
İlk olarak yakın zamanda Mahal Yayınlarından çıkan "Artık Tek Bedene Bir Hayat Sığdıracağım" öykü kitabınızın yazım süreci üzerine konuşalım istiyorum.
M.T: Sevgili Erman Bey, öncelikle burada yer almak benim için çok kıymetli. O sebeple müsaade ederseniz size teşekkür ederek dâhil olmak istiyorum söyleşiye. Daim olsun enerjiniz ve değerli çalışmalarınız. Eğer sorunuza gelecek olursak, evet. Şiirle başladı yolculuğum, bu yolculukta şiire eşlik etmeye başladı öykülerim. Yani yolculuğum sadece öyküyle değil şiirle de aynı koldan, dirsek teması halinde sürüyor. Şükür ki sürüyor, şiir iyi ki var. Öykü kitabımın yazım süreciyle alakalı ilk olarak şunu belirtmek isterim ki önceden Klaros etiketiyle çıkan “Hiç Kimsenin Dünyasında” adlı ilk dosyamı biliyorsanız, Mahal çatısında bu yıl yayımlanan "Artık Tek Bedene Bir Hayat Sığdıracağım" adlı öykü kitabımı da tanıyorsunuz demektir. İsim değişti, içinden bir öykü çıktı, birkaç öykünün üzerinde düşünüldü ve sizlerin huzuruna sunuldu. Bu noktada kitaptaki öykülerim 2019 ile 2021 yılları arasında yazdığım ilk göz ağrılarımın bütünüdür. Biraz ben, biraz güncelimden ve güncel kalemimden birkaç adım geride. Bu kitabımın basımı ardından birçok öykü yazdım, bir kısmı dergi ve platformlarda yerini aldı ancak ilk deneyimimden öğrendiğim şu ki ikinci kitap basımı için temkinli adımlar atarak düşünmek. Derinlemesine düşünmek. Öykülerime tekrar ruh kazandıran Mahal Yayınevi’ne teşekkür etmek isterim.
E.Ş: Karakterlerinize baktığımız zaman şunu görüyoruz; toplumun en küçük parçası bize toplumun aynası oluyor. Bu gerçekçiliğin karakter yaratmadaki etkisini biraz da sizden dinleyelim?
M.T: Çok doğru bir yorum. Hem toplumda işleyen çarkın küçük bir aksamıyız hem de toplumsal dalgalanmalardan fazlasıyla etkilenen en ufak yapı taşıyız. Bu noktada yazdığım öykülerde karakter yaratımından önce ne anlatmak istediğim sorusu aklımda beliriyor. Anlatmak istediklerim genelde toplumsal etkilerin içimde yarattığı inişli çıkışlı ivmeleri oluyor. Bir nevi karakterlerim, toplumsal konuların bireyler üzerinde bıraktığı ağrılı tesiri yansıtıyor. Bizzat gözlemliyor, etkisi içine giriyor, yaşıyor ve yarattığım karakterlerimle yazıyorum.
E.Ş: Bazı öykülerin sonu hava güneşli iken ansızın bastıran yağmur gibidir. Sizin öykülerinizde de şaşırtıcı sonlarla karşılaşmak mümkün. Yazarlar da bazen yolculuğun sonunu bilmeden yazıyorlar. Okuyucu şaşırtan sonlar yazım sürecinde sizi de şaşırtıyor mu?
M.T: Ne güzel dediniz, hoş bir benzetme oldu doğrusu. Yolculuğa başladığımda belirli bir taslak oluşturarak atıyorum ilk adımı. Ancak ilk adımdan sonra konu konuyu açıyor ve hoooop… Bir bakmışım, ben o taslaktan çok başka yollara sapmışım. Tabii bu hususta çenemin düşük olması ve bir tek kendime kalsam da konuşmayı fazlasıyla seviyor olmam detayı devreye giriyor. Hal böyle olunca bol bol kendi kulağıma fısıldıyorum, gidişat dallanıyor, budaklanıyor, karakterler şekilleniyor ancak sonu genelde tasarladığım çizgiye yakın bir noktada formuna kavuşuyor.
E.Ş: Ayrıca inceleme yazıları yazıyorsunuz. Sizin için bir kitap üzerine inceleme yazısı yazma isteği uyandıran etkenler nelerdir?
M.T: Aslında bakarsanız bir bakıma hadsizlik etmekten korkarak kaleme alıyorum dosyalarımı. Genelde yayımlanan yazılarımı paylaşırken “incelemeye gayret ettim” ibaresi ekliyorum açıklamaya. Çünkü bu bir gayret aslında, yazılanların ve yazarın zihninde kıvrılanların tamamına ulaşmak mümkün olmaz diye düşünüyorum. Biz o noktaya ulaşmaya gayretleniyoruz. Gerçeği söylemek gerekirse öykü yahut şiir yazmak inanın inceleme yazısı yazmak kadar sancılı değil benim için. Elbet de öykü ve şiir yazmak kolaydır demiyor, haşa. Zaten böyle bir şey söylersem önce ben kendimi topa tutarım sanırım. Fakat demek istediğim inceleme yazısında yazar da dâhil oluyor sürece. Kırıp dökmeden, olanı ve hissedileni hakkaniyetli biçimde ifade etmek önemli. Bu yazıları yazmakta beni tetikleyen ilk olay sanırım Veveya’da Türker Ayyıldız’la yaptığım söyleşi oldu. Ardından sevgili Ke Dergi’de Didem Madak’la ilgili detaylı bir yazım yayımlandı. Daha sonra yine Veveya’da inceleme yazılarım yayımlanmaya devam etti. Bu süreçte incelemelerini yazdığım ve ulaşabildiğim değerli yazarlardan güzel dönüşler aldım yazılarımla ilgili. Sonra dedim ki, “Sanırım ben bu işi öyle ya da böyle bir şekilde kıvırıyorum.” Yeri gelmişken, Veveya için yetiştirmem gereken bir inceleme yazım var. Hatırlatıcı oldu bu soru bana.
E.Ş: Sevgili Meltem Hocam, yeni yazanlara, yazmaya istekli ama adım atamayan okurlarımız için tavsiyeleriniz nelerdir?
M.T: Yeni yazan arkadaşlarım… Edebiyat, bazen gerçeklerden kaçacağınız bazen de gerçeklerin içinde debelenip duracağınız, çıkmaz bir yol. Hem delirten hem iyileştiren bir eşiktesiniz. Acele etmeyin, önünüzde sonsuz bir yol var. Biz de o yolun daimi yolcusu. Yazmaya istekli olup adım atmayan okurlar bence yazıyordur ama cesaret edip paylaşamıyordur yahut paylaşmak istemiyordur. Elbet gönüllerinde varsa paylaşacakları vakit yakındır. İçlerinden nasıl geliyorsa, seçecekleri yolun sonu mutluluğa çıksın.
Bu güzel, anlamlı sorular için teşekkür ediyorum. Kolaylıklar dilerim…






