
I/
Boynuma asılan tılsım, kantaşı
taşır gök ırmaklarından kül
lav ve tüfle yüklü yangınını
sahraya açılan derin kanyonda
gözyaşı şişesidir düşürdüğüm
şıngırtısı var bulutların içinde
derininde kadınların güz sancısı
lanetlenmiş kavimlerin göç yolu
ortası kan, doğusu kan, batısı kan
seste kan taşta kan kanda kan taşı
Ufacık kırmızı kuştu sabah yeli
korkarak kondu penceresine kentin
çığlıklı zamanlarında kum saati
canhıraş düştü evlerden içeriye
kaçıp kurtulmak istedim ya şimdi
elime bulaşan şu pastan, zifirden
kiraz lekesi karadut lekesi ilkyazda
gömleğime dökülen kar dondurması
çınarların serinliğinde unutturdu
seste kan taşta kan kanda kan taşı
Efkâr dağıtan uzun geçmişe kaçmak
istedim çığlığın düğümlendiği yere
belkisiz geçtim ihtimaller çok uzak
kapılar sürgülü, bulvarlar sığ seste
dünya denilen cinnet orkestrasıyla
kendi mezarıma oturdum güz ortası
ıssızlık çaldım hayaletimle sana
tiner çeken çocuklarımız ağladı
dar sokağın karanfilli kızları tefle
yıldız çaldılar kurşuni göğümüzden
II/
İmzası eksik solungacım sülfür
üfür üfür boğuluyorum zehrinden
kabul etmez cesedimi yerle bir gök
kıyametin habercisi deniz dipleri
balık göçleri daha serin sulara
Ölüm haberi cinnet çığlıkları düşen
kapılarımızı çalıp kaçmayan sezgi
girilemeyen sokak kalmasındı ah
dikenini elime geçiren at kestanesi
ödül niyetine elime tutuşturulan ay
ayıplandım gündüz ortası kunduzlar
kovalarken balık yavrularını sularda
Turnalar da çekip gitti Muş’tan
mavi gergefimizden türkülerden
bir avuç dolusu ıssız kum ve imge
bırakarak ellerimizin deltasına
fosil yatağı gergedan resminde
yontulmuş kaplan beklentisi duy!
seste kan taşta kan kanda kantaşı
Bu coğrafya ki; dağınıktır, şekilsiz
dağlarına tepelerine girilmiştir
fermansız gece yarıları soluksuz
kalbimi taşıyan adımlarım duy!
küresel cinnet buzulların koptuğu
manzaralı takvim duruşunda fok
yavrularının naklen katliamı duy!
seste kan taşta kan kanda kantaşı