“Ben de Biliyorum Suçsuz Olduğumu ama İspatlayamıyorum”
“Ben de Biliyorum Suçsuz Olduğumu ama İspatlayamıyorum”
“Ben de Biliyorum Suçsuz Olduğumu ama İspatlayamıyorum”
Beni, ‘Yaşamı Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi’nin doğal öncüsü Ahmet Güden aradı. CAN TV’deki “Hase Ma” adlı programına bugün öğleden sonra saat ikide katılacaktım. Günleri şaşırdığım için hazırlık yapmamıştım. Zoom üzerinde doğal olarak ilk birkaç dakikasında heyecanlandım. Sonrasında sorduğu sorulara içtenlikle cevap verdim. Bölge insansızlaşmıştı. Kalanların bir kısmı üretimden kopmuştu.
“Otuz beş yaşındayım, soyluluk unvanım yok, taşınmaz malım yok, ticaretle hiç mi hiç uğraşmadım... hiç kimseyi sömürmedim,”[2] diye tanımlardı kendini.
DUVAR YAZISI EDEBİYAT KAYINTISI
XVIII
Madde 271: Le Guin Zihinde Bir Dalga’da şöyle der: “Okumak etkin bir iştir. Öykü okumak öyküye etkin biçimde katılmak demektir. Okumak öyküyü anlatmaktır, kendine anlatmak, yeniden yaşayarak, yazarla birlikte sözcük sözcük, cümle cümle, bölüm bölüm yeniden yazarak anlatmak… Kanıt istiyorsanız, sevdiği öyküyü okuyan sekiz yaşındaki bir kızı izleyin. Tamamen yoğunlaşmış, gergin, şiddetli biçimde canlıdır. Avlanan bir kedi kadar dikkatlidir. Yemek yiyen bir kaplandır.
Nadir, durumumdan ötürü, işini gücünü bırakıp bir haftalığına benimle gelmişti. Halbuki başını kaşıyacak zamanı yoktu. Almanya’ya dönmeden önce Çiftlik köyüne ve yaylalara gidecektik. Bir gün öncesinde ise Gözpınar Restoranında içmiştik. Gece saat birde eve dönerken, “Aha dayımın ışıklarını gördüm. Oraya gidelim,” diyecekti. Tüm ısrarlarıma rağmen, gitmek zorunda kalacaktık. Demiştim size, “Nadir tam bir çılgındır,” diye. E benim de ondan kalır yanım yok.
Sabah taziye için Yeni Mahalle Cemevi’ne gittiğimde, çocukluk arkadaşım Ahmet Tut’u gördüm. Birlikte Derviş amcamın masasına oturduk. Ahmet içindeki güzel çocuğa hiç dokunmamıştı; öylesine masum ve öylesine insan sevgisiyle doluydu ki, hayran kaldım.
Musa Taş’ı görmek güzeldi. Ağaçlandırma Kampanyası’nın ve Aşağı Içme’deki projeyi konuşmak için Gözpınar Restorana gidecektik. Tabii yanımızda Bektaş Kısa da olacaktı. Bektaş bölgemizin en duyarlı, üretimde bulunan ve doğa aşığı bir insan. Üretimini de bilimsel bir çerçevede yapmaya çalışıyor.
Neredeyse otuz iki yıldır, doğru dürüst memleketime gidememiştim. Pasaportumun süresi uzatılmamış, kimliğim ise kalu beladan kalmaydı. Ülke özlemim koca bir dağ ağırlığına dönüşmüş ve ben altında ezildikçe eziliyordum. Sonunda aşkımın kollarına koşmuştum…
Yaşadığım onca badireden sonra nihayet köyümdeydim.
Biriken kinle
Bahar gelecek
Buğday yeşerecek.”[2]