
Kuzgunlar, kayaların en sivrisine tüneyip göğe baktı.
“Tek gök var.” dedi yaşlı kuzgun. “Rüzgâr da birdir. Herkes payına düşene razı olsun.”
Aşağıdan bir doğan seslendi: “Rüzgârı gördün mü de böyle konuşuyorsun?”
Kuzgun, gagasını taşın serinliğine sürttü. “Görmeye gerek yok. Düzen dediğin, görünmeyene inanmakla kurulur.”
Doğan güldü. “Görmediğine düzen diyorsan, gördüğüne ne diyeceksin? Kanadımız birbirine çarpıyor.”
Bir başka kuzgun araya girdi: “Çarpışma hayatta kalmadır. Gök daralırsa kanatlar da daralır.”
Doğanlar, dağdan dağa taşınan bir hafızaydı. Yuvaları yer değiştirir, kanatları yorulur ama göğe küsmezlerdi.
En genç doğan, “Daralan gök değil.” dedi. “Daraltılan biziz.”
Gece çöktüğünde baykuşlar konuştu. “Doğanlar göğü bölüyor.” diye öttüler.
Bir doğan karşılık verdi: “Gölge bölüyor. Gök değil.”
Baykuşlar geceyi severdi. Gece, her yarayı karartırdı.
Tam o sırada rüzgârın içinden sesler çıktı. Görünmez iyilik perileri, yüzleri olmadan konuştu:
“Öz gücüne yaslanmayan kanat, bir gün başkasının omzunda dinlenir.”
“Dinlenen kanat uçamaz.”
Doğanlardan biri fısıldadı: “Bizi yalnız mı bırakacaksınız?”
Periler, “Yalnız bırakmak değil.” dedi. “Yalnız bırakılmamayı öğretmek.”
Bu sözler yayılınca kuzgunlar ürktü.
Yaşlı kuzgun, “Sözden korkan, sözü zincire vurur.” dedi.
Perileri dağların kuytusuna bağladılar. Zincirler ağırdı ama rüzgâr hafifti. Hafif olan, bazen daha kalıcıdır.
Derken tilkiler göründü. Gülümsemeleri, yaraya sürülen bal gibiydi. Doğanların yanına sokuldular.
“Perilere inanmayın. Onlar kuzgunlara çalışır.”
“Sizi öz güce çağırır gibi yaparlar, sonra yalnız bırakırlar.”
Bir doğan kuşkuyla sordu: “Peki, siz kime çalışıyorsunuz?”
Tilkiler güldü. “Biz rüzgâra çalışırız.”
“Rüzgâr kime çalışır?”
“O, kimin işine gelirse ona eser.”
Kuşku, fısıltıyla yayıldı. Kuşku bağırmazdı. Bağırsa yakalanırdı.
Bazı doğanlar durdu.
Bazıları hızlandı.
Rüzgâr, bir anlığına ikiye bölünmüş gibi esti. Kuzgunlar uzaktan izledi; bazen tilkilerin sözünü çoğaltır gibi, bazen perilerin sesini boğar gibi…
“Güç konuşmaz.” dedi yaşlı kuzgun.
Bir doğan, “Konuşturur.” dedi.
Gök ağırlaştı. Aynı rüzgâr, farklı kanatlara farklı dokundu.
Doğanlar, karanlık kayalarla parıltılı sözler arasında kaldı.
Kimi yükselmek için hafifledi.
Kimi düşmemek için ağırlaştı.
Rüzgârın ne tarafa döneceğini kimse söylemedi.
Zaten rüzgâr, kendisine harita çizeni sevmez.






