Rutinin ağırlığı; Sıkılmak!
“Bilime giden düz bir yol yoktur ve ancak
onun dik patikalarında yorucu tırmanmaları göze alanlar
aydınlık doruklarına ulaşabilir…”
Karl Marks
En yakınlarımızla bize ait bir yaşam alanımız olması için bir eve ihtiyaç duyarken ailemizdeki, sosyal çevremizdeki insanlar bizden “daha iyi” evlerde oturuyor diye borçlanıp tüm paramızı daha iyi tasarlanmış beton yığınlarına gömüyoruz. Kendimizi, işini kaybetmekten daha çok korkarak daha çok çalışmak zorunda olan insanlara dönüştürüyoruz. Hayatımızı kazanabilmek için çalışmaya ihtiyaç duyarken para kaynakları için çalışan gönüllü kölelere dönüşüyoruz. Tabi ki sadece kendimiz için çalışmıyoruz çocuklarımıza da iyi bir gelecek bırakmak istiyoruz.
“Ay gız biz bu FETO’NUN bir terör örgütü olduğunu nasılda bilemedik.”, “Yav bu FETO nasılda bize kendini yutturmuş!” diyenler sanki her şeyin farkında olan insanlardı da, birden “Aman şükürler olsun uykudan uyandık” edasına giriyorlar. Onlar bu koyu tartışmalarla gün geçirirken, yeni bir uykuya hazırlamak için FETO muhabbetini bir ninni gibi uzatıp giden dev babalarının farkındalar mı?
Aşk konuşmadan dile gelen göz, görüntüsü olmayan roman gibidir.
Sarılacaksın yüreğinle sevdiğine, gökyüzünün maviliğine bakarken niyetin neyse. Ağza ekmek alınır gibi öpülmez yârin dudakları, öpeceksin, toprağa su verirken niyetin neyse.
Kendini seveceksin. Severken puştlaşmayacaksın. Avucunda tutacaksın yüreğini.
Öyle biçare kandırmayacaksın kendini. Satmayacaksın pazar mantığıyla insanı, kendin olacaksın.
Ağlamadan göreceksin ağlamanın acısını. Ve ağlamayı gözyaşı sanan bir zavallı olmayacaksın.
Soru, hem ahlâk felsefesi ve ondan kaynaklanan sosyal bilimler, hem de doğa bilimleri açısından oldukça eski. Antropolojide ise, 20. yüzyıl başlarında ABD antropolojisinin kurucularından Franz Boas, yanıtını net bir biçimde veriyor, insanın “kültürel” bir varlık olduğu, biyolojisini çevresi/kültürü aracılığıyla dönüştürebildiğini öne sürüyordu - Boas’ın ünlü deneyi, ABD’ye göç eden Avrupalıların kafatası ölçülerinin ikinci kuşakta değişime uğradığını göstermekteydi! O zaman sosyal çevreye, yani kültüre ilişkin süreçler, biyolojimizi etkiliyor olmalıydı...