
Sana gitme kal demez kimse, benden başka. Kimse ağlamaz soğuk bir kış akşamında senin ardından. Sen gidersen yoldaşım, içimde bir fidan solar, yapraklarını döker sarı sarı. Suyu çekilir damarlarından, kurur denize karşı. Hüzünle kıyıya vurur dalgalar, çıkıp Kababurun’dan, Çeşme’den dolanıp Ürkmez’e doğru. Sen gittiğinde mesela, ben ölürüm. Gözlerim gülmez artık, kalbim sancır ağrıdan. Hayat anlamsızlaşır, kadehler dert olur akşam vakitleri. Sen gittiğinde mesela başıma derin derin ağrılar girer, beynimin sağ arka yerindeki sancılar dayanılmaz olur.
Sen gittiğinde, ben bir başıma kalırım. Gülerim kimi zaman zorlaya zorlaya, dişlerim sancır. Mesela yürürüm bir tepeye karşı akşamüstü, dostlarla. Bakarım onlara, bana yalnızlık vurur. Kalabalığın ortasında yapayalnız kalırım. Sonra aklıma sen gelirsin, unutmaya çalışırken tam da batan güneşe karşı. Gözümde ufak bir yaş olursun. Silmem senden hatıra diye, aksın isterim yanaklarımdan. Oturur ağlarım mesela sen gittiğinde, kimseye söylemem, ıssız bir koyda oturup seni düşünürüm.
Bir kış günü gidersin sessizce. Bir elveda demez yüreğin. Alırım haberini başkalarından, sen gittin derim, ben ölürüm. Söyleyemem kimseye, anlatamam seni. Mesela çok güzel gülüyordu diyemem. Açarım radyoyu, bulurum en acıklı türküyü, acı olduğu için değil, sen gittiğin için dinlerim. Odamın ortasına, bomboş duvara bir resmini asarım. Çerçevesi biraz eskimiş. Kimseler görmez benden başka. Sadece ben görürüm. Düşünürüm seni, hayal eder, resmini çizerim duvara. Kimseyle paylaşmadan, söylemeden kimseye. Paylaşmadan en yakınımla, seninle konuşurum bazen. “Niye gittin derim”, susarsın. Dertlenirim gizli gizli.
Sen gittikten aylar sonra, mektubun gelir bir bahar akşamı. Kimseye söylemem, saklarım onu. Katlarım açmam günlerce, taşırım yaka cebimde. Koklarım sonra, kâğıt kokusunu unutur dünyanın en güzel çiçeği yaparım onu. Koklamaya doyamam. Evin ortasındaki masaya koyarım günler sonra. Bakarım mektuba, mektup bana, aç beni der. Kıyamam açmaya, içindeki yoldaşın selamını bilirim. Kaçacak sanırım. Oturur seni düşünür ağlarım, bir bahar akşamı. Karşımda mektubun içimde sen. Dayanamam sensizlik beni vurur. Açmam o mektubu kolay kolay, dağların kokusu buhar olup savrulur.
Sen gittiğinde dağlara, mektubun gelir bir bahar akşamı. Okurum nice sonraları. “Çayı demledim gel artık” dersin. Dumansız bir ateşte, kapkara bir demlikten çay yapmışsın, gözlerim yaşarır, gelemem. “Benim yerime de iç derim” fısıldayarak, kimseler duymasın diye. Sen gülersin, duvardaki resminde. Ben ağlarım, odadaki eski kilimin üstünde.
Senin gittiğin mevsimden nice sonra, bir gazetede görürüm resmini, güneş gibi parlayan gözlerin odaya ışık yayar. Omzundaki silah eğreti durur, saçların toplanmış yüzün odama vurur. Bir sonbahar akşamı, ben daha çay içmeye gelmeden, sen gidersin ya bu içime oturur. Donar kalırım. Bilirim gidecek yer kalmamıştır. Yanına geleceğim diye verdiğim sözler yalan olur.
Bir İzmir akşamı içime yürek acısı düşer. Aklıma ölüm gelir, sonra sen. “Ölüm sana gelmekse koşarak gelirim” derim, huzur beni bulur.