UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ: ŞAHİT OL ANKARA GARI!
“Şimdi, nerden çıktı bu Mandela meselesi?” diyen olacaktır elbet…
Latince de ironi için kullanılan, “Plusquam perfectum/ Çoktan geçmiş zamanlar”dan söz etmenin gerekli olduğundan kuşku duymadığım koordinatlarda Hugh White’ın, “Geçmişi değiştiremezsin ama gelecek hâlâ avucunun içindedir,” anımsatması hâlâ “olmazsa olmaz”.
“Neden” mi?
ondan sonra artık her şey karşı’dır.”[2]
Sürdürülemez kapitalist vahşetin üretimi ve üreteni değersizleştirdiği hiçleş(tiril)me kesitinden geçiyoruz.
İnsan(lık) için birçok şey kapkara geleceksizlikte ifadesini bulurken; insan(lık)ı insanlaştıran/ yapan değerler aşınıyor.
Kapitalizmin koşullandırdığı çıkara temelli ilişkiler, insan(lık)ın içini boşaltırken; devasa bir yabancılaşma/ yozlaşmayla yüz yüzeyiz.
“Görebildiğiniz yere kadar gidin.
Oraya ulaştığınızda daha
uzağı da görebileceksiniz.”[1]
Charles Dickens’ın, “Zamanların en iyisiydi ve de zamanların en kötüsü,” saptamasıyla betimlenen bir kesitte; öncesiyle Suruç Katliamı, sonrasındaysa coğrafyamız ve Ortadoğu açısından sarsıcı sonuçlara yol açan ve Ceyda Karan’ın, “Cehennemin kapılarının aralanması”; Nilgün Cerrahoğlu’nun “Ateş çemberi” olarak betimledikleri bir realiteyle yüzleşiyoruz…