Ne Vakıfmış be…
ve bu suçun da iktidar ve yandaşlarınca örtbas edilmeye çalışılmasıdır.
ve bu suçun da iktidar ve yandaşlarınca örtbas edilmeye çalışılmasıdır.
O zaman kalkınır benim Türkiye’m
Planlar yapılır denkli detaylı,
O zaman kalkınır benim Türkiye’m.
Müfettiş öğretmene bilgi sorarsa,
Öğretmen müfettişe saygı duyarsa,
Halk yararına fikirler uyarsa,
O zaman kalkınır benim Türkiye’m
Eğer yanaşırsa aşırı uçlar
Herkese faydalı aydın bulunuşlar,
Tempoyu tutturursa tüm kuruluşlar
O zaman kalkınır benim Türkiye’m
Bürokrat vatandaşa etmezse oyun,
Vatandaş memura bükmezse boyun,
Her işe ehli olursa tayin
O zaman kalkınır benim Türkiye’m
Ölmeyecekmiş gibi düşünüyorum.
Oluyor. Bir tecrübe edin.”[1]
‘Medar ı Maişet Motoru’, ‘Semaver’, ‘Lüzumsuz Adam’, ‘Son Kuşlar’, ‘Şimdi Sevişme Vakti’, ‘Sarnıç’, ‘Şahmerdan’, ‘Mahalle Kahvesi’, ‘Havada Bulut’, ‘Kumpanya’, ‘Havuz Başı’, ‘Alemdağ da Var Bir Yılan’, ‘Az Şekerli’, ‘Tüneldeki Çocuk’, ‘Mahkeme Kapısı’, ‘Kayıp Aranıyor’ vd’leriyle öykücülüğümüzün öncülerindendi.
Evsizdim. Biraz Nabi Yağcı'nın (Haydar Kutlu), biraz da amcamın oğlu Kemal’in evinde kalmıştım. Ama günlerimi FKF binasına sığınan Çapalı arkadaşlarımla birlikte geçiriyordum. Her neyse, sohbet sakin bir havada geçti. Mahir Paris'e gitmiş, oradaki Latin Amerika gruplarıyla ilişkiye geçmiş birisi olarak biliyordum. Sırtında temiz bir parke vardı. Taranmış saçları, parlak ve uyumlu yüz hatları, sarkık bıyıkları ve özellikle de merakçıl, sorgulayıcı bakışlarıyla sohbetin dikkat merkezi haline gelen tek adamıydı.
Merhaba Hayat; zevkle okuyacağınız öykü ve anlatılar kitabıdır.
Yalçınkaya’nın yarattığı “Ana karakteri” ona çok büyük anlatım kolaylığı sağlamıştır. Böylece devrimci sol hareketin hastalıklarına ait görüşlerini çok daha rahat ve anlaşılır bir şekilde anlatabilmiştir. Bu tarz anlatım ona tepki çekmeden, hatta gülümseterek en hassas konularda bile rahat eleştiri olanağı sunmuştur. Necmettin’in ve bizim şimdi gördüğümüz, bilince çıkardığımız hatalarımızı analık sezgileriyle o zaman görmüş ve söylemiştir Ana.
si tibi vis vivere.”[1]
Zaman sonsuza dek doymayacak kadar açgözlüdür; durmadan yer, yutar ve tüketirken; zaman bizim umutlarımızı gerçekleştirmekle meşgul olmaz; işini yapar…
Ancak ona karşı direnen, onun teslim alamadığı eski(meyen)ler de vardır ki, onlara “ölümsüz” ya da “klasik” deriz.
Bugüne kadar Kamu Kurumlarında açılan ihaleler ile temizlik, bakım, onarım, garson, aşçı, güvenlik gibi hizmet işleri için taşeron firma tarafından eleman tahsisi yapılıyordu. Alt işveren veya taşeron firmanın elemanı olarak görülen işçiler aslında Kamu Kurumlarında devlet memurları ya da işçileri ile yan yana çalışıyor fakat aynı haklardan yararlanamıyorlardı.
AKP’nin “Seçim Vaatleri”nden olan taşeron işçilerinin kadroya alınması başbakanın ve ilgili bakanların açıklamaları ile bir iki ay içinde gerçekleşmiş olacak.
Birbirlerinin pervanesi olmuşlardı. Etrafında döndükleri aşk ateşi yakıcı değildi. Tam tersine, taze kan pompalanıyordu yüreklerine.
Görüşemeden edemiyorlardı. Yeni bir kapı aralanmıştı önlerinde. O kapı onları alıp rengârenk dünyalara götürecekti. Hissediyorlardı tüm bunları; mutlu olacaktılar. Kasabalarına sık sık gelmeye başlamış ve gittikçe de birbirlerini deli gibi sevmişlerdi. Sonunda ailelerin onayını alarak evlenmiştiler. Kağnının tekeri bir taşa denk gelmişti. Şaklama sesiyle kendine geldi. Ded Leon’a baktı.
varacağı yönleri genişlet,
büyüt yeni bir gökyüzü kadar.”[1]
Hayır! Ecclesizstes’in, “Ölmeden önce kimseyi övme,” uyarısını unutacak değiliz ‘Yeni Kapı’(cılar) için kaleme aldıklarımızda…
Sadece ve sadece 10 yıllık serüvenlerine tanık (ve biraz da taraf) olduğumuz Onlar hakkında, her şeyi olduğu gibi aktaracağız…
* * * * *