Ağ Günlükleri
Kişiliğin Şekillenme Aşamaları ve Etkenler -1-
2-Doğumdan 6 yaşına kadarki dönemde kişilik şekillenmesi.
3-Altı yaşından 20 yaşlarına kadarki dönemlerde oturan kişilik.
Her üç dönemi tek tek ele aldığımızda, doğruya daha yakın bir kişilik çözümlemesi rahatlıkla ortaya çıkarabiliyoruz.
Bir Yarım Taş
İçerisi çok sıcak
Sarı lambanın
Işığı yansımakta
Solgun yüzüne
Bir Yarım Taş
Bakıcısı getirmiş hastayı
Bakım evinden
Yaşlıca bir amca
Bir ablası varmış
O da akıl hastası
Bir yatak boş
Hastası yok
Bir haykırış koptu
Gecenin içine
Bütün sesleri susturan
Ablanın sesi
Sanki
Akıp gidenleri
Tutmaya çalışıyordu
Başını yukarı kaldırıp
Kendi etrafında dönüyor
Dönüyordu
"Ah can
Ben aklımı sana verdim
Bilemedim ki
Resim Hâl(ler)İne Picasso Ders(ler)İ[*]
“Resim, yaşananların süzülmüş hâlidir,” diyen Ahmet Cemal haklıdır. Çünkü ilk iletişim sanatıdır o.
Kolay mı? Leonardo da Vinci’nin sözüyle özetlersem: “İlk çizim bir adamın, güneşin duvara düşürdüğü gölgesinin etrafında çizilmiş basit bir çizgiydi.”
Malum: Fransa’daki Lascaux mağarasındaki resimler (av ve hayvan figürleri) on binlerce yıl öncesine uzanır; belki daha da eskiye…
Resim insan(lık) tarihinde konuşma (ses çıkarma) gibi ilk dışavurum şekliydi.
Su Hayattır, Susuzluk da Ölüm![*]
Önce herkesin (b)ilgisi dahilindeki bir haber: “İklim krizi dünyayı kasıp kavururken kâr hırsıyla hareket edenler durmuyor; Türkiye’de susuzluk kapıda.”[2]
Bu abartı falan değil, gerçekten unutulmasın: Su yoksa hayat da yok!
Kirpiklerimdeki Gece
Sesinin ılıklığı dalgınlığımı ıslatırken
Anahtarı kayıp kalbin
Uzarmış menzili umuda
Hani ellerin bir mendil gibi düşerse yanıbaşıma
Yalın ayak düşerim sokağa
Ne kör vakitlere aldırış ederim
Nede o üryan sabahlara
Koşarım çıldırasıya
Kanayan yaradan gelişin tomurcuklanır belki
Gülüşün ve sesin keşfederken beni
Şu kalabalık yalnızlık düşer kimliğimden
Sergiye Davet: 100 Tutsak 100 Hapishane... Sonsuz Edebiyat
100 Tutsak 100 Hapishane....Sonsuz Edebiyat
Görülmüştür ve Görüşeceğiz Kolektifleri olarak politik tutsakların hapishanelerde yazdıkları kitapları “100 Tutsak 100 Hapishane Sonsuz Edebiyat” başlığıyla sizlerle buluşturuyoruz.
Dört duvar arasında, hapishanelerde, üretilen eserleri okurlarıyla buluşturmak aradaki tel örgüleri ve duvarları kaldırmaya biraz olsun katkı sağlamaktır. Yasama ve sanata dair üreten, sanatın her dalının sınırlamalara, zorluklara, kilitli kapılar arkasına sığmayan gücünü kitaplaştıran tutsak yazarlar ve şairler ile buluşmak ister misiniz?
Tutsak Yazarlar Anlatıyor: Hapishanede Nasıl Üretebiliyoruz?
Tutsak Yazarlar Anlatıyor: Hapishanede Nasıl Üretebiliyoruz
“Bir de bu son yıllarda “Hapishane Edebiyatı” ve onun niteliği ile ilgili acayip bir tartışmadır almış başını gidiyor. Sanki zindanda yazılan bütün kitaplar propaganda, slogan ve birbirinin tekrarı şeylerdir. Böyle kitapların olduğu doğru, yanlış olan bunu genelmiş gibi dillendirmek.“
ABDULLAH ÖNGÜLLÜ. 1 NO’LU T TİPİ HAPİSHANE. AFYONKARAHİSAR
***
Sesin ki
Sesin ki; kutsal şarkılardan yükselen ilahi bir tınıydı…
Ne zaman yağmurlu bir günde yolculuğa çıksam, sen geliyorsun aklıma.
Ne zaman bir sahilde yürüsem çıplak ayaklarımla; ıslansam, üşüsem, seni anımsıyorum.
Her yağmur, gözlerindeki hüzün gibi ıslatıyor beni.
Her yağmurda titriyorum, üşüyorum, kederleniyorum.
Önceleri anlamsız gelirdi bu bana. Neden yağmurlar bu denli acıtıyor içimi diye.
Sonradan anladım, sen gittiğinde mevsim sonbahardı,
Sararmış yaprakların üzerine yeşil bir yağmur yağıyordu. Hatırlıyor musun?
Mevsimlik Ölüler Geçişi
Tıka basa dolu koltuklar, otlu peynir, turşu kokuyor koridor. Minibüs, sırtında yatak yorganla emek koşusunda kısık farla ilerliyor. İple bağlanmış naylon yalnızlıklar sarkıyor üstündeki balık istifi bagajdan. Rüzgârın önünde uçuşan naylon leğen, plastik maşrapa görüntüsü yol boyu. Peşi sıra öndekileri çok yakından kovalayan otoban korosu ritmini arttırıyor. Karnaval havası değil sanki ölüm mangasının hedefinde çığlık yankısı artan kalabalık.






