“Avradını”
“Eşeği saldım çayıra
Otlaya karnın doyura
Gördüğü düşü hayra
Yoranında avradını.”
“Eşeği saldım çayıra
Otlaya karnın doyura
Gördüğü düşü hayra
Yoranında avradını.”
İlkokul üçüncü sınıftaydım. Yaklaşan 23 Nisan etkinliği için tüm hazırlıkların yapıldığı gün öğretmenimiz, “Çocuklar,” dedi. “Yarın 23 Nisan ve ben İlçe Milli Eğitim Müdürü'nün koltuğuna oturtmak için içinizden birini seçeceğim.”
MERDİVENDEKİ İZ
Bu düşünce ruhunun karanlıklarında yanıp sönen bir ateş gibi dolaştı. Sonra yerini daha güçlülerine bıraktı:
‘Çok daha kötü günler bekliyor bizi. İyi insanların yardımı daha ne kadar sürecek... Halimizden anlayacak yardım eli uzatacak başka kimsemiz yok!’ diye düşündü. “Bu yoksulluğa daha ne kadar dayanabileceğim?” diye söylendi. İçi titreyerek.
Ve birden içinde bir korkunun, soruyu ona yanlış sordurduğunu anladı. Biraz düşündü, sonra içtenlikle sorulması gerekeni mırıldandı:
Dedem, nenem ve birlikte yaşayan evli üç oğul, bunlardan doğan çocuklarla birlikte, toplam 16 nüfustuk. Dedem ve nenem yaşlı olduklarından ötürü, tarla ve çayırların kontrollerini yapar ve daha kolay işlerle uğraşırlardı. Diğer üç kardeşten en büyüğü, terzi olarak yöredeki köylülere ya aldıkları kumaştan elbise dikerdi ya da eski yırtılmış elbiselere, yeni yamalar yaparak, düşük de olsa aileye önemli bir gelir sağlıyordu. Diğer iki kardeş ise sürekli tarla, çayır ve hayvanların bakımıyla uğraşan rençberlerdi.
BİR TUHAF DOĞUM GÜNÜ KUTLAMASI
‘ARILAR ve ŞAİR’
Şair yine yola düşmüş, bu sefer yolu nereden geçmiş.