Tek Başına Dünya Gezisi
Dünyanın dört bir yanında artık insanlar gruplar halinde gezmektense, tek başlarına yollara koyulmaya başladılar.
Dünyanın dört bir yanında artık insanlar gruplar halinde gezmektense, tek başlarına yollara koyulmaya başladılar.
“Acısı Kadın”daki kareler de böyledir; “Biletçi”, “Zıkkım”, “Acı Muz”, “Eskiyen”, “Asya’nın Öyküsü”, “Kökü Kuruyasıcalar” … çoğunlukla kadınların, kadınlık halleriyle bir bütün olarak yaşadığı ayrıntıların resmi gibidir. Hayatın ağır yükünü sırtlanan o kadınlar; anamız, kızımız, kardeşimiz ya da avradımızdır. Onların hikâyelerinin çoğunun ya orta yerinde, ya kıyısında ya da örgüsünün bir ilmeğinde kadın veya erkek olarak bizler de yer almaktayız.
Vildan Çalışkan Kılıçer çok hoş, nazik ve de naif bir bayan. Bir de "Can Çiçeği" isminde şiir kitabı çıkarmış.
Kitabı da kendisi gibi naif...
İçinde aşka dair ve oğluna olan duygularını dile getirdiği şiirleri var.
Eskişehir'e olan sevdasını dile getirmiş şiirlerinde ayrıca. Kitabın kapak resmi ve kitabın ismi, şiirlerine ve de Vildan Hanım'a çok yakışmış.
Gerçekten çok hoş hoş olmuş.
Ağır hasta tutsaklar defalarca yaptıkları açıklamada kimseye minnet etmeyeceklerini, gerekirse zindanda ölümü kucaklayacaklarını belirtmişlerdir. Hastalık, edebi eser üretmeye engel değildir. Daha önce “Caney” adlı şiir kitabı ile şiir severlerin karşısına çıkan ve İHD’nin ağır hasta tutsaklar listesinde olan Halil Güneş yeni şiir kitabı “AŞKAOS” ile şiir severlerin karşısına çıktı. Şu anda Diyarbakır D Tipi Cezaevinde kalan Halil Güneş'le mektup aracılığıyla kitabı üzerine kısa bir röportaj gerçekleştirdik.
İlkokulda sıra altlarına konulan kurumuş simitten susamlı bayram akide şekerlerine, bir tüfeğin mavzer çığlıklarından kötü âşıkların ve hayırsız âşıkların oyunlarına, "Batılılaşmış" ve "modernleşme" yolunda ilerleyen genç kuşaklardan yüreğimizde katılaşmış inançlara, sevginin ve geleceğin hamurunu özenle mayalayan annelerden öz evlatlarını unutan annelere, haksızlığa gelemeyen ve özgürlüğü isteyen bir badem gözlü çocuktan kahraman babalara, çocukken akşamları evlerde bir tencerede patır patır patlatılan mısır patlaklarının o enfes kokusundan kısa mı kısa ömürlü olan aşklara, doğru ve kararl
Katkılarından dolayı; Gül PERİ, Sinem ŞİRİN, Neslihan CAN, Eda ÇAĞRILI, Tuğçe KILIÇ, Ali Rıza TAN, Direnç KÖSE, Ali Rıza AKSIN, Devrim GÜR, Okan EROĞLU, Raif KIZILDERYA, Xıdıre LODEKİ' ye teşekkürler.
4. sayımızda görüşmek umuduyla!!!
Arka kapak yazısı:
Ancak, her birinin dünya görüşü ve sosyal içeriği, yani toplumsal anlamda insanların ne olduğu ve nasıl olması gerektiğine ilişkin söyledikleri, yalnızca birçok açıdan benzerlikler taşımakla kalmamakta, esas olarak aynı türden sömürü ve esaret sistemlerine de hizmet etmektedir.
Kitaba adını veren Mendil Sen Kokuyordu öyküsü zaten bir harika. Diğer öyküler de birbirinden güzel ve akıcı... Yazarın dili çok sade. Okurken anlamak da hiç zorlanmıyorsunuz. Öykülerin konusu da çevremizde gördüğümüz, her gün yaşadığımız olaylar. Okurken hiç yabancılık çekmiyorsunuz. Her konu var. Töre cinayetlerinden ve namus cinayetlerinden tutun da, aşk, sevgi, dostluk, hasret, özlem...
Necmettin Yalçınkaya sizi öyküye doyuruyor.
St. Gallen’den Friburg’a kadar 175 sayfa okudum. Kitap; roman desem değil, öykü desem o da değil. Rengârenk bir gül bahçesi…