Palavra Meydanı
Adımlarım sayılır
Ben seni düşünende
Adımlarım sayılır
Ben seni düşünende
Gördüğüm manzarayı hangi gerçekle ifade edeceğimi bilemiyorum. Hayal gücümü zorlayan bir insanlık dramı yaşanıyor. Kendisi gibi olmayan, kendisi gibi düşünmeyen herkesi dışlayan, fişleyen bir zaman diliminde gel de yaşamından endişe duyma!
Hadi uyan
Gün ışığı çilemeye başladı başucunda
Denizler bir mavilik edindi günden
Seher yeline uyup kuşlar tüneğine uçtu
Bu türküyü dinlemeyecek misin
(Metin Eloğlu)
Eğer okunan bir şiirse okur yüreğinin pasının silindiğini hissetmeli, okuma bittikten sonra ok acısıyla kıvranmalı. Yok düz yazıysa o yazı adamakıllı düşündürmeli. Ben denemelerin her cümlesinde şiir bulurum, düşünürüm.
Nefi öfke yağmurudur dedik ya. Konuya “öfke”den başlayalım: “Öfke saklanmaya gelmez, büsbütün içimize işler. Demosthenes bir meyhaneye girmiş, kimse görmesin diye arkalarda bir yer arıyormuş. Diogenes görmüş ve demiş ki: “Ne kadar arkalara gidersen meyhaneye o kadar girmiş olursun.”
Dozu artıralım ve “ölüm”e geçelim:
Aleviler Şamandır, diyenlerin buna dair gönülleri hoş edecek bir cevapları yoktur, ama ideolojiyi hoş edecek ikinci cümleleri vardır. Ve Aleviler Şamandır dedikten sonra derler ki; Aleviler çağdaştır, kadınlarının başını örtmezler, bunun içinde Atatürk’ü severler! Gök Tanrı denen Tengre, toprak ana Ötüken gider ve onların yüce tahtlarına Atatürk’ü oturturlar. Halka tamamlandı mı, tamamlandı, Alevilik eşittir Atatürkçülük gibi gösterildi mi gösterildi. Ama insanın “hayda!” diyesi gelir.
“Bunlar da neyin nesi?” soruları dudaklardan yağmur gibi dökülürken “Eyvah, Türkçe bir şey anlatmayacak bu adam bize!”diyen diyenedir. Öyle demeyin, şu güzelim Anadolu yukarıda saydığım kahramanlarla, yarı insan yarı tanrılarla doludur, belki de onlardan biri de sizsiniz.
İstanbul’u hiç böyle hüzünlü, yaslı, dertli, çaresiz
Böyle kaygılı, acılı, zemheri gibi görmedim
Sahillerinde dalgalar homurdanıyor
Kirlenen masmavi denizi
Köpürüyor, kokuyor
Marmara Boğaz’ı
Adeta ellerimde
Bölünüyor
Dağılıyor
Ey dost! Dost tanıdığım
Unutmam, denizin sularına bıraktığın
O alev renginden, narin kızılı karanfilleri
Gemilerin peşine takılan, sevilen beyaz martıları
Ülke içinde çok sayıda eğitim, barınma kampı olan, her yerde elini kolunu sallayarak rahatça dolaşan, askeri ve polis güçleriyle görünmekten kaçınmayan ve boy boy resim çektiren, ayrıca AKP iktidarı tarafından siyasal, sosyal, ekonomik, askeri ve lojistik olarak desteklenen IŞİD'e karşı hava operasyonları yapıldığı, jetlerin IŞID mevziilerini bombaladığı koskoca bir yalan ve kandırmacadan ibarettir .
Devlet erkini elinde tutan, hep daha fazla para kazanma hırsıyla doğayı, ekolojik dengeleri ve insanı görmezden gelen, yurdun her karış toprağını HES ve RES projeleri, siyanürlü maden arama projeleriyle delik deşik eden, egemenler ve onların temsilcisi AKP hükümetine karşı geçtiğimiz günlerde Rize Çamlıhemşin Yukarı Kavrun ve Samistal Yaylasında büyük bir direniş sergilendi. Bu direnişte devletin komandolarının ve iş makinelerinin önüne geçen Havva Ana olarak bilinen yiğit kadın Rabiye Bekâr: “Kimdir devlet? Devlet bizim sayemizde devlettir.
İsterseniz söze bir alıntıyla başlayalım: “Borges’in seksen yaşında kendini kaybedercesine âşık olması, James Joyce’un hiçbir zaman Ulysses’i okumayan karısının nasıl biri olduğu, Cemal Süreya’nın Kadıköy sahilinde yürürken her an karşıdan Fazıl Hüsnü gelebilir düşüncesiyle ceketini ilikleyerek gezmesi, Turgut Uyar’ın, ardında kendi el yazısıyla oluşturulmuş hiçbir metin bırakmama ilkesi gibi ilginç bilgilerin ne kadarı edebiyatla ilişkilidir? Önemli olan, bir yazarın yaşam öyküsünün, yazarın yaratılarını yorumlamada ne kadar etkili olduğudur.” Demek ki haklı olduğumuz yanlar varmış.