Ya Direnip Kazanacağız ya da Mahvolacağız!
"Vatan sağlığa benzer, değeri, kaybedilince anlaşılır"
"Vatan sağlığa benzer, değeri, kaybedilince anlaşılır"
“Sarayda yaşayan başka,
kulübede yaşayan başka düşünür.”[2]
“Başka Bir Dünya Mümkün… Örgütleyecek Güç Sensin” Sempozyumu düzenleyicileri benden, tam 10 dakikada ‘Paris Komünü’nden Ekim Devrimi’ne Sosyalizmin Güncelliği’ne dair görüşlerimi ifade etmemi istediler?
Böylesine imkânsızı isteyen gerçekçilik karşısında ne diyebilirim?!
başlayan bir medeniyetin
bütün umutları tükenmiştir.”[1]
Söze başlamadan şunu belirtmem gerekiyor; ben “kültür” kavramını burada insan ruhunun “rafine” ürünleri, yani bilgi, görgü, sanat, edebiyat, müzik vb. anlamında değil, antropolojik anlamda, yani eğitimli-eğitimsiz tüm insanlarda, geniş ya da küçük ölçekli, sınaî, post-endüstriyel ya da avcı-toplayıcı bütün toplumlarda var olan bir “şey” olarak kullanıyorum. Tabii yine de bir takım ihtiyat paylarıyla...
Ezmelisinden olsun azık
Maydonoz ve soğan da doğra içine
Dürüm yap yufka ekmekle,
Paylaşacağım dostlarım olacak
Dayanışma mitinginde
Polis copu acı verir
Acıktırır insanı
Alıcı kuşlar gibi döner
Başımızda polisler
Toması yıkamazsa
Sıkar yağlı kurşunu
Hesaba katma sağ döneceğimi
Azık bir umuttur
Düşersek kavgada
Dostlarım paylaşır
Ben olmasam da...
Gömleğinin altına gizlemeye çalışıyordu, birilerinin görmesini istemiyordu çünkü. Kızına ve karısına çaktırmadan evden çıkması gerekiyordu. Yine de kızını öpmeden edemedi. “Az sonra gelirim” diyerek kapıdan çıktı.
“ey işçi…
bugün hür yaşamak hakkı seninken
patronlar o hakkı senin almışlar elinden.
sa’yınla edersin de ‘tufeyli’leri zengin
kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin?
rahat yaşıyor, işçi onun emrine münkâd;
lakin seni fakr etmede günden güne berbâd.
zenginlere pay verme, yazıktır emeğinden.
azm et de esaret bağı kopsun bileğinden.
sen boynunu kaldır ki onun boynu bükülsün.
bir parça da evlatlarının çehresi gülsün.”
GELECEĞE, UMUTLA, GÜVENLE, MÜCADELEYLE…
Bazen de dünyaya gelmeden veda eder halkımın çocukları. Geride hiçbir şey bırakmadan çekip gitmek hazin bir durumdur. Kürt olmanın dayanılmaz ağırlığındandır tüm bunlar. Daha parmak kadarken, on üç kurşun yemektir bazen. Bazen de yetmiş yaşındayken sokak ortasında vurulmak…
Hayatın dışına itilmeye, ötelenmeye, yok sayılmaya çalışanların öykülerine, dünyalarına sızmaya, onların hayatı yaratanlar olduğunu göstermeye, anlatmaya devam ediyor Zeren.
Kitaptan
“anılar dedi ihtiyar anılar
bugün
anılar düş değeri kazanıyor
bugün hava güzel.”[1]
Odama girip çıkan doktor ve hemşirelerden fırsat buldukça okudum. Heyecanlanmak, yaşama tutunmak, ‘ölüm de neyin nesi?‘‘ demenin edebiyatın tatlı yorganına sarılmakla olduğunu bir kez daha öğrendim.