Yoklukta

Nurcan Balıbey kullanıcısının resmi
Yataktan çıktı, yürüdü. Saçları kabarıktı. Kızarmış gözkapaklarını kırpıştırarak camın üstündeki şekilleri incelemeye başladı, bir süre sonra gözlerini yavaş yavaş bahçenin yan duvarına çevirdi. Nedenini bildiği bir nefretle bakıyordu. Bu duvarın ardındaki adam, yalancı, düzenbazın biriydi. Başlarına gelenleri düşündükçe kalbinin üstüne, pencerede bulunan şekiller kadar soğuk çizgilerin kazıldığını hissetti. İnsanları sadece iki sınıfa ayırmak mümkün müydü? İyiler ve kötüler!

 
 Bu düşünce ruhunun karanlıklarında yanıp sönen bir ateş gibi dolaştı. Sonra yerini daha güçlülerine bıraktı:
‘Çok daha kötü günler bekliyor bizi. İyi insanların yardımı daha ne kadar sürecek... Halimizden anlayacak yardım eli uzatacak başka kimsemiz yok!’ diye düşündü. “Bu yoksulluğa daha ne kadar dayanabileceğim?” diye söylendi. İçi titreyerek.
Ve birden içinde bir korkunun, soruyu ona yanlış sordurduğunu anladı. Biraz düşündü, sonra içtenlikle sorulması gerekeni mırıldandı:
“Bu işi gerçekten yapmak istiyor muyum?” diye aklından geçirirken, uyuyan kocasının kımıldadığını gördü. Mahalleli de yavaş yavaş uyanıyordu. Soğuk bir kış günü başlıyordu. Sokaktan ayak sesleri geliyor, komşu evlerde kapılar açılıp kapanıyordu. Otobüs bekleyen öğrencilerin sesi, durakta bekleyen işçilerin tütün kabası sesine karışıyordu.
Kadın, kocasının ağzından çıkan o cümleleri hatırladı:
“Bütün hayatımı dört duvar arasında, esaret içinde zincirlerime yeni bir halka ekleyerek geçiremem... Komşu Mustafa’nın amcası milletvekiliymiş, ‘Ne işin var Doğu’da, istifanı ver, bizim parti sana  iş bulur,’ dediğinde ona inanmıştı. Buluştukları her sefer, “Sen şimdi şehrin köftesini özlemişsindir, hadi seni lokantaya götüreyim,” diyor, tam da hesap ödeneceği sırada, bir bahane uydurup masadan sıvışıyordu.
Bu sahtekârın vaatlerine kandı ve memuriyetten ayrıldı. Doğu’ya tayini çıktığında, “Nasıl olsa torpil yaptırır seni buraya getirtiriz. Boşuna evini oraya taşıma,” diyen de komşusu Vehbi idi. Üç yıl geçmesine rağmen geri tayin yaptıramayan kocasının aklına giren bu adam, sonunda yeni bir iş bulma vaadiyle aklını çelmişti.
“Önce seni işe yerleştirir sonra da bizim partiye üye yaparım. Güven bana... Sen akıllı adamsın, herkes sana hayran kalacak göreceksin bak, önce meclis üyesi, sonra milletvekili bile olursun. Sen beni dinle...” demişti, siyasetin ‘S’sinden anlamayan adama.
Kadın, tüm bunları düşünürken, yatağın üstünde duran örtüyü alıp sıkı sıkı sarınmış, hâlâ pencerenin kenarında buzların cam üstünde oluşturduğu şekillere bakıyordu.
Güneş, gökyüzünü belli belirsiz aydınlatarak gitgide daha şeffaf hale sokuyordu. Kar yağmıştı. Göz kamaştıran bir beyazlık her yeri örtmüş, kar tutmayan bir iki çamur yığını bu beyazlığın üstünde kara leke halinde duruyordu.
Soğuktan büzülmüş bir halde, kocasının  Vehbi ile arasında geçen konuşmayı hatırladı. Belleğinde sesler kelimeleşerek cümleler halinde dilinden dökülüverdi.
“Evet, hayat kötü ve merhametsiz. Bu adam, ’istifa et gel sana iş hazır,’ dememiş miydi? Şimdi ise bunları söyleyen o değilmiş gibi davranıyor, ‘Bu zamanda iş bulmak kolay mı? Neden bırakıp geldin, Allah Allah bana mı güvendin?’ derken sesinde alay mı öfke mi barındırdığı ayırt edilemiyordu,” diye söylendi.
Sonra uzun uzun baktı kocasına. Bir zamanlar parıldayan gözlerle gülen adam, şimdi ışığı kısılmış bir fenerin içinde küçük bir muma benziyordu. Zamanının çoğunu uyuyarak geçiriyordu. Gidecek bir yeri, yapacak bir işi yoktu. Bazı  ihtiyaçlarını karşılayamadığı için de soğuğu bahane edip iki çocuğunu da okula göndermiyordu. Çocukları evde tutmak zordu. Onları oyalamak, yine kadına kalıyordu. Bir öğün eksik yensin diye de yataktan erkenden kalkmalarını yasaklamıştı babaları.
Güne öğle saatlerinde, kaynayan suyun içine kırılan yumurtayı yiyerek başlıyorlardı. Katık edilsin diye babaları, tuzu basıyordu içine. Çocuklar ekmeği banıp lokmalarını yutunca, tuzdan yanan ağızlarını çalkalıyordu.
Kadın, yüreği kaskatı gerçek düşüncelerin seline bırakmıştı kendini.
“Siyasiler, evet onlar.” diye tekrarladı içinden.
Oy avcıları, vaatlerini sıralarken sınır tanımıyorlar, ellerindeki gücü korumak için her türlü yalanı ve sonuçlarını göze aldıkları sürece hayat ne doğru ne de güzel olabilirdi. Hayat kötü ve acılar içinde sürüp gidecek... endişesi hâkimdi düşüncelerine
Yüzünü tekrar pencereye döndü, dışarı baktığında duvarın üstüne konan bir karga yuvarlak siyah gözleriyle, yola sağlam adımlarla basarak dar kaldırımdan ilerleyen paltolu bir kadına bakıyordu. Karda yürüyen insanların ayak sesleri ürperti veriyordu, her hışırtı yüreğini ağzına getiriyor, kalp atışlarını hızlandırıyordu. Ansızın tüm bedenini kaplayan o müthiş gücü düşündü.
Şimdi aklında iki şey vardı: Ya gündelikçi kadın olarak hayatına devam edecek ya da kocasını sevmediği, nefret ettiği  İnfaz  Memurluğuna geri dönmesi için ikna edecekti.
Dirseklerini pencerenin kenarına dayadı, kafasındaki sorulara cevap bulmaya çalışıyordu var gücüyle.
 Kocası,
“Bekle, bak göreceksin baharda iş bulacağım,” diyor, sabretmesini istiyordu hep. İçine düştüğü o boşlukta zaman geçmek bilmiyordu ki... Sabrı sonuna geliyordu...
                                                                                                                                                                                                                  
                                                                                                                                                                                                             21.11.2022/ Tekirdağ

Kategori: 

Bunları Okudunuz mu?

04/25/2025 - 10:25
02/20/2025 - 10:30
01/18/2025 - 21:05
11/20/2024 - 20:50
11/14/2024 - 19:11

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

Feyza Eren’den Akdeniz’e Lirik Bir Güzel...
  Uzun yıllardır sanat yaşamını ABD’de sürdüren Feyza Eren, “Vedadır Belki” adlı, tekli çalışmasıyla yeniden...
80’LİK DULLAR-1/ Sedat ÖNCER
Çünkü nüfusu orta yaşın da çok ötesinde insanlardan kuruluydu. Beldenin tek camisinden gün yoktu ki bir sela sesi duyulmasın… Emeklilerin tercih...
ZİNE/ Nazir Atila
Zine birden telaşlandı. İçini derin bir üzüntü kapladı. Yüreği korkuyla karışık bir heyecanla atmaya başladı. “Korkma Zine, okulun reviri var,...