Son Vaaz Üçüncü Bölüm
Yerini bilmiyorlardı. Hem bilseler de söylemeyeceklerdi.
‘’Bilmiyoruz,’’ diyorlardı, ‘’bilsek de söylemeyiz!’’
Yerini bilmiyorlardı. Hem bilseler de söylemeyeceklerdi.
‘’Bilmiyoruz,’’ diyorlardı, ‘’bilsek de söylemeyiz!’’
Al yanakları pembeleşti. Fazla dayanamadı bıraktı kendini. ‘’Benim değerli kızım niye ağlıyormuş?’’
‘’Sevinçten ağlıyorum baba. Yaşamın boyunca kimseye zarar vermemişsin. Kimsenin kalbini kırmamışsın. Artık öldüğünde ruhun gidip bir bedene tutsak olmayacak. Ruhun, o ışık deryasında sonsuz sevgiyle birleşecek. O yüce ışığa karışıp sonsuzluğa akacaksın. Bundan daha büyük bir onur olabilir mi?’’
1207’de vahşetin emareleri görülmüştü aslında. Ciddiye almamışlardı Katharlar. (Şimdiden sonra Arınmışlar diyeceğiz onlara.) Frank ülkesinin kuzeyi sakindi. Bir rüyayı ciddiye alıp kurulu düzenlerini bozamazlardı.
Bitmiş aşkların hüznüyüm
Hayat bilinmezler denklemiymiş!
Burgulanır, delinir, delirir
Kudurur, acı sarmalıyorken her yanı
Sevgilim üzerimi aşkla ört
Boynumda giyotin soğukluğu.
Bir zalim ki sorma
Ama korkmam ben, yetmiş dört fermanın çocuğum
Ölürüm de küllerimden yeniden doğarım
Ben bir Ezdiyim
2
Mevsimler, yıllar ve yüreğim,
Kan kuyusu
Dillerde ekşileşirken sözcükler
Yabancı gök gülleri altında
Bilinmez, dayanamam da ölürüm
Kaçır beni...
Girişte bizi güvenlik karşıladı ve kimliklerimiz alındıktan sonra ailenin yanına gidebildik ancak. Kaldıkları iki gözlü dairenin girişinde, Cihan Ali ve kızı Dilvera bizi karşıladı. Sarı saçları ve ela gözleriyle öylesine sevimli görünüyordu ki Dilvera… Henüz beş yaşında ve biz onu öpücüklere boğuyoruz. O da bizi öpüyor. Isınıyoruz birbirimize. Erkek kardeşi Simyar, arkadaşıyla birlikte cep telefonuyla uğraşıyor.
Karı koca aynı zamanda amca çocukları.
Yazar Şair Akman Gedik’ten söz ediyorum. Dilimizin Zazaki lehçesiyle ve Türkçe birçok kitabı çıktı. Şiir, öykü serüvenine denemeyi de eklemiş. İyi ki de eklemiş. Bezuvar Kitaplığı’ndan yeni çıkan, Renk Yoksulu adında deneme kitabını tekrardan okuyorum. Türkiye’nin ahvalini ele almış; kinlerini, öfkelerini, hoşgörüsüzlüğünü ve sevgisizliğini. Ondandır ki, o topraklarda tanrı ölmüştür. Çünkü tanrı sevgidir. Sevgi ise can çekişiyor. Irkçılığın, tahammülsüzlüğün batağında debelenmektedir. Doğal olarak ahlaksızlık da almış başını gidiyor. Her duldada bir çete türemiş.
“Şiir kitabımı çıkartmak istiyorum” dediğinde, ona, Sınırsız Kitap ve Yayıncılık’ı önermiştim. Çünkü güveniyordum Sınırsız’a. Çok tanınan bir yayınevi değildi, lakin mütevazı, dürüst bir yayınevi... Bu kıstasları, günümüzde çok az kurum taşımaktadır.
Evet, Doğan Perto’nun kitabının çıkış serüvenini kısaca size aktarmış oldum böylece. Dosyasını görmemiştim. Neler yazılmıştı bilmiyordum. Aradan daha iki hafta geçmeden kitabı posta kutumda buldum. Kitabın ismi, ‘’Yaşadıkça’’ idi. Kitap ismini ilk şiirinden alıyordu.
yaşadıkça anlarmış insan
evrende var olduğunu
yedi hicran yarası
yedisi de gelip sol yanıma saplandı
halkımın sevinci alevler içinde
yüreklerde bağda
dillerde ağda,
kasvet keskin
aşkın mabedi can çekişiyor
karanlıklar denizinin ortasında
ağla leylim ağla,
plağımda o eski şarkı
münzeviliğim
cürümüm
salkımsöğütler,
çiçekler güzel insanlar da var,
var da aşkın mabedine ışık vurmaz
Olsun yok umutsuzluk
Ölüm var olacak
Umuda ölüm yok…’’
Gülümseyen fotoğrafına gözleri takıldı. Kendisi de gülümsemeye başladı. Hemen yanı başındaydı sanki. Kokusunu duyumsuyordu.
Telefonuna bir mesaj sinyali geldi. ‘’Sonra bakarım,’’ diye geçirdi aklından. Dayanamadı açıp baktı: Sevgilisiydi. Kendisine bir sürpriz yapacağını yazmıştı. Heyecandan ne yapacağını bilemedi. Balkona çıktı. ‘’Ne yapmak istiyor bu deli kız?’’ dedi fısıldayarak. Umutlandı. Tek bir sefer de olsa onu görmek istiyordu.