(İnsan Posası) Balkonumda kuş sesleri

Abdullah Oral kullanıcısının resmi
Biz üreten emekçiler, patronun malını kendi makinamız gibi sahiplendiğimizde kölesi olduk iş verenin.

Güneş, kocadağ ile üç pınar tepesinin arasından evin balkonuna doğru ışığını usulca düşürürken yeni bir güne uyanışın huzuru vardı üzerimde.
Karadeniz dağları arasında Köyümün o eşsiz oksijen yüklü ter temiz havası öyle güzel gelmişti ki gün ağarmadan uyanı vermiştim
Az sonra ezan sesiyle horozların seside duyulmaya başladı, usulca yatakdan kalkıp balkona çıktım önüme bir sandalye çekerek oturduğum sandalyeden ayaklarımı diğer saldalye ye uzattım sırtımı sandalyeye, sandalyeyi de duvara dayadım yıllar sonra yarına geç kalma kaygısı olmadan gün doğumunu izlemeye hazırdım
Az sonra
Günün ilk ışıkşarıyla dağlarımızdaki yaşayan canlıların hareketlenmesi, kuşların uyanışı ve kuş sesleriyle horoz sesleri, doğanın o eşşiz orkestrası muhteşem bir ritim ile senfoni sonuyordu sanki bana
Bu sabah daha bir huzur veriyordu dağlarımızda kıpraşıp duran yaşam her yerde kuş sesleri
Yüreğim pupa yelken demir almış gibiydi ankara semalarından, Şehirlerin eksoz gazlı gürültüsünden ve sanayinin kimyasal kokularından, uzak
Karadeniz'in ilk bahara uyanan dağlarına ki karadeniz dağlarında bir başka sevda idi yaşanan
Hastanede doktorum ile, mayısın ilk haftasın'a randevulaşınca
Artık ankara da beklemenin bir anlamı yoktu, karadenize dağlarıma geri döndüm, artık yarına yetişmem gereken iş kaygım y
Köyümden ayrılmadan hiç bir sağlık sorunu yaşamamıştım, taşı sıksa suyu çıkar derler ya işte öylesine dinç ve sağlıklıydım..
Ama nüfus çoğaldıkca doğduğumuz yerde doyacağımız bir işimiz yoktu!
Köyde emeğimi pazarlayacak bir iş olmadığından bir tek fındık ürünü sadece boğaz tokluğu o kadar
Yani işsizlik ve yoksulluk oturu vermişti ocağımızın yanı başına, gurbet yollarına düşmeden de kalkacağı yoktu
Bu yüzdendir düşmüştük gurbet yollarına, ki gittiğimiz her yerde, yine bizi kapıda karşılıyordu yoksulluk
biz nereye gitsek o da orada hazır, ayrılmıyordu ocağımın yanı başından

Önceden giderek yeni sanayi de bir torna atölyesinde iş bulmuştum
sonra köyüme dönerek eşim ve iki çocuğum ile çıktığım gurbet yolunda İlk durağım Ankara olmuştu
Tanıdıklarım yardımı ile bir gece kondu kiraraladım bir yatak bir yorgan içine yerşeştik
Artık durmak yok başladım gecemi gündüzüme katarak çalışmaya. İki boğaz beş boğaz olmuştuk
Ekmeğimiz dedik potatronun malını sahiplendik kendi malımız gibi koruyorduk patronların malın
bu yüzden işverenin malının kölesi olduk, ne kendi acımıza zamanımız vardı, nede hastalığımıza tedavi için zaman

Her yıl hasat zamanı Ağustos da 15 veya 20 günlük izinlerle köyümüze geliyor olsak bile bu günler yarına yetişme çabası ile nasıl geçtiğini bile anlamadan
dibi delik bir kovada suyun akıp gittiği gibi tükenip gidiyordu zaman, ki sözde tatilde izininde idik
Bir yanı köy olanların tatil yapma hakkı yoktu
Patronun işinden izinli olsan da, kendi işinden izin yoktu
bu yüzden sayılı günler, bir soluk alıp vermiş gibi, geçip gidiyordu, hiç izin yaşamadan yenden kendimizi şehirlerin eksoz gazlarına ve sanayilerinde patronların kolarına bırakıyorduk
ki, kendi ürünlerimizi yağmacı tüccarların insafına bırakarak, geriye dönüyorduk, sahibi yoktu üretilen emeğin. zamanında geriye dönemezsek aç kalırdık

Onlarca yıl sonra nihayet doğduğum yere geriye dönmenin huzurunu yaşıyordum bu sabah, balkonumdan geçen serin esintiler üşütse de kuş ve horoz sesleri ile doğadaki o eşsiz orkestra yüreğimi eşsiz bir sevdaya salıyordu
Zaman hayli yorgun emekçi ellerimde, kollarım kendime ağır artık eski ben değildim şehirler bedenimim tüm enerjisini sıkıp almış ki iliğime kadar sömürülmüş bedenim
Yani bir elmayı bal yapabilmek için elmayı iyice ezerler sonrada çuvallara doldururlar çuvalın altına bir teşt bırakırlar, üstüne de kocaman bir taş; o elmaların suyu son damlasına kadar teşt'e damlatılır
Suları alınan posalar bir yol kenarına dökülür ya işte emekçi insanların beninden de geriye kalan, bi insan posası olmuştu bedenimiz
Gayrı ben eski ben değildim, sanayideki kullanılan kimyasallar, eksoz gazları, ve gün ağarmadan yollara düşerken dudağıma sıkıştırdığım sigaram, içimde Kanser tümörlerine zemin hazırlamış beslenmiş büyütmüş, bu gün acılarımı okşamanın bedeli ödüyordum.ama yine'de
şimdi içimde kızgın bir bıçak misalı gezinen kanser sızılarına aldırmıyorum
Bu sabah her şeye rağmen içimde, bir Mayıs'a umut vardı.
Dağlarımız da kuşların o eşsiz orkestra senfonisini hiç bu kadar güzel, böylesin bir huzur veren duygu yoğunluğunda dinlememiştim hiç
mayıs ayının ilk haftasında, artık bu içimdeki kanser iblisinden kurtulacaktım
Ve herkes gibi rahat gezip doşaşabilecektim, cebimde bir idrar kutusu taşımadan rahat gezip dolaşbilmek ve, yarına dair güzel günleri düşünmek hayal etmek bile, bedenimde sızıların yerini güneşin doğuşundaki o eşsiz aşk ile yaşamak duygusu daha bi kırbaçlayarak güçlendiriyordu, yaşama hevesimi
köydeyim ve o anı yaşıyor olmanın sevinci susturmuştu içimdeki sancıyı.

Abdullah Oral.

Kategori: 

Bunları Okudunuz mu?

02/20/2025 - 10:30
01/18/2025 - 21:05
11/20/2024 - 20:50
11/14/2024 - 19:11
11/03/2024 - 12:12

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

Feyza Eren’den Akdeniz’e Lirik Bir Güzel...
  Uzun yıllardır sanat yaşamını ABD’de sürdüren Feyza Eren, “Vedadır Belki” adlı, tekli çalışmasıyla yeniden...
80’LİK DULLAR-1/ Sedat ÖNCER
Çünkü nüfusu orta yaşın da çok ötesinde insanlardan kuruluydu. Beldenin tek camisinden gün yoktu ki bir sela sesi duyulmasın… Emeklilerin tercih...
ZİNE/ Nazir Atila
Zine birden telaşlandı. İçini derin bir üzüntü kapladı. Yüreği korkuyla karışık bir heyecanla atmaya başladı. “Korkma Zine, okulun reviri var,...