
veya sora olduğunun fazla bir önemi yoktur. Önemli olan çağın gerçekliğine ve mevcut sosyal, maddi koşullara göre, doğru ahlâk ve teoriye paralel adaletin uygulanmasıdır. En ileri teoriye sahip olunsa dahi, doğru uygulanmıyorsa o da büyük bir yozlaşma ve çöküştür.
Paganist inançlar ve semavi dinlerden tutalım seküler siyasi teorilerin hepsi, ahlâk kurallarını sahip oldukları sosyal yapılarına göre kendileri icat etmişlerdir. Bunların nitelikleri insanların bilgi, kültür ve yeteneklerine göredir. Ahlâki kurallar başta toplulukların biyolojik karakterlerine göre biçimlenirken, son şeklini toplumların öncüsü kişilerin bilgi ve bilgi doğrultusunda oluşan karakterleri belirlemektedir. Bu yüzden her ahlâki teori, diğer toplumlar açısından görecelilik taşır. Tüm ahlâki teorilerin başlangıçtan günümüze kadar gelen tarihçesine baktığımızda, neden çöktüğünü daha net anlayabiliyoruz.
Ahlâk (Etik): Her toplumun kendi özgünlüğüne ve yaşadıkları çağın koşullarına uygun düşecek şekilde, edindikleri deney ve tecrübeler üzerinde tartışarak, arıtıp icat ettikleri en ideal yaşam kurallarıdır.
Büyüğünden küçüğüne tüm ahlâk ve düşünsel teoriler, toplumlar için adeta gökdelenler imar etmek gibidir. Nasıl ki gökdelenin temeli atılırken en küçük hata, kısa sürede yıkılması demekse, ahlâki teorilerdeki niteliksizlik te toplumların yozlaşarak yok olması demektir. İnsandaki bu ahlâki yozlaşma (Dejenerasyon) büyüğünden küçüğüne, zengininden fakirine hepsi, çıkar ve menfaatçılığı utanmadan büyük bir marifetmiş gibi, yaşamın en büyük kaynağı olarak görmeleri sonucunda gerçekleşti. Halbuki yaklaşık bundan 50 yıl öncesine kadar, insanlığının çoğunluğu mütevazi şekilde insan olma duygusuyla yaşarken, görgüsüzlük ve çıkarcılığı insanlık için en büyük tehlike kabul etmişti. Ne zaman teknoloji gelişimi sınırları aştı başta kapitalistler, dinciler, sol ve sosyalistler, çıkarcılığı her türlü yaşamın üzerinde görmeyi büyük bir marifet saydılar. Ve bunun sonucunda tüm teori ve ideolojiler birer birer çökmeye başladı. Ahlâki çürüme yüzünden, artık hiçbir inanç ve ideolojinin insanları ikna edecek vasıfları kalmadı. Özet olarak ahlâki teorilerin, çağlara göre nasıl icat edildiğine göz atmakta büyük fayda var.
M.Ö.15 Milyon yıllık Hominidler ve Homo Spiens’in ataları Homo Hubilas, Homo Erektus, Denisovan ve Neadertalleri atlayıp, M.Ö.250 bin yıllarından itibaren, belli şekilde insansı hareketleri gelişmiş Homo Sapiensleri incelediğimizde, fiziksel olarak insansı özelliklere sahip olsa da henüz, teori ve ahlâk kurallarını icat edecek yeteneğe sahip değildi. Homo Sapiens ve akrabalarının yaşadığı bu Çağ’ın adı Türkçe Taş Devri, Latince Paleolotiktir. Söz konusu çağda Homo Sapiensler içgüdüsel dürtü ve hayvani egonun hâkim olduğu bir yaşamı sürdürüyordu. Çünkü ilkel şekilde birtakım düşünsel sezgilere sahip olsalar dahi, el kol işaretleriyle bitlikte bozuk birkaç sesten başka, konuşma yetenekleri gelişmemişti. İnsana ait düşünce, kural, düzen, ahlâk ve teorilerin ilk başlangıcı, Mezolitik Çağ’dır.
İnsansı atalarımız Mezolitik Çağ’da M.Ö.30 binli yıllardan itibaren primitif şekilde düşünerek, Totem ve Animist adı verilen ilk Paganist inanç, duygu ve düşünceyi geliştirdiği halde, ileri bir kural ve düzenden bahsetmek oldukça zor. Çoğu kuralları net çizgilerle belirlenmemiş bu insan yaşamı, M.Ö.12 binlerde şekillenen Neolitik Çağ’a kadar devam etmiştir. Neolitik Çağ’dan itibaren ilkel tarım başta olmak üzere, Anatanrıçalığa dayanan Anaerkil (Matriarkal) aile düzeni insanın, insanileşmesindeki ilk başlangıçtır. Anaerkil toplumsal yapıda, sınırlı bazı konuları ifade eden resim yazılar (Hiyeroglif) dışında, her şey sözlü kurallarla gerçekleşiyordu. Bizdeki ifadeyle “Söz uçar yazı kalır” belirlemesinde olduğu gibi, Neolitik Çağ’daki anaerkil toplumsal yapıyla belirlenen birçok ahlâk ve adalet kuralları doğal olaylar, yer değiştirme ve diğer grupların saldırıları sonucunda, sözlü ahlâk kurallarının çoğu ya değişmiş veya unutulmuştur.
Tarihi inceleyenler bilir; her türlü değişim ve yok oluşa karşı, insan doğası gereği hiçbir zaman boşlukta yaşayamaz. Kaybettiği maddi manevi her şeyin yerine mutlaka yenisini icat eden biyolojik ve düşünsel yapıya sahiptir. Bu da anaerkil toplumsal düşünce ve ahlâkın çöktüğü veya zayıfladığı andan itibaren, Kral Tanrıcı (Patriarkal) din, inanç ve ahlâk yapılarını icat ederek yaşamını sürdürmüştür. İcat edilen her yeni teori ve ahlâki yapı, ileri olsun olmasın o topluluk ve grupları belirli bir zamana kadar, tatmin edici şekilde yaşamsal kaynak olmuştur.
Doğadaki diyalektik evrim, insanın beyin yapısında gerçekleşen mutasyon ve seleksiyonlar sayesinde, yeteneklerin gelişmesiyle yazı, eğitim ve patriarkal Tek Tanrıcı dinler icat edil. Semavi dinlerin hepsi, dini ahlâk ve adalet kurallarını geliştirirken, bu kurallar cahil insan toplulukları için inanılmaz mucizeler gibi geliyordu. Devamında ise Orta, Yeni ve Teknolojik Bilgi Çağ’ındaki gelişmeler, dinlerin o mucizevi etkisini önemli ölçüde zayıflatarak yok olma noktasına getirdi. Aynı teknolojik gelişme insanlara zenginlik, para, konfor sağlarken, bu defa bu insan aklını yitirmişçesine, kendi elleriyle ahlâki genlerini öldürdü. Bu yüzden ahlâki ilkelere sahip hümanist, mütevazi insan yerine, paraya ve güce tapınan doyumsuz Dinozor insancıklar oluştu. Kanımca Dinozor İnsancık ismi, mevcut insan karakterine çok iyi oturuyor. Çünkü birkaç yıl sonra %98 oranda insansı teknik robotlar, Dinozor İnsancıklardan daha ölçülü hareket ve hislere sahip şekilde bizimle her ortamı paylaşacaklar. Tüm bunlar gerçek insanın biyolojik, fizyolojik, duygu, düşünce ve ahlâki özelliklerinin tamamen bittiğinin de tarihidir.
Konuya bir de uluslararası yapılardan somut örnekler verecek olursak gerek uluslararası gerekse küresel çapta, faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler (BM) yasalarının doğru düzgün işletilmemesi, ya da küresel gücü olan devletlerin çıkarlarına göre sürdürüldüğü. Avrupa Birliği (AB) yasalarının yine işlerine geldiği gibi kullanılması. Aynı şekilde dünya yüzünde yaşayan her birey ve ailede ahlâk sadece maddi (Parasal) ve askeri güce göre kabullenilmesi. Aslında para ve askeri güç demek, çoğu zaman hırsızlık, yolsuzluk, yıkım demektir ki, servet sahibi olanların çoğu bu yoldan hep zengin olmuşlardır.
Ne yazık ki dünya insanlığının çoğu bu yozlaşmaların farkında değilken, farkında olanlarsa daha fazla mal, konfor egosuyla bilerek ahlâk ve adalet kurallarını yozlaştırmakta bir sakınca görmüyor. Bu mantık ve duygu, domino etkisiyle, edata dünyanın her tarafında yozlaşmamış birey ve topluluk bırakmadı. Onun için dünyadaki ahlâksızlığın gerçekleşmesinde her birey, kendi konumuna göre suç ortağıdır, kimse kendisini temize çıkarmaya çalışmamalı. Şimdi gelelim ne yapmalı? Sorunun somut yanıtına.
Şu andaki mevcut dünya gerçekliğine ve yozlaşmış insan karakterine göre, umutlanmak ne kadar zor olsa da yapılması gereken tek yol; Bilgi ve Teknoloji Çağı’nın tamamen Dinozorlaştırdığı insan türüne göre, yeni model “Ahlâk ve Adalet” kuralları icat edilmelidir. Bunun içinde her birey ailede, sokakta, iş yerinde, okulda ve bulunduğu tüm ortamlarda, Teknolojik Bilgi Çağı’nda Ahlâk ve Adalet ilkeleri ne olmalıdır? üzerine birtakım yanıt ve öneriler bulunup, bunlar bilimsel platformlarda ortak tartışılmalı. Devamında ortaya çıkarılan bilimsel sonuçlar, başta sivil toplum ve benzeri kurumsal otoritelerde ilkeler haline getirilmeli. Daha sonra devlet yönetimlerine bunları dayatıp, Teknolojik Bilgi Çağı’na uygun toplumsal sözleşmelere dönüştürülmelidir. Herkesin kendi egosunu tatmini şeklinde hümanizm, barış ve demokrasi sohbetleri, farklı kurum ve otoritelerle ortaklaştırılmadığı sürece, sadece “Laf olsun torba dolsun” misalindeki gibi, hiçbir anlam ifade etmediği de iyi bilinmelidir.
Cemal Zöngür
Kaynaklar:
Alaeddin Şenel- İnsanlık Tarihi. İmge Yayınları
Prof. Dr. Louann Brizandini – Kadın Beyni. Say Yayınları
// // - Erkek Beyni. Say Yayınları
Yoal Noah Harari – Sapiens. Kolektif yayınları
Robert Ezra Park – İnsanın Doğası. Pinhan Yayıncılık
Alfred Adler – İnsanın Doğası. Payel Yayınları
David Egleman- Beyin-Domingo Yayınları
Wilhelm Riech –İnsanın Doğadaki Yeri. Payel yayınları
Donna Rosenberg- Dünya Mitolojisi. İmge Yay
Ali Şeriati- Dinler Tarihi. Seçkin Yay
Mircea Eliade- Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi 3 Cilt. Kabalcı Yay.






