Yazar Adil Okay cezaevi yollarında büyüyen çocukları anlattı: ‘Bir yanları hep eksik büyüyorlar…’
Yazar Adil Okay cezaevi yollarında büyüyen çocukları anlattı: ‘Bir yanları hep eksik büyüyorlar…’
Yazar Adil Okay cezaevi yollarında büyüyen çocukları anlattı: ‘Bir yanları hep eksik büyüyorlar…’
Kutup ayıları etle beslendikleri halde neden penguen yemezler, diye daha önce hiç düşünmemiştim. Meğerse penguenler Güney Kutbu’nda, kutup ayıları ise Kuzey Kutbu’nda yer alıyormuş. Aralarında binlerce kilometre olduğu için birbirlerini görme şansları yokmuş. Kutup ayıları ve penguenleri birkaç fincan kahve eşliğinde izlerken gözlerimde uyku akmıyor değildi.
Karın altında yürümek ve hakikati bulmak maksadıyla dışarıya çıktım. Gözlerimi manzaraya kapatıp iç evrenime yöneldim.
“Kendini bil! Kimsin sen? dedim kendime.
“Asıl sen kimsin?” dedi kendim bana.
“Burada soruları ben sorarım!” dedi kibirli benim.
“Peh! Havalara bak! Soran da sensin cevaplayan da!”
“Ee? Hem soran hem cevaplayan aynı kişi ise kim kimi bilecek?”
“Onu ben bilemem!” dedi kendim.
“Tövbe! Tövbe! Ee? Kime soracağım o zaman? Sen benim ötekim değil misin?”
DUVAR YAZISI EDEBİYAT KAYINTISI
XXXVIII
Madde 371: Molière (1622-1673) asıl ününü 1659 tarihinde yazdığı Kibarlık Budalası ile kazanmıştır. Peş peşe tiyatro eserleri yazan Molière, Boynuz Korkusu, Kocalar Mektebi, Başbelaları, Kadınlar Mektebi, Zoraki Evlilik, Tartuffe, Dom Juan, Cimri gibi bir dolu drama yazmıştır. En sonuncu oyunu da Hastalık Hastalığı olmuştur.
Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, hemen hemen tüm maddeleri birbirini boşa çıkaran, çelişen ve kavram karmaşasına sahip olması, her şeyi olduğundan daha zora sokandır. Gerçek Adalet ilkesine göre toplumu yönetmek isteyen siyasi düşünceler, başta anayasa olmak üzere çoğu yasa ve kanunları kaldırıp, çağın gerçekliğine ve gerçekçi sosyal demokrasi kültürüne uygun yasalar yapmakla mümkündür. Yeni Anayasa yapılmadan, istisna yönetici bireylerin dışında başarılı yönetim performansı göstermek, oldukça zor bir iştir.
Herkes kendinde eksik olanı arar; tıpkı ezilenlerin eşitlik, kardeşlik ve barışı aradığı gibi…
Bu elbette sınıflı-sömürücü zorbalık koşullarında “Et pium desiderium” ya da Türkçesi ile “Gerçekleşmesi olası olmayan gelecek veya geçmiş bir şeye duyulan derin hasret” hâlidir.
Ki bu da ezen/ ezilen ilişkileri sürdükçe eşitlik, kardeşlik ve barışın imkânsızlığına işaret eder.
Leyla Atabay E-Tipi Cezaevi Elbistan/Kahramanmaraş
I
İbraniler yani İsrailoğulları, yani bugün Filistin halkına soykırım yapan İsraillilerin ataları 400 yıl boyunca Mısır'da Firavuna kölelik yapan bir topluluk.
Musa Peygamber de İbrani.
Bir gün gelip İbranilere diyor ki; "Ben Sina Dağı'na çıktım. Allah'ı gördüm, Onunla konuştum. Bana dedi ki 'Musa, İbranileri sen kurtarabilirsin. Seni peygamber ilan ediyorum.'"
Köle İbraniler de şöyle diyor hep bir ağızdan; "Hay hay biz ikna olduk. Seni peygamber olarak kabul ettik."