar dahilinde zorunlu birliktelik kurmuş halkların, birbirlerinin temel insani haklarını tanıyıp barış içerisinde yaşamasıyla ancak mümkündür.