İlkesiz projeler
Kaya diplerinde yaşam
Bizim çocuklar
Bozkırın
Hercai menekşeleri
Yağmurla yıkar yüzünü
Koşar derelere
Sularla boğuşur
Aşar dereleri
Eser dağlarda
Yener korkularını
Bozkırın hırçınlığında
Büyür bizim çocuklaaar
Büyür
Bozkırın
Hercai menekşeleri…
anlamamıştım hiç
koşturmaca içinde
her işiniz acele.
bütün kitaplar okunmalı
bütün duvarlar yazılmalı
söylenecek her şey söylenme
yarına varamaya biliriz
yarını karşılayanlara
hazırlık yapmalı.
ey kara yağız delikanlı
kaç yere uğradın bugün
kaç kişiyle konuştun
kaç sorunu hallettin
kaç çevirmeden sıyrıldın
kim bilir.
siverek sıcağında kavrulmuş
kışının ayazında yanmış
diyarbakır kayası mısın
kor ateş huzmelerinin yaktığı
siverek toprağı mısın.
Almıştı bizi bizden ve başımızı döndüren serüvenlerin ilki olmayı başarmıştı o ateş böcekleri.
Ve bir sabah bir daha gelmemek üzere terk ettiler bizi.
Rüyalarımıza geldiler sadece.
Ve bir de; belki bir gün yeniden gideriz çocukluk denen o büyülü ülkeye diyerek düşler kurduğumuzda göz kapaklarımıza saklandılar.
Oyunların o çocuk dünyamıza kattığı sevinçlerin keyfini bulamayacağımızı bilmeden büyüdük hızlıca.
Gece ay ve karanfil kokusu düşünce yüreğimize, pencereden bakmak düştü payımıza sadece.
Büyümek istedik, büyümek ama olanca hızıyla.
Yaşamı, umudu, sıkıntıları, dertleri, mücadeleyi ve daha nice kavramı yeniden tarif eden Ahmet Tan, yeni şiir kitabı ile tekrardan şiirseverlerle buluştu. İlk kitabı “Çiçekler Rüzgarla Çoğalır”ı 1988 yılında yayınlayan Tan, son kitabı olan “Dağlara Gün Işımış Gülçiçek” ile okuyucularına tekrardan merhaba dedi.
Arabanın teybinde Dengbej Hemé Heci'nin o duygu dolu güzelim klamları çalıyordu. Dinledikçe insan, bizleri değişik düşünce ve hayallere götürüyordu.
Kürtler ve diğer barışçı halklar kendilerini korumak ve doğuştan gelen haklarını koruyup kollamak için yerleşim, bölgelerinden uzak ve yaşam koşulları güç ve zor olan mekân alanlarını seçmelerindeki yegâne amaçları kendilerini korumaya aldıkları ölçüde değerlerine sahip çıkmayı sürdürebilirler.
Dolayısıyla, amaçlarına göre bulup konumlandıkları yerler sarp dağ yamaçlarını kendilerine daimi mesken olarak seçmişlerdir.
Nesim Amca gecen yıl Kayseri' den getirildi merkezimize. Yaşı atmışı biraz geçmiş, eli yüzü oldukça düzgün bir polis emeklisi. Seksen döneminde Anadolu'nun birçok karakolunda görev yapmış ve görevini bir yaşam biçimi haline getirmiş bir adam. Sesinde her zaman bir öfke var. Kısa cümleler kuran ve onları yüksek sesle söyleyen biri ayrıca. Görev yaptığı her bölgede namı hemen yayılmış.
Umut oldu yalnızlığım
Onlar
Her şeyle vurdular
Ben
Yenilmez inadımla
Ve
Kısacası
Çıktığımız yolda
Fırtına
Girdabına alınca beni
Duygularım içime gömüldü
Aklım davamda
Saçlarımdan akan terim
Anasütü kaymağı
Gerdanında kaldı yârimin
Ama donmuyor sende hiçbir şey.
Şehir ışıklarını hızla geçersin, yarı-karanlık sokakların ıssızlığında ağaç gölgelerine gözlerin takılır.
Gökyüzünün maviye kesmiş olduğunu fark edersin. İçinde bir yerler ısınır.
Kanayan ne varsa insana dair, geçer gözlerinden usul usul.
"Soğuk" dersin, "öyle etkili ki, iliklerime işliyor."
Hala yaz giysilerinde olduğunu fark edersin.
"Ah ne acılı serüvenlerden geçtik yaz boyu"
Gezinin dumanları beliriyor gözlerinin önünde.
"Dört yanımı sardığında aşk tınıları
Yaşam sevinci ile dolar taşarım
Deli taylar gibi kırda bayırda
Kişneyip içime sığmaz taşarım
Bazen riya ile kirlenir yeryüzü Denizler ırmaklar irin kan akar Bin efkâr okur canıma dost yüzü İşte o an ben yaşama küserim"
Şairin bütün çalışmalarında, göç acısı, isyan, umut ve sevgi iç-içedir. Bunlar usta bir ressamın tabloda işlediği tamamen iç içe geçmiş temel dört renk sanki.