Üç ’’Banyan’’ bir halk ve güzel Paris!
ödülünü ondan bekle.”
Ömer Hayyam
ödülünü ondan bekle.”
Ömer Hayyam
Yaz tükendi mevsim kıştır, kar yağıyor
Nerde al, mor güller? Ciğerim kanıyor
Aladağ’da boran, fırtına, duman var
Hiç halım kalmadı, gözlerim ağlıyor
Çıktım yollara seni arıyorum yâr
Yüreğimde sana olan bir özlem var
Ey kurban olduğum sen gittin gideli
Dere, tepe, bozkırlar, yüce dağlar kar
Yine zor bir gündür, dörtnala geliyor
Karakış yamandır, göz gözü görmüyor
Derelerde sis-duman, yerlerde buz var
Dinmeyen bir ayaz içime akıyor
“ Bayan Kenton, babamı hemen şu anda, ölüm döşeğinde görmeye çıkmadığım için haksız yere suçlamayın beni. Babam işimin başında olmamı isterdi, biliyorum.”
İşi nedir peki? Gümüşleri parlatmak, istendiğinde koşup mahzenden en iyi şarabı çıkarıp konuklara sunmak, herhangi bir aksamaya sebebiyet vermesinler diye hizmetkârları denetlemek…
Müthiş yazarlarımızın kaleme aldığı benzersiz bir kış öyküleri seçkisi sunuyoruz sizlere. "Beyaz" her zaman ak olmuyor, görüyoruz; günahları örtmeye kar, kâr etmiyor. Bazen de yolunu yitirmiş yalnız bir kar tanesi insana hayata tutunma gücü verebiliyor.
Neslihan Önderoğlu uzun uğraşlar sonunda derledi, her okurun başucunda tutacağı bir seçki oluşturdu. Karla Karışık özel bir kitap, yayınlamaktan gurur duyuyoruz. Pazartesiden itibaren tüm kitapçılarda...
BİRLİKTE KIŞI ANLATTIK. ÇOK GÜZEL OLDU...
O süre içinde yurtdışına kaçma planları yapmaya başladık. İlk grubun içinde ben de vardım. Ama ekildim. İbo ekti beni. Dede, “İbo istemedi seni” dedi. Yıllar sonra İbo’yla buluştuğumda sordum: “Dede istemedi seni,” dedi. İkisine de inanmadım.
Koca kayalarla denizin kolları,
Dalgalar...
Milyonlarca yıllık aşkın rüyası
Gördün işte
Uslanmaz bir yosma gibi
Sereserpe yatan kumsal
Dalgalar çapkın,
Öpüyordu kumsalı
Mavi sularda yorgun
Aç köpüklerde karşı konulmaz tufan!
Kayboldu acılarda adalar
Teslim oldu Şehirler ve utanç
Dev dalgalar da tsunami...
Bir acı aktı yüreğime,
Ciğerim kanıyor,
Beynim zonkluyor…
Vurgun yiyen baharım
Gül vermiyor,
Yüce dağların eteğinde
Kış üşüdü, soluğum buz tutu,
Gök karanlığa gömüldükçe, dikenler kaldı elimde.
Mor menekşelere özlemim çok,
Bahar er gelsin,
Tüm dallar yeşersin…
Engerek yılanı süzüldü!
Çöreklendi zamana,
O irkiltici soğuğu
Tenimde dolaşıyor,
Umuduma, sevdama ağı bırakarak
Panzehirim, direncim ol, ilacım sen ol gizemim.
Ez helîyam ez kelîyam ,
Ji evînê pir bezîyam,
Gelo çima min direvî?
Min bizvire werê Nazya’m.
Bi xemgînî pir qêrîyam,
Ji evînê ez dirîyam,
Tu xezalî min direvî…
Birastî bo te girîyam.
Tu dil û hinavê min î,
Ev can û zimanê min î;
Werê xemla nav dilê min,
Kulîlka min roja min î.
Naziya min dil bîr neke,
Hêvîyên min xera neke,
Dil bêrîn û dil axîn e…
Min re bêbextîyê neke.
Nesekine werê ba min,
Evîndarim tu canê min,
Bi xelatî, bi diyarî…
Ramûsanekî bide min.
Roj çûava zehf tarîye
Berf û baran pir barîye
Dilê me de xwîn dikişe
Dorhêlê me av, herîye
Deşt û zozan me wêrane
Gundê me jî ber gulane
Zarînî ket nav zarokan
Derdê me jî zehf girane
Êriş anin Tirk û Ecem
Xwîn dikişe robar û çem
Gazî xortan û keçakin
Serok roje em herin cem
Bi salane Kurd bindestin
Pêtalên Newroz pêxistin
Kesan re koletî nakin
Êdî ala xwen derxistin
Tarî û şev ronahî be
Reşa şevan ser me rabe
Eemdimeşin şoreşgerî
Şefqa sibê bo me vebe
Bir an evvel Alibeyköy mezarlığına gitmek, o yiğit devrimcilere karşı son görevimi yapmak istiyordum. Üstelik işkencede katledilenlerden Orhan, kasabamın çocuğuydu.
Yol boyu birçok yerde belediye otobüsleri dâhil durdurulup, polisin hoşuna gitmeyenler ya gözaltına alınıyordu, ya da geri çevriliyordu.
Biz zor bela gitmiştik Alibeyköy’e, mezar uzağımızdaydı ve bir fırsatını bulup fırlayarak mezara doğru koşmayı planlıyorduk.
Birden seni gördüm Metin. Gülümsedik birbirimize ve selamlaştık.