
Geçmiş…
Hiçbir zaman bütünüyle gitmez. Gittiğini sanırsın yalnızca. Arkana dönmeden yürüdüğünü… Kapıları usulca kapattığını… Eski defterleri çoktan kaldırıp unuttuğunu…
Sanırsın.
Oysa geçmiş insanın ardında kalan bir yol değildir yalnızca. İçinde yaşamayı sürdüren sessiz bir kıyıdır. Dalgaları hiç dinmeyen… Rüzgârı hiç kesilmeyen… Akşamı hiç tamamlanmayan bir kıyı…
Ben bazen bunu denizin kıyısında anlıyorum.
Bir dalga çekiliyor. Arkasından bir başkası geliyor. Sonra bir yenisi… Hiçbiri aynı değil. Ama hepsi aynı denizden.
Anılar da öyledir.
Biri gider. Bir başkası gelir. Birini susturduğunu sanırsın. Tam o sırada yıllardır adını anmadığın başka bir yüz çıkar karşına. Bir koku olur önce. Islanmış toprağın kokusu… Eski bir tahta kapının nemi… Annenin dolabında saklı duran sabunların sessizliği…
Birden…
Yıllar önceye dönersin. Ne bir tren gerekir bunun için. Ne uzun yollar.
Bellek…
İnsanın en uzak yolculuğunu tek bir solukta yaptırır.
İnsan geleceğe doğru yürür.
Ama yüreği çoğu zaman geride bıraktığı kıyılarda dolaşır. Bir çocuk sesi duyar. Dönüp bakar. Tanımadığı bir çocuktur. Ama içinde yıllardır sustuğunu sandığı kendi çocukluğu ayağa kalkar.
Bir pencere görür.
Eski evinin penceresine benzer. Bir akşam ezgisi gelir uzaktan. Bir çay kokusu yükselir. Bir soba çıtırtısı…
Ve birden…
Yıllardır dokunmadığı günlere dokunur. İşte anılar böyle döner. Yosunlar gibi… Deniz onları ne kadar uzağa götürse de… İlk fırtınada yeniden bırakır kıyıya.
İnsan bazen "unuttum" der.
Oysa unutan belleği değildir. Yalnızca konuşmamayı öğrenmiştir. Çünkü bazı anılar unutuldukları için değil… Can acıtmayı sürdürdükleri için susulur.
Ben bazen kendi içimde eski bir sokağa giriyorum.
Taşları aynı. Gölgeleri aynı. Duvarlara yaslanmış çocukluğum aynı. Koşarak geçen arkadaşlarım… Pencereden seslenen annem… Akşam olmadan eve dönmemi isteyen babam…
Hepsi orada.
Zaman gitmiş. İnsanlar gitmiş. Evler yıkılmış belki. Ama belleğin içinde… Hiçbiri yaşlanmamış.
İnsan belleği…
Zamanı durdurabilen tek yerdir belki de. Orada anneler hep gençtir. Babalar hep güçlü. Sevilen insanlar hep gülümser. Hiç kimse ölmez. Hiç kimse vedalaşmaz.
Sonra gerçek gelir.
Sessizce. Bir deniz rüzgârı gibi dokunur yüzüne. Anlarsın. Artık o sokağa dönemeyeceğini. O sesi bir daha duyamayacağını. O kapının bir daha açılmayacağını.
İşte en ağır özlem burada başlar.
İnsanın özlediği kişi değildir yalnızca. O kişiyle birlikte yaşadığı kendisidir.
Çünkü insan… Her ayrılıkta biraz da eski benliğini yitirir. Bir bakışını bırakır geride. Bir gülüşünü… Bir inancını… Bir gençliğini… Bir saflığını…
Yıllar geçer.
Saçlara ak düşer. Ellerde zamanın ince çizgileri çoğalır. Ama bazı anılar… İlk günkü sıcaklığını korur. Sanki dün yaşanmış gibi. Çünkü zaman takvimlerden geçer. Yürekten değil.
İnsan bazen geleceği özlemez.
Henüz yaşanmamış günleri de değil. Geride bıraktığı kıyıları özler. Artık dönülmeyeceğini bildiği o sessiz limanları… İlk kez sevdiği ağacı… İlk kez düştüğü yolu… İlk kez ağladığı geceyi… İlk kez "bir gün büyüyeceğim" dediği sabahı…
Oysa büyümüştür. Hem de fark etmeden.
Ve şimdi…
Çocukluğunun kapısını çalacak olsa… Kapıyı açacak olan kimse kalmamıştır belki. İşte insanı en çok bu sessizlik büyütür. Yanıt vermeyen kapılar… Adını söylemeyen sokaklar… Seni tanımayan şehirler… Yalnız belleğinin tanıdığı yüzler…
Anılar gerçekten geçmişte mi yaşar?
Yoksa biz mi onların içinde yaşamayı sürdürürüz?
Belki de hiçbir anı geride kalmıyor. Biz yalnızca onların çevresinde dolaşmayı öğreniyoruz. Bir deniz feneri gibi… Aynı ışığın çevresinde döne döne… Aynı kıyıya baka baka…
Belki de bu yüzden…
Her insanın içinde kimsenin bilmediği sessiz bir sahil vardır. Oraya yalnız geceler uğrar. Yalnız yağmur. Yalnız özlem.
Ve kıyıya…
Hiç durmadan vurur anılar. Her dalgada biraz daha eskimiş… Ama hiç eksilmemiş olarak… Çünkü bazı gemiler denizin dibinde kalır.
Bazı anılar ise…
Ömür boyunca kıyıya vurmayı sürdürür.
DEVAM EDECEK…
Kalem Dostu Güzel İnsanlar…
Gününüz aydınlık, yüreğiniz huzurla dolu olsun…
Her yeni gün kıyıya vuran anılar kadar derin ama ufukta beliren umut kadar aydınlık olsun. Geçmişin izleri sizi incitmek yerine güçlendirsin, anılarınız ise yüreğinizde sevgiyle yaşamaya devam etsin.
Gününüz aysın…
Her doğan güneş içinizde yeni bir umut uyandırsın.
Rüzgâr yüzünüze huzur, deniz yüreğinize dinginlik bıraksın.
Anılarınız sizi hüzne değil, sizi siz yapan güzelliklere götürsün.
Sevgiyle, umutla ve gönül dolusu selamlarımla…
Ayhan ÇAKMAK






