Öykü

Gezi Parkı Bizimdir; Vermeyiz!

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

Evden çıkmak istemeyen kararsız genç erkek, “Nereye, tabakhaneye mi yetişeceğiz?”
“Yok, yok Taksim’e… Gezi Parkına”
“Evde oturalım aşkım, film izleriz”
Genç kız bakışlarını genç erkeğin üzerine dikti;
“Başka zaman oturur film izleriz. Şimdi sırası değil” dedi ve ekledi. “Aşkım, hani Gezi Parkında kocaman bir ağaç vardı ya”
“Evet, vardı, ne olmuş o ağaca? Diye sözünü kesti genç kızın. “Yoksa yıldırım mı düştü üzerine?”
“Yıldırım düşse iyi... Daha beteri oldu/oluyor.”
“Aşkım neler oluyor! Söyle de meraktan çıldırtma insanı”

300 Hırsız

Şenol Durmuş kullanıcısının resmi

Otorite ve uygulayıcıları bu yüz kızartıcı suçu işleyenleri yüz metre karelik iki katlı bu koğuşa istifliyordu. Gardiyanlar, jandarmalar, hatta diğer suçlardan yatan mahkûmlar bu insanlara hiçte hoşgörü göstermezdi. Herkesin gözünde onlar bu ülkeyi, bu devleti soyan, toplum düşmanı hırsızlardı. Aşırı kalabalıktan dolayı koğuş içerisi bir arı kovanı misali kaynardı. Oradan sürekli sesler duyulurdu. Gardiyanlar arada bir koğuş kapılarına tekmeyle, sopayla vururdu. Ses çıkarmamaları için. O anda ses kesilirdi ama bir süreliğine kadar. Yine başlardı sesler.

Ahtapotun Kollarında Bir Adam

Vildan Sevil kullanıcısının resmi

Ayarlanabilir yatağın arkası, neredeyse dik duruyor. O, orada öylece oturuyor.
Yatağın sol üst tarafında, yukarda, “Bip bip” diye sesler çıkaran koca bir ahtapot başı. Ahtapotun ağzı, gözleri siyah, yeşil ışıklarla zikzaklar çiziyor. Sürekli, sürekli Bip bip bip...
O,  görmüyor, duymuyor , bilmiyor. Öylece oturuyor. Yatağın iki yanında, çeşitli sıvılarla dolu şeffaf torbalar, yüksek metal askılarda. Hortumlar, hortumlar... Ahtapotun kolları… Sıvılar vücuda akıyor, oradan aşağıda asılı duran başka torbaya boşalıyor.

Behiye...

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

Garsona el etti. Soğuk bir şeyler getirmesini rica etti. İçti. Üstüne çay ısmarladı. Çayını yudumlarken martılara takıldı gözleri. Suyun üzerinde neşe içinde birbirleriyle konuşuyorlardı sanki. Güneş umurlarında bile değildi. Gözleri bu kez kafeteryadaki masalara takıldı. Birden gördükleri karşısında donup kaldı. “Olamaz, bu benim tanıdığım Behiye olamaz!” dedi. Dikkatle bakınca yanında oturan Kadir’i sol yanağındaki beninden tanıdı. Değişmemişti hiç. Ama o eski tanıdığı Behiye’den eser kalmamıştı. Kalkıp masasına gitmek için çayının bitmesini bekledi.

GÖLDEKİLER

Ali Rıza Aksın kullanıcısının resmi

Vardiyalar değişiyor, güneş, Nemrut’tan yana gülümsemeye hazırlanıyordu. Eve geldiğimde kahvaltım hazırdı. Aç ve yorgun olduğum halde bedenime söz geçiremeyip sızmışım. Uyandığımda şehre gölgeler sinmiş, ufuk kızıla boyanmıştı. Salonda Özlem`in sesi. -Hoş geldin, hangi rüzgâr attı seni buraya? -Bir uğrayayım dedim kız, kaç gündür görüşmedik de. -Kahvaltı yapmaz mısın? -Kız anam kahvaltısı mı kaldı, neredeyse akşam oldu. Annemin çıkışını fırsat bilen Özlem iyice sokuldu. -İyi ki çıktı kız. -Niye ki? -Sana anlatacaklarım var! -Merak ettim kız, neymiş…?

“Yasak Mıntıkanın Çocukları-SULTAN”

Hasan Sağlam kullanıcısının resmi

En iyi filmi yapsanız, idam sehpalarında ipe çekilmiş baba ve oğlun baş eğmeden yeri göğü titreten sesini gösteremezsiniz.

En iyi ağıtı en iyi kılamı, en iyi şuarı okusanız ciğerlerinizi yırtarak laç deresinde yükselen çığlıkları dindiremezsiniz. Çünkü; soykırımı anlatmaya hiçbir dil muktedir değildir, hiçbir sanat eseri muktedir olamaz.

O acıyı o çığlıkları o vahşeti anlatacak sözcükler, sadece yok etme katletme duygusunu kendisinde geliştirmiş savaş manyaklarında vardır.

Israrla yazılması gerekir. Onlarca yüzlerce kitap yazsak dersim soykırımını anlatmaya yetmez.

Yitirilen Düşler/ Dilan Ruha

Necmettin Yalçınkaya kullanıcısının resmi

İnsansızlaştırıldı. Topraklarımızdan sürüldük, koparıldık. Yüreklerimiz ve hayatlarımız yetim bırakıldı. Ama biz yılmadık. Anka kuşu gibi kendi külümüzden yeniden doğduk. İncindik, güldük acıların tam ortasında kaldık. Küçük bir ışığa yürüdük, ülkemizi kurmak adına. Özgürleştik. Yitirilmişler adına çoğu zaman çaresizliğimize isyan ettik. Her isyan yeni bir doğuşun habercisi oldu. Sevdalarımızı kimi zaman utancımız olur diye sakladık. Kaybettiğimiz yerde yeniden yaşamı bulduk. Kendimizi aradık. Çünkü biz yaşayan Mem ile Zin'leriz.

Sayfalar

Hapishane Edebiyatı

Ümüş Eylül Dergisinin 54. Sayısı Çıktı
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ocak-Şubat-Mart 2025 tarihli 54. sayısı...
Ümüş Eylül Dergisinin 53. Sayısı Yayınla...
Tekirdağ Cezaevi tutsaklarınca elle yazılıp mektuplarla dağıtılan  Ümüş Eylül Kültür-Sanat dergisinin Ekim-Kasım-Aralık 2024 tarihli 53. sayısı...
Düşünsel özgürlüğün Sınırsız Kütüphanesi...
Görülmüştür Kolektifi, Redfotoğraf grubu ve Karşı Sanat, “içerdekilerle dışardakileri buluşturan” ortak bir sergiye daha imza atıyor. Fotoğrafçılar,...

Konuk Yazarlar

Feyza Eren’den Akdeniz’e Lirik Bir Güzel...
  Uzun yıllardır sanat yaşamını ABD’de sürdüren Feyza Eren, “Vedadır Belki” adlı, tekli çalışmasıyla yeniden...
80’LİK DULLAR-1/ Sedat ÖNCER
Çünkü nüfusu orta yaşın da çok ötesinde insanlardan kuruluydu. Beldenin tek camisinden gün yoktu ki bir sela sesi duyulmasın… Emeklilerin tercih...
ZİNE/ Nazir Atila
Zine birden telaşlandı. İçini derin bir üzüntü kapladı. Yüreği korkuyla karışık bir heyecanla atmaya başladı. “Korkma Zine, okulun reviri var,...
Öykü beslemesine abone olun.