
ya da uzaklaştırılmış topluluk ve de bireylerin, yabancısı oldukları dil, din ve bu dini icat eden etnik topluluğa benzeyerek yaşamaktır. Bu devşirme anlayış Türkiye’de şu şekilde gerçekleşti.
İnsanın gerçek kimlik, iyi bir bilinç, düşünce ve karaktere sahip olmasını sağlayan en temel değer, %85 oranla anadili ve bu dille geliştirdiği düşünsel kültürüdür. Anadilinden uzak, anadilini geliştirmeden, din ve ırkçılığa dayanan kültürle yaşayan birey, toplumlar genellikle yalan, yanlış bilgilere sahip olurlar. Bunun nedeni din ve ırkçılığa dayanan argümanlar, kendi dil değerlerinden uzaklaşmış, kültürsüz birey ve toplulukların basit egoist duygu ve hislerine daha kolay oturmasıdır. Türkiye ve Müslüman ülkelerde olduğu gibi, dinin her şeyin üstünde kutsal görülmesi, insandaki sorgu ve araştırma zekâsını körelten en büyük asimilasyondur. Bu da körü körüne yaşamaktır.
Türklerin ve diğer birçok halkların devşirilmesi, önce Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı eliyle gerçekleşirken, bu anlayış ufak birtakım farklılıkla cumhuriyet döneminde de aynı şekilde devam ettirildi. Bunun tarihsel başlangıcı, M.S. 750 yıllarında dağılan Göktür Devletiyle başladı. Orta Asya’da Göktürk Devleti çatısı altında toplanan yaklaşık 20 küsür Türk boyu, birçok nedenle Orta Asya’yı terk ederek, İran’ın çevresini oluşturan Ön Asya’ya yerleştiler. Bu olaylara sebep olansa, Arap Emevi İslam Devleti’nin yayılmacı güce sahip olması neticesinde, İran ve çevresindeki toplumları hem asimile etmek hem de sömürüsüne almaktı. Emevi İslam Arap Devleti’nin baskı ve zulmüne dayanamayan Türk boylarından en az 16’sı, İslam Arap din ve dil kültürünü kabul ederek devşirilmiş oldular. Devşirilen bu Türkler, bozkırlarda at sırtında savaşmayı çok iyi becerdiklerinden Arapların büyük taktirini topluyordu. Bu sayede devşirilmiş Türkler, Arap Emevi İslam Devleti adına birçok bölgede savaşırken, bölgelerin yöneticisi de oluyorlardı. Yöneticilik sayesinde devşirme Türkler, ilerleyen zamanda Arap İslam adına Selçuklular ve Osmanlı devletlerini kurdukları halde, hiçbirinde Anadilleri Türkçe ve bu dile sahip oldukları kültürü yaşatmadılar. Her şey yüce İslam dini ve Arapça yazılan Kuran içindi. Bu sayede Araplar, devşirme Selçuklular ve Osmanlı İmparatorluklarına, hiçbir zaman sorun çıkarmadılar. Ta ki Avrupalıların Birinci Dünya Savaşı arifesinden itibaren Arapları kışkırtmasına kadar.
Osmanlı devşirmeciliği 600 yıl sürerken, Doğu Avrupa ülkelerini kolonileştirmesi, Avrupalıları ciddi anlamda tedirgin ediyordu. Söz konusu dönemlerde Osmanlı, Hıristiyan aileleri Anadolu’nun en güzel şehir, kasaba ve köylerine yerleştirirken, Anadolu’da yaşayan Türkleri de Balkan ülkelerinin kırsal alanlarına yerleştirip akıl, mantık almayacak şekilde bir devşirmecilik gerçekleşiyordu. Balkanlara giden Türk ailelerin temel kültürleri İslam’dı. Türklük sadece sınırlı Türkçe kelimelerden ibaretti. Aynı zamanda Doğu Avrupa ülkelerinden getirilen Sırp, Boşnak, Arnavut, Bulgar, Makedon, vb. topluluklar, Osmanlı’nın resmi dili olan Arapça ile İslam dinini ve kuran okumayı öğreniyorlardı. Türk dili ve kültürüyse son nefesini alacak noktaya çoktan gelmişti. Çünkü Türkler, Osmanlı’nın korkusundan ticaret, eğitim ve şehir yaşamından tamamen uzak, dağ başlarında kendi imkânlarıyla oluşturdukları köylerde izole yaşıyorlardı. Türkler, Osmanlı’nın korkusundan şehir merkezlerine dahi giremezlerdi.
1912 ve 1915’ten itibaren harekete geçen İngiltere ve Fransa, 1916’da aralarında yaptıkları Sykes Picot anlaşmasıyla birlikte, diğer Avrupa devletlerinin de desteği ile, Osmanlı’nın varlığına son verdiler. Ve Avrupalı emperyalistler, Anadolu’da yeni bir sömürge devletin oluşması için her yolu denediler. Böylece Mustafa Kemal’i yanlarına alarak kongrelerle hem sahada hem de Lozan’da emellerine ulaşmış oldular. Tüm bunlar gerçekleşirken, Türkiye devletinin devşirmeciliği bu defa Avrupai bazı kültürel soslarla süslenirken, temeli yine İslam din kültürüne dayanıyordu.
1920’de oluşturulan ilk meclis yönetimi ve resmi olarak Lozan’da ilan edilen Türkiye Devleti, 1928’e kadar Osmanlı’da olduğu gibi Arapça dili ve İslam din temelli kültürle yaşadı. Bu mantıkla devam eden Türk Devletinin, Osmanlı Arap devletinden hiçbir farkı yoktu ve giderek karmaşalara yol açıyordu. Bu duruma karşı yükselen itiraz seslerinin nedenleri hem dünyada yükselen uluslaşma ve Anadolu’da Arap halkının olmaması hem de Arap İslam şeriatı ve Arapça dil kültürü, Anadolu’daki halklara öteden beri tamamen yabancıydı. Anadolu’da tam bir İslam Şeriat devleti, emperyalistlerin işine de gelmiyordu. Onun için yeni bir devşirme Türk mantığı geliştirilirken, temel ilkesi şu maddelerden ibarettir.
1-Anayasada Türklük ibaresi kullanılmasına rağmen, gerçek Türk dil ve kültüründen tamamen uzak, İslam Arap kelime ve dini değerlere dayanan kavramların yüceltilerek, toplumun bu doğrultuda eğitilmesi.
2-Üst düzeyden en küçük birim yönetiminde görevlendirilecek kişilerin, tamamı Türk kökeninden olmayan ve İslam’ı ulus kültürü olarak kabul etmiş, Doğu Avrupa ve diğer yabancı halklardan teşkil edilmesi. Bunun mümkün olmadığı durumlarda, kendi öz dil ve kültürel değerlerini tamamen inkâr eden Kürt, Türk ve Alevi devşirmelerden seçilmesi.
3-Türkçenin geliştirilmesi adıyla, Arapça vb. yabancı kelime ve kavramlara, Türkçe ekler yapılarak Türk dilinin geliştirildiği yalanıyla toplumun aldatılması.
4-Türkçe Dilbilgisi, (Gramatik) seküler, laik ve hukuk devlet ibaresi anayasada yer alsa da Diyanet İşlerinin en büyük kutsal kurum olarak resmileştirilmesi, diğer modern kavramları yüzeyselleştirmesi neticesinde, hepsi şekilcilikle sınırlı kaldı.
5-Türk İslam Devşirmeciliğinden başka tüm inanç, dil, düşünce ve dini kültürlerin yasak edilmesi.
6-Devşirme İslami Türkçülüğün siyasal, kültürel, psikolojik ve fiziki katliamları yüzünden; Alevi, Kürt ve diğer birçok etnik yapıdan halklar, kendilerini gizleyerek yaşadılar ve bu durum günümüzde hâlâ devam ediyor.
7-Selçuklular ve Osmanlı’nın devşirilmesi ve devşirmecilği, akademik kurumlarda sorgulanmadığı için, Selçuklular ve Osmanlı’nın Arap İslam’a yaptıkları hizmetler ve Cumhuriyetin kuruluşu adıyla yalancı hikayeler Türk tarihi, kültürü olarak öğretildi ve öğretilmeye devam edilmesi.
8-Sürekli Kürt, Alevi vb. halklara kardeşimizdir denilirken, ardından katliam yaparak sindirmek, devşirme Türkçülüğün en büyük temel ilkesi olması. Bunlara daha birçok uygulamaları ekleyebiliriz.
Bu devşirme mantık; devletin resmi dilini Türkçe yapmasına rağmen, sadece Türkçe Gramatik yapıyla sınırlıdır. Diğer tüm alanlarda Arapça kelimeler, Arapça cümleler, Arapça örneklemeler, Arapça adet, gelenek ve hikâyeler, değiştirilmeden devam ettirildi. Askeri yapı başta olmak üzere, devletin her kurumunun, Peygamber ocağı olduğu; “Allah, Din, Devlet” tekerlemesi adeta kuran ayeti gibi toplumun beynine kazındı. Devamında diyanetin kurulması, Türkiye’de yaşayan herkesin Müslüman ve Türk olduğunu ifade eden yasanın resmileştirilmesiyle, Müslümanlıkla uzaktan yakından en ufak alakası olmayan Türkler dahi, bu yalanlarla devşirme yapıldılar. Diğer taraftan Avrupalıların hem gözlerine hitap edecek hem de mantıklarına uygun düşen kılık kıyafete indirgenen laiklik, devşirme Türklüğün cilası oldu. İnşa edilen devşirme bu mantık, en ufak değişikliğe uğramadan günümüzde de yaşatılıyor. Sıralanan devşirme anayasanın uygulanması yüzünden, Türkiye’de halklar sorunu olduğu kadar, bir de devşirme olmadan yaşamak isteyen Türk Kültür sorunu var. Her insan şunu net olarak bilmelidir ki, birey ve toplumlara gerçek kimlik kazandıran temel ulusal değer Anadilidir.
Bir halk, topluluk ya da birey, kendinden önceki atalarının çeşitli nedenlerle öz anadil kültürüne dayanan değerlerinden uzaklaşması sonucunda, egemen sistemin dilini ve dinini öğrenip yaşasa dahi, bu onların doğru, mantıklı ve felsefi yaşadığı anlamına asla gelmiyor. Bunu ortadan kaldırmak için devşirilmiş halklar içerisinden eğitim görüp siyaset, tarih, kültür ile uğraşanların, kimin nerede nasıl yanlış yaptığını ve bunun nasıl bir anormallik yarattığını sorgulayıp mücadele etmeleri gerekir.
Türkiye ve Müslüman ülkelerde tam tersine, devşirilmiş Türkler, Kürtler, Balkan kökenliler, Çerkezler, Gürcüler, Laz, Ermeni, Rum, Süryani vb. halklar dil, tarih ve felsefi kültüründen nasibini alamadıkları için, bir Arap’tan daha Arap ve Müslüman, gerçek bir Türk ırkçılığa tenazur etmediği halde devşirme ırkçı olmaları, insanı hayretler içerinde bırakıyor. Örneğin Avrupa ülkelerine yüzyıl önceden yerleşmiş birçok halktan insanlar var. Bunların yeni kuşakları Almanyalı veya diğer ülkeli olabilir, ancak Alman olamazlar. Bir yabancının; Alman olabilmesi için bebeklikten itibaren kendi öz dil ve değerlerinden tamamen koparılmış olmasına bağlıdır ki, bu durum bile ileride kişinin sorgulaması neticesinde değişir.
Türkiye’de farklı kültürden olanlar, tam tersine kendi değerlerine küfreden devşirmecilikle tüm değerleri yozlaştırdılar. Bu vb. kimliksizlik ve kültürsüzlük yüzündendir ki, Türkiye’de hiçbir şey doğru düzgün ne gelişti ne de halklar gerçek bir felsefi kültüre sahip oldu. Hey şey yalancı Arap İslam masalları ve şoven ırkçılıktan ibaret kaldı.
Cemal Zöngür
Kaynaklar:
Ali Kemal Meram- Padişah Anaları. Güz Yayınları
Yalçın Küçük- Türkitye Üzerine Tezler. 5 Cilt. Tekin Yay.
Yalçın Küçük- Aydın Üzerine Tezler. Tekin Yay.
İsmail Beşikci- Türk Tarih Tezi. Yurt Yay.
İsmail Beşikçi- Doğu Anadolu’nun Düzeni. Yurt Yay.
Suat Parlar- Osmanlı’dan Günümüze Gizli Devlet. Spartaküs Yay.
Suat Parlar-Kontrgerilla Kıskacında Türkiye. Bibliotek Yay.
Fikret Başkaya- Yediyüz Osmanlı Geleneğinden Yirmi Sekiz Şubata. Ütopya Yay.
Cemal Zöngür – Türkleri Yeniden Tanımak. Ozan Yayıncılık.






