Okul Arkadaşım İBO
Hepsi de benden sonraki devrelerden okul arkadaşlarım, yaşça benden küçükler, ağabeyleriyim…
Hepsi de benden sonraki devrelerden okul arkadaşlarım, yaşça benden küçükler, ağabeyleriyim…
Aylardan Ekim olmalıydı.
Üç gün, iki gece sürecek olan düğünün ikinci gecesindeydik. Kına gecesiydi. Kadınlar ve genç kızlar evlerinden getirdikleri minderleri saz ekibinin etrafına serip oturmuşlardı. Saz ekibinin önünde yuvarlak bir alan, oynamak için boş bırakılmıştı. Bizim köyde kına gecesine sadece kadınlar değil, köyün genç erkekleri de katılırdı. Genç erkekler avlunun ayrı bir köşesinde, fırında yakmak için yeni kesilmiş çalı yığının üzerine oturmuşlardı. Yerinde duramıyor, zıplayıp duruyorlardı.
Üç-dört skeç hazırlamıştık. Birkaç arkadaşımız da folklor çalışmalarına katılmıştı. Derneğin önünde halay çekip duruyorduk.
Dernekteki çalışmalar hummalı bir şekilde sürüyordu.
bu yangın yerinde
yaşamak, insan kalarak.”[1]
“Barış İçin Akademisyenler Bildirisi”, çağına tanık ve taraf olabilen entelektüelleriyle çok önemli sonuçlarla birlikte, müthiş tartışmalara yol açarken, Esra Mungan, Muzaffer Kaya, Kıvanç Ersoy ve Meral Camcı şahsında unutulan/ unutturulan bir gerçeği gündem maddemiz kıldı.
Mahalleden dostların kaybolabilir,
Sevdiğin her şey kaybolabilir,
Ama dinozorlar, kaybolmaz.”[1]
Allin libertadllaqa,/ wanuyllawantaq./ Allin democraciaqa,/ carcelllawantaq,/ wanuyllawantaq./ Pillatapas mayllatapas,/ imanallan niytan./ Pillatapas mayllatapas,/ laykan-nallan niytan./ Llaqtayman chayaramuspa,/ aparunanpaq./ Kuyasqa yanachallayta/ chinkachinanpaq /apakunanpaq”
Samur çayı köksümdəki göynəyim.
Köz-köz olub,Allah,içim göynəyir,
Qan yaddaşı,sözümə can,anam,can,
Canımda can,Azərbaycan,anam,can!
Borçalıda qəribsəyən torpağam,
İrəvanda xal axtaran qonağam.
Zəngəzurda darda qalan sorağam,
Qan yaddaşı,sözümə can,anam,can,
Canımda can,Azərbaycan,anam,can!
Xudafərin Arazda daş ağıdır,
Ağrı dağı ağrımızın dağıdır.
Yurd harayı bağrımızı dağıdır,
Qan yaddaşı,sözümə can,anam,can,
Canımda can,Azərbaycan,anam,can!
Qarabağım dərdimizin təzəsi,
“Antiqua quae nunc sunt,
fuerant olim nova.”[2]
‘Mülkiyet, İktidar, Devlet (=Demokrasi) Ve…’ başlığında ifade edeceklerim geniş bir alanı kapsıyor. Bu nedenle konuyu bana önerenlerin, uzun bir sunuma hazır olmaları gerekiyor.
arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda,
kişi tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin
toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır.
İnsan bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak
diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken,
bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir.
Dolayısıyla tüketmek, birey için bir zorunluluğa dönüşür.
tüfekli iki erin nezaretinde.
sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular.
günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar.
tarih öncesi köpekler havlıyordu.
aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk,
o havlamalar, polisler.
Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü.
Tarih öncesi köpekler havlıyordu”
Cemal Süreya
Hüseyin Torun’un Ceylan Yayınları’ndan çıkan, ‘’Özgürlüğe Kaçış’’ adlı kitabını okuyorum. Bir değil, birkaç firarın öyküsünü içeriyor.
Devrimci mücadelesini anlatmış. Gözaltına alınışlarını ve her seferinde kaçışını, cezaevine düşüşünü vs...
Kayseri’de gözaltındayken kaçışı çok ilginçtir. Namlı kabadayı Kürt Kazım’ın hışımla karakola gelmesi ve kurtarmaya çalışırken tongaya düşmesi. Olay trajik olduğu kadar da ironiyi içeriyor.
Halkın, özellikle de kadınların faşistlere karşı koyuşunu görüyoruz. Olaylar tüm detaylarıyla anlatılmış.