Genetik Ne Büyüleyici Bir Şey!
Hızlanan yağmurun pencere pervazlarının çatlaklarını dövercesine ama hiç duyulmayan inlemeler eşliğinde içeri sızıp avuçlarına damlamaya başladığında, bu her bir damla beyninde bir soruya dönüşüyordu.
Hızlanan yağmurun pencere pervazlarının çatlaklarını dövercesine ama hiç duyulmayan inlemeler eşliğinde içeri sızıp avuçlarına damlamaya başladığında, bu her bir damla beyninde bir soruya dönüşüyordu.
O, düşük omuzları ve kederli yüzü ile ağır adımlarla yukarı çıkarken bütün merdivenleri tütün kokusu sarardı.
Çocuk heyecanımı durduramaz koşup ona sarılmak isterdim. Her defasında eliyle “Dur” işareti yapar, ben biraz kırılgan, biraz sabırsız yanımdan geçişini izlerdim.
Saatler öncesinden odun ateşinde ısıtılırdı termosifonun suyu.
—Hoş geldin, derdi annem
—Hoş bulduk. Suyu hazır ettin mi?
—He, hazır sen yukarı çık hele.
—Bu kılıkta içeri girmeyi istemediğimi biliyorsun, üstüm başım ter ve tütün kokuyor.
Filistinli karısını ve kızını getirememenin verdiği acı ve endişeyle mırıldanıp duruyor.
"Bundan sonra roman yazabileceğimi sanmıyorum. Gazze bana, Nazi uçaklarının ve kara birliklerinin gerçekleştirdiği Varşova yıkımını anımsattı. 340 hektarlık alana tıkış tıkış sığınan Varşova Gettosundaki 500 bin Yahudi’nin durumunu görür gibi oldum. Oradaki ünlü Yahudi direnişini ve sokaklardaki cesetleri görür gibi oldum. Kanım dondu."
Ağla, bulud, ağla. Yoxsa sənin də
Gözlərin quruyub, yaşın qurtarıb?
Daşla, fələk, məni. Nə dayanmısan?
Yoxsa daş atmaqdan daşın qurtarıb?
Sevgi də, nifrət də qəlbdə bəslənir,
İnsan fərdilənir, insan kəslənir.
Atamın dilində tez-tez səslənir:
“Ölən ölüb gedib, başın qurtarıb”.
Gözlərim yaşlıdı, ağlardı indi,
Qəlbim yaralıdı, dağlardı indi,
Elnur, darıxma heç, bahardı indi,
Boranlı, çovğunlu qışın qurtarıb.
Varoluşun şiir gibi kafiyeli
Özün sevda kadar muhteşem
Yüreklerde ekinler gibi boy veren
Ay yüzlüm
Seni düşünüyorum
Yar misali
Ya da özgürlük gibi
Varsın dünya döne dursun
Varsın mütemadiyen güneş doğup batsın
Aras kıyısında çiçeklerine sarılmasam senin
Yaşamı, dünyayı şu koca âlemi neyleyim Kağızman
Beni hayta bağlayan iki şeyden biri sensin
Lavanta kokan
Sılam
Bir diğeri de nazlı yara
Asla sizsiz edemem
Yüreğim tükenir pusulam şaşar, tökezlerim Kağızman
Her sabahın şafağından
Gözlerine sığınan
Aydınlığa
Sana
Hayran kalan yüreğime
İmrenen zaman hiç yok gibi geliyor bana
Alev, ateş misali
Sen içimi yaktın
Kavurdun
Bir dolunay vakti
Dudaklarıma sindin
Mecnun oldum indim çöllere
Şimdi seni çok susadım, fazlasıyla özledim
21 Mart tarihi, yani Newroz veya Nevruz birçok coğrafyada, Orta Asya’dan Ortadoğu’ya ve Mezopotamya’ya kadar birçok halk için yeni yılın, baharın başlangıcı, yeni bir günün doğuşu olarak kabul edilen bir gündür. Ancak Newroz özellikle Mezopotamya’nın mazlum halklarının, Kürd ulusunun karanlıktan kurtuluşunun, aydınlığın, güneşin, barışın, özgürlüğün, tüm güzelliklerin sembolü bir gündür ve tarihi olarak 4.300 yıl öncesine dayanan bir tarihsel kökene sahiptir.
Günün orta yerinde acıları uç veren
Teni saman
Elleri toprak kokan
Kürdistanlı kadın
Bırak ağlamayı bırak
Bırak tırnaklarınla yüzüne kapanmaya
Oy saçlarını öyle yolum yolum yolma yiğit anne
Kanayan kadim topraklarda
Her yarası bir okka
Her derdi bir ton kadar
Issız gecelerin
Koyutu köşelerde
Toz, duman
Kan-revan içinde kalan
Yüreğinde sevgi
Koynunda özgürlük besleyen
Yırtık gecelerinden bir kızıl şafak boy veriyor anne
Ruha qida verir, ruha güc verir
Əşarı Xəlilin, şeri Xəlilin.
Ölsə də, o yalnız cismən ölübdür,
Ruhusa dönübdür geri Xəlilin.
Onun əşarıyla boy atmışıq biz,
İlhamlanıb yazıb-yaratmışıq biz,
Ürəkdə heykəlin ucaltmışıq biz,
Qəlblərdə yaşayan diri Xəlilin.
Çoxları satıldı, yalançı oldu,
Onunsa həqiqət qazancı oldu.
Azadlıq ən böyük inancı oldu,
Azadlıq ocağı, piri Xəlilin.
Onu çox sıxsa da, zindan həyatı,
Sınmadı şerinin qolu, qanadı.
İşıqlı günlərə ümid bağladı,
Aynı heyecan çağırdı onları tekrar. Koştular, koştular, koştular… Çok zaman geçmemişti ki dumanın içinden öksürük sesleri yükselmeye başladı, bu duman evlerin çatlamış pencere pervazlarını zorlarken. Sonra bir tane daha, bir tane daha… Dumanın yer yer dağıldığı yerlerde beliren çocuğunu gören bir annenin feryadı duyuldu önce ve bu feryat, diğer bütün anneleri sokağa yalınayak dökmeye yetmişti. Her biri çocuğuna doğru koşarak ilerliyor, kimisi adını haykırıyor dağlara, taşlara. Göz gözü görmeyen dumanın arasında bir labirentin içinde kaybolmuş gibi kendi yavrusunu arıyordu.